B0A8CBB3-C12A-47C3-AC60-4BDAA39AF631

Cemil HAYEK-Mezopotamya24

Dünyanın en güzel tiyatrosu Türkiye halklarına karşı oynandı. Oyuncular Erdoğan ve AKP, yazanlar Erdoğan’ın akıl hocaları, yardımcı oyuncular muhalefet ve seyirciler. Memleketin basın yayın hapı ile beyinleri uyuşturulan bu halktır. FETÖ nasıl bir tezgâh ise, rahibin ardından gelen ekonomik kriz de bir tezgâhtır. Köşeyi dönen yandaşlar, batırılan şirketler, Üsküdar’ı geçen vurguncular ve yardıma koşan dâhili ve harici yardımcılar… Sonuç olarak, tek kahraman Erdoğan’dır, kim demiş, diktatörlük kötü diye?

Bizde tıkır tıkır işliyor maşallah!

Bir sultanın bir danışma veya yalakalar meclisi olur, bizimkinin iki; Biri mecliste seçtirilenler, bir diğeri de, kaçak sarayda atananlar. Muhtemelen birisi sultanın yalakalığını yaparken, bir diğeri de, sultanın efendilerine yalakalık yapmakla meşgul olacak.

YA MUHALEFET

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın bu krizi öngördüğü için seçime hemen girdiğini haklı olarak söyledi. Bu kriz, AKP iktidarının eseri iken, liderleri kahramanlaştı. Peki, onu sorumlu tutmak yerine, yardımına koşan ve buna ulusal gerekçe bahanesini bulan muhalefetin, AKP iç muhalefeti veya ortaklarından farkı nedir?

Ulusal sorunlarda sorun çözmeğe hükümetle beraber koşmak, gerçekte muhalefet midir, yoksa ortaklık mıdır? AKP’nin sebep olduğu krizi teşhir yerine, onun yanında olmak, diktatörden başka kime yarar? Bunu yapan bir muhalefet partisi, sadece diktatörün suçuna ortak olur.

VURGUN

Krizin geleceğini gören AKP, elbet seçime koşup, seçimle güç topladı sonra da krizden dışarıyı sorumlu tuttu. Böylece bu devletin temel taşlarını dışarıya satanlar, kahramanlaştırıldı.

Kriz dolayısı ile TL’nin değeri kurumsal olarak daha da düşürülüp, sonra da yükseltilirse, bir taşla iki kuş vurulmuş olur. Beş liradan altı liraya yükselecek TL, kurumsal olarak yedi liraya çıkarılıp, sonra da, normal değeri olan altı liraya düşürülürse,  yediden altıya düşen TL ile buna sebep olanlar, kahramanlaştırıldığı gibi, düşürülmeden önce yükselen TL sayesinde, spekülatörler rahat rahat, aldıkları enformasyon sayesinde vurgun vurmuş oldular.

DIŞARIDAN DESTEK

Türkiye’nin batıdan koparılması, elbet uzun süren ama ulaşılması mümkün olmayan bir süreç. Yaratılan yapay kriz nedeni ile Türkiye’nin yardımına koşan Rusya, İran ve Çin, elbette diktatörün sırtını dayayacağı bir duvara dönüşmüştür. Ekonomik destekten sonra, yenilgisini ilan edecek olan İdlip operasyonunun gecikmesini sağlamışlardır.

Erdoğan’ı kazanmak isteyen İran, Rusya ve Çin gibi ülkeler, tekrar Erdoğan’ın elini güçlendirmiş, askeri ortaklık değil ama onu da sağlayabilecek olan ekonomik bağlantılar kurarak, Türkiye’yi bir yerde bu ülkelerden kopamayacak duruma getiren işbirliğine yenilerini katmıştır.

Ancak bütün bunlar geçicidir. Suriye, toprak bütünlüğüne son noktayı koyan taarruzu ebediyete kadar geciktiremez. Erdoğan, Türkiye halklarının aklı ile alay etmektedir. Eğer Türkiye gibi bir ülkeyi herkes kapmak istiyorsa, o ülke ayakları üzerinde duramıyor demektir. Oysa içerde bu pazarlıklar, kahramanlık olarak pazarlanmaktadır. Amerika, bizi bir müttefik gözü ile görmezken, Türkiye, gerçek dost değil, güçlü dost aramaktadır. ‘Güçlü’ kavramı afakidir, oysa dostluk, bakidir. Bugünün güçlüsü, yarının sefili olabilir ama bugünün dostu, yarının kadim dostuna dönüşür.

DENGELER DEĞİŞECEK

Amerika’nın Türkiye ekonomisine uyguladığı baskıları değerlendiren Alman Der Spiegel dergisi, Amerika’nın şimdiye kadar bu önlemleri sadece ezeli düşmanları olan Ruslara ve Güney Amerika’nın haydutlarına uygulandığını ifade ederken, bizimki, haydutlar gibi muamele görmeği, tekelindeki televizyon kanalları ile halka adeta bir kahramanlık destanı gibi sunmayıbaşarmıştır. Bunu deşifre etmeyen muhalefet, ona suç ortaklığı yapmıştır.

AMBARGO TERS TEPEBİLİR

Rusya, Çin ve İran’a karşı konulan ekonomik baskı ve ambargolar, bu ülkeleri birbirine daha fazla yakınlaştırabilir. Oysa Türkiye, bu ülkelerin arasında, her baskı ve rezalete rağmen, Amerika’nın Truva atı olmaktan öteye gidemez. Rusya ve müttefikleri bunun farkındadır ve bu işi, Türkiye’ye güvenerek değil, elini kolunu bağlayarak peşlerinden sürükleme siyasetini gütmektedirler.

ÖZELLİKLE İRAN

İran’ın hava gücü zayıfta olsa, deniz gücü fazla ahım şahım olmasa da, savaşı belirleyen ana faktör olan kara gücünde, yenilmezliğini önce yetiştirdiği Hizbullah sayesinde Lübnan’da, sonra da Suriye’de göstermiştir. Bu nedenle İsrail, korkusunu dile getirmiş ve Amerika’nınİran’a olan baskıların arttırılmasını sağlamıştır. Bu durum, en fazla, bir hava saldırısına kadar varabilir.

Bu durumda İran ne yapabilir

Atom programını geliştirebilir

Füze programını geliştirebilir

Hava gücünü arttırabilir; yeni uçaklar alabileceği gibi, uçak programı da hazırlayabilir

Ekonomik olarak, yeterlilik konusunda kendini geliştirebilir; Bu hem sanayi, hem de tarım alanında olabilir

Stratejik olarak Golan’ı tehdit edebilir

Hürmüz boğazın kapatabilir

Hepsinden önce, Suriye’nin kurtuluş savaşında, zafer koşusuna katalizatör etkisi katabilir.

Uzlaşmayı ebediyete kadar reddedebilir.

Yemen’deki gibi cephelere daha aktif katılabilir.

Diğer alanlarda ise:

BRİCS ülkelerini birbirine kenetler
Ortadoğu dalaşının uzaması ile uzak doğu rekabetini, Amerika aleyhine geriletir, Çin’e hız kazandırır, hatta ABD’nin ekonomik üstünlüğü kaptırmasına neden olabilir.
Dolar’a karşı mücadeleyi arttırır.
Ticaret savaşının başka boyut kazanmasını sağlar.
Yeni siyasi ve ekonomik oluşumlara yol açabilir

Sonuç olarak, İran’ın ‘Pişman olacaksınız’ şeklindeki meydan okuması, sonuçlarını verecektir.

İlginç olan, önümüzdeki seçimleri bekleyen Trump’ın, seçimlerden sonraki tavrı olacaktır.

Suriye’nin kenetlenmesi ve nihai zaferi, tüm bu cephelerde dengeleri değiştirecektir. Orta Doğu’dan defolan Amerika, yavaş yavaş tüm istila savaşlarını kaybedecektir.

TÜRKİYE SAHNESİ

Türkiye, tüm komşularının kurtuluş savaşlarına seyirci veya fırsatçı gözle bakarken, yakın zamanda beka sorununu en çok yaşayan ülke konumuna düşebilir.

Tüm bu başarısızlıkları örtmek isteyen diktatörlük, korkulara korku katmış, artık halkın avukatlarını dahi kaldıramaz olmuştur. Alçakça işkenceler, yıldırma hareketleri, bir korkunun ürünü olup, faşizmden başka vizyonu olmayan diktatörlüğün özelliklerini göstermektedir.

Oysa direniş, her zulmü yener, çünkü direnmek, bedel ödemektir.

Hiçbir şey, özgürlük kadar değerli olmadığına göre, özgürlük için her bedel ödenebilir.

Yargıya, basına, hukuka yapılan saldırılar, ancak bedelle önlenir

Mademki iktidar, korkusunu baskı ile ifade ediyor, o halde en güzel cevap, direnmek olacaktır.

Korkunun bedeli, korku olamaz.

Komşu kardeş ülkeleri görelim ve onlar kadar cesurca direnelim ki, onlar gibi özgürlüğe kavuşalım!

Komşu ülkeler dışardan fethedilirken, biz içerden fethedildik. Komşu ülkeler emperyalizme karşı destan yazarken, bizim Amerika’ya Çavuşoğlu tarafından yapılan dostluk ilanı, kukla siyasetin tipik tanımını ifade etmektedir.

Korku ve umutsuzluk yerine, cesaret ve umut, kavgamızın ilkeleri olmalıdır; Hatta idamı getrseler bile

Başka çaresi yok!

Cemil Hayek

19. 08. 2018