Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan Yazdı: SIRADA KİM VAR?


59D706D4-8F84-4196-808E-EC6130DA92BF

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Son dönemlerde ABD’nin ilk önce İran’a mı, yoksa Türkiye’ye mi saldıracağı tartışılan konu oldu. Bugüne kadar ABD tarafından verilen mesaj ve yaptırımlara bakıldığında İran’ın öncelik taşıdığı konusunda hemen hemen herkes hemfikirdir. Fakat Türkiye’nin son çıkışlarıyla ABD’nin hedefine kendini zorla koyduğuda bir sır değildir. Bu bir askeri çatışmaya yol açar mı meselesi mercek altına alındığında şimdiye kadar ABD’nin Türkiye’ye karşı askeri bir planı olmadığı görülüyor. ABD Savunma Bakanı James Mattis; “Türkiye ile olan sorunlar fazla deşilmemelidir, önceliğimiz İran’dır,“ desede Türkiye giderek kendini dayatırsa birinci öncelik sırasına oturttulması olmayacak bir şeyde değildir.

Sovyet Blok’un çökmesi, ABD’nin (GOP)  “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”  ile Orta Doğu’ya müdahalesiyle dünya güçler dengesi değişti. Yeni ittifaklar gelişti. Eski müttefikler düşman, düşman güçler müttefik oldu. Gelişmelerin doğalığıda bunu gerektiriyordu. Çünkü yeni dönemde her devletin çıkarı bu değişime göre yeniden düzenlemesini zorunlu kılıyordu. Özeliklede Kürdistan’ı egemenliğinde tutan devletlerin.

Bu devletler, ABD’nin uygulamaya koyduğu (GOP) “Genişletilmiş Orta Doğu Projesi”ni kendi devlet çıkarlarına yönelik olarak gördüler ve buna göre politikalarını yeni baştan düzenlediler. Bunlardan biride Türk devleti oldu. Korkusu vardı. “ABD’nin bu projesi Kürd devletini öngörüyor, vatan, millet bölünüyor“ düşüncesiyle ABD karşıtı olarak kendini konumlandırdı.

Bu süreci takip eden bizler ta 2000 yılında Türkiye’nin Batı kampından giderek uzaklaşacağı, Şengay Beşlisi’ne yaklaşacağını yazdık. Biz bunu dile getirirken soğuk savaş dönemi politika girdabında kendini kurtaramayanlar dediklerimizi “komplo teorisi“ olarak değerlendirdi. Bugün olan biten ortada olmasına rağmen hala bu kafada olanlardan epey vardır. “ABD şöyle kötü,“ “ABD’ye güven olmaz,“ “Anti-ABD’ci olunmadan devrimci olunmaz,“ vs. ile kafayı bozmuşlar.

Burada sorun; ABD’nin kötülüğü, iyiliği meselesi değildir. Sorun süreçte olup bitenlerdir. Ne yapıldığıdır. Kimin tasfiye edildiğidir. Kimin mevzi kazandığıdır. Burada Kürd politik güçlerin, aydınların, bireylerin nerede durulması gerektiğidir.

Bu süreçte Kürd millet düşmanları gerilerken, Kürdler çok mevziler kazandı. Bu çok önemlidir. Bunu görmek gerekir. Bunu sağlayan gücü önemsemek gerekir. Bunu görmek istemiyen kimi eski solcularımız işini gücünü bırakmış ABD’nin niteliğini tartışma merkezine oturtmuşlar. Soruna yakından bakıldığında bu tutum sahiplerinin kendilerini sömürgecilerimizin ideolojik etki alanından kurtaramadığı görülmektedir. Anti-ABD’ci kulvarda birlikte kulaş attıkları görülüyor.

Burada bir parantez açalım. KCK’nin Zeki Şengali’nin katledilmesinde ABD’yi sorumlu tutması isabetsiz bir açıklamadır. ABD-Türkiye arasında uzlaşmaz bir çatışmanın sürdüğü bir süreçte ABD’nin Türkiye’nin PKK’ye zarar vermesini isteyeceğine hükmetmek sağlıklı bir düşünce değildir. Aslına bakılırsa Türkiye’nin dahası orduya hakim olan Ergenekoncuların Şengal operasyonu ABD’ye meydan okumadır. Uzun süreden beri PKK ile süren ilişki ve YPG ile süren müttefiklik bir yana son on gün içinde 400 araçla Rojava’ya silah getirdiği biliniyorken ABD bu operasyondan haberdar olsaydı önlemi alırdı diye düşünüyoruz. Bu arada ABD’nin sözü geçen olayda varsa bir sorumluluğu ve bu konu da KCK’nin elinde varsa bir kanıtı bunu Kürd kamuoyuyla paylaşmalıdır. Sorumluluk budur. Bu değilde kuru kuru Kürd milletine ABD düşmanlığı pompalamak Kürd siyaseti olamaz.

Dahası Zeki Şengali’nin katledildiği alan bellidir. İtin, mitin cirit attığı açık bir alandır. Kimin eli, kimin cebinde olduğu beli olmayan bir alandır. Düşmanın kontrol edebileceği, gidiş geliş yolunun bilindiği bu alanda elini koluna sallayarak o yolun araba ile kullanılması düşmanı küçümsemenin sonudur. Af edilmeyecek bir tedbirsizliktir. Bundan ders çıkarılması gerekirken düşman çoğaltmanın Kürd milletine bir faydası olmayacaktır. Olay sadece Zeki Şengali ile de sınırlı değildir. Topal Bedran’dan bu tarafa PKK’nin onlarca alan sorumlusu uçakla vuruldu. Bunlar büyük kayıplardır. Bunların katledilmesi elbette tedaüfi değildir. Bir alt yapı çalışmasının sonucudur. Yer tespiti ve katletmeler sızma ve Türkiye ile çalışan güçlerin verdiği istihbarat ile ancak mümkündür. Gerillanın yerini tespit etmek Türkiye için sorun olmaktan çıkmıştır. Bu sorunu Rusya ile ilişkilerinden sonra çözmüştür. Bir konserve kutusuna yerleştirilen cip’in gerillanın yerini tespit etmeye yeter artar bile. PKK, bunca alan sorumlusunun katledilmesini kurye sisteminden aramalıdır.

Bu parantezden sonra tekrar esas konuya dönelim. Eski stratejik müttefik iki ülke olan ABD-Türkiye arasındaki krizin giderek derinleştiğini ve bir çatışma arenasına dönüştüğü bile görülmemektedir. Sıradan bir mahale kavgası derekesinde ele alınmaktadır. Oysa bu iki devletin politikası 1. Körfez savaşından beri farklı kulvarda seyrettiği süreci takip edenler görmektedir. Bunu doğru okuyamayan kimi birey ve çevreler bildik eski ezberlerini tekrarlayıp durmaktadırlar. Bununla çok şey ifade ettiklerini sanmaktadırlar. Hayır, çok şey ifade etmedikleri bir yana hiçbir şey ifade etmiyorlar. Bunlara diyeceğimiz şudur: Süreci kendi zihnine vurup algılamayabilirsiniz, bari en aşağı Türk egemenlik sistem sahibi güçlerin yazdıkları, çizdikleri ve izledikleri günlük politikalara bakın. Bakın ama onlar gibi düşünmeyin. Onlar siyah diyorsa siz beyaz anlayın. Bu çok mu zor?

Bakınız! Türkiye’yi görünürde AKP yönetiyor gibi görünsede işin gerçeği farklıdır. Türkiyeyi Türk derin devleti yönetiyor. Diğer bir tanımlama ile bugün Türkiye politikasını belirleyen ekip Ergenekon ekibidir. Recep Tayyip Erdoğan veya AKP hükümeti sadece önlerine konulan politikanın icraatçısıdırlar. Bugün bu iki güç; yani Türk dincisi ve Türkçüsü beka sorununda uzlaşmış durumdadırlar.

Fakat birbirini sevdikleri söylenemez. Ergenekon ekibi devlete hakim ama arkasında kitle desteği yok, Erdoğan’ın arkasında güçlü bir kitle desteği var. Bu nedenle birbirine ihtiyaçları vardır. Fakat birbirlerinede güvenmemektedirler. Bunu görmek gerek. Fakat her iki güç anti-ABD’cidir. (GOP)  “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”  uygulamada olduğu müddetçe birbirlerini idare edeceklerdir. ABD ile aralarındaki kriz giderek derinleşecektir. Olağanüstü bir durum yaşanmadıkça büyük ihtimale İran sonrası askeri olarak karşı karşıya gelecekleridir. Çünkü aralarındaki sorun çözülecek gibi değildir.

Temelinde Kürd/Kürdistan sorunu vardır. Bundan kaynaklı Türkiye’nin ABD’ye; “Ya ben, ya Kürdler“ dediği bilinmektedir. Bu iştem (GOP) Genişletilmiş Ortadoğu Projesine toslamaktadır. Ondan sonrada Türkiye, (GOP) Genişletilmiş Ortadoğu Projesini boşa çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır.

Türkiye, 1.Körfez savaşı sonrası Batıdan hızla bir kopuş sürecine girdi. O hızla Rusya ve İran’a yakınlaştı. ABD’nin Saddam Hüseyin Irak’ına karşı başlattığı savaşı boşa çıkarmaya çalıştı. İçte genelde Batı ve özelde ABD yanlısı güçleri devlet idaresinden tasfiye ettiği gibi, ya zindana attı, ya da yurtdışına kaçırttı. O günden sonra ABD’nin Türkiye’yi içte dönüştürmesinin imkanı kalmadı. Çünkü dayanacağı tek bir güç ortada kalmadı. Sistem hepsini tasfiye etti. Bu da yetmedi. ABD vatandaşlarını tutuklattı. Suriye’de ABD’nin başarısız olması için her ipten oynadı. ABD’nin hedefine koyduğu cihatçı teröristleri her alanda destekledi. ABD-YPG işbirliğini bozmak için ne gerekiyorsa onu yaptı. NATO üyesi olmasına karşın Rusya’dan S-400 füze sistemini almaya çalışıldı. ABD’nin İran’a karşı başlattığı yaptırımlara uymayacağını açıkça deklere etti. Eğe’de petrol aramasına engel olmaya devam etmektedir. Tüm bu ve benzeri sorunlardan dolayı ABD’nin “artık yeter“ dediği dereceye geldi. O günden sonra ABD, Türkiye’ye karşı politikasını değiştirdi. Türkiye’yi bölerek ancak dizayen edebileceği noktasına geldi. Tahammülünde bir sınırı vardır. Şu an o sınıra yaklaşılmıştır. Bugüne kadar izledikleri; “Türkiye’yi Rusya’ya kaptırmayalım, müttefik olamasakta en aşağı tarafsız bir güç kalsın,“ politikası tutmadı. ABD bundan dolayı giderek sessini yükseltmeye başladı. Başta Donald Trump olmak üzere ABD devlet yetkilileri tarafından Türkiye her gün tehdit edildiği gibi birçok yaptırıma da tabi kılındı. Bunlar çok ciddi gelişmelerdir. Uzlaşılır bir tarafıda kalmamıştır. Çünkü sorunun kaynağından kaynaklanıyor. Sorunun kaynağıda Kürd/Kürdistan sorunudur.

Türk egemenlik sistem sahipleri, Kürd/Kürdistan sorununu Türkiye’nin beka veya var olma, yok olma sorunu olarak görüyor. Bunuda başlarına açanın ABD olduğunu açıkça söylüyorlar. O nedenle ABD karşıtı, Avrasya eksenli bir politika izliyorlar. Bu politikanın mimarıda Türk derin devletidir. Başında da Ergenekon ekibi bulunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi burada kullanılan sadece bir araçtır. İşi bittiğinde ise gönderileceği yer çöp tenekesidir. Kalıcı olan Türk devletinin bekasıdır. Türk egemenlik sistem sahipleri, yani derin devlet veya Ergenekon ekibi böyle düşünmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan’da bunu görmektedir. Ergenekon ve hakim oldukları Türk ordusuna güvenmiyor. Oluşturduğu polis, milis gücü ve halkın desteğine ek olarak kendini koruyacak yeni güçlere ihtiyaç duyuyor. Bunlarda İdlip’te yoğunlaşan islamist cihatçılardır. Erdoğan’ın Putin ile çözmeye çalıştığı konu bir savaş olmadan bu cihatçıları emniyetli bir alana aktarılmasıdır. Bu alan Suriye’de Türklere verilecek otonom bir alan olabildiği gibi, direk Türkiye’ye taşıtırması konuşulmaktadır. Bu konu masada, henüz üzerinde bir anlaşma sağlanmış değildir. Konuşulan konudur.

Recep Tayyip Erdoğan, kendi tedbirini ala dursun şu an Türk devlet politikasını belirleyen ve onu Erdoğan eliyle uygulamaya koyan azılı Kürd düşmanı ırkçı, faşist Kemalist soykırımcı Ergenekoncu ekiptir. Şimdi yaptıklarının ötesinde Kürdlere karşı geniş çaplı bir soykırım planlamaktadır. Kürdler bunu şimdiden görmelidir. Kendilerini ona göre örgütlemeli ve pratikleştirmelidir.

Tekrarda fayda vardır. Sorun sadece Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi değildir. Bir bütün olarak Türk egemenlik sisteminin kendisidir.

18 Ağustos 2018