Şam’da Suriye rejimi ile görüşmeler yürüten heyette bulunan Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Başkanlık Konseyi Üyesi Zuhat Kobani, Suriye rejimi ile henüz hiçbir konuda anlaşmadıklarını söyledi. 

Yavuz ÖZCAN

IMPNews & Mezopotamya24 – Şam’da Suriye rejimi ile görüşmeler yürüten heyette bulunan Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Başkanlık Konseyi Üyesi Zuhat Kobani, Suriye rejimi ile henüz hiçbir konuda anlaşmadıklarını söyledi.

Kuzey Suriye’nin rejime teslim edileceği yönündeki iddiaların asılsız olduğunu, bu söylemlerin amacının bölgede karışıklık çıkarmak olduğunu ifade eden Zuhat Kobani, ‘bunun pazarlık konusu edilmesinin mümkün olmadığını’ söyledi.

Kürd hareketi içinde Zuhat Kobani ismi ile bilinen Hesen Mihemed Eli, görüşmelerde öne çıkan gündemlerden birinin, Kuzey ve Kuzey Doğu Suriye’de kurulan ve 7 bölgeden oluşan sivil yönetimler olduğunu söyledi. Toplantıdaki esas maddelerden birinin Kuzey Suriye’de tüm inanç, mezhep ve halkların yer aldığı “Demokratik Özerk Yönetimler” ile “Sivil Yönetimler” olduğunu ifade eden DSM Yöneticisi Kobani, Suriye ordusu ile polisinin bu bölgelere girmemesi konusunun da konuşulduğunu belirtti.

DSM heyeti, 14 Ağustos’ta 5 kişilik bir heyetle Şam’a ikinci kez resmi ziyarette bulunmuş, taraflar ademi merkeziyetçi bir yapının tesisi konusunu tartışmıştı.

MSD Başkanlık Meclisi Üyesi Zuhat Kobani, rejim ile yürüttükleri görüşmelere dair İMPNews’in sorularını cevapladı.

-Şam’da DSM’nin yaptığı ilk toplantının müzakere değil de, ön görüşme olduğu açıklandı. Ancak toplantıdan bir ortak komite kurma kararı çıktı ve sanırım böyle bir komite oluşturuldu. Bu komite olarak hangi amaçla kuruldu, içeriği nedir, kimlerden oluşuyor, şu anda ne iş yapıyor?

Elbette sorularınıza detaylı cevaplar vermeye çalışacağım. DSM’nin Şam’da yaptığı ilk ziyaret ve ilk toplantı bir müzakere değil, ön bir görüşmeydi, onu hemen belirteyim. Gerek ilk toplantının gerekse de Salı günü yapılan görüşmelerin detaylarını size aktarayım ki yanlış anlaşılmalar olmasın. MSD olarak bizim Suriye’de istediğimiz çözüm siyasi ve kalıcı bir çözümdür. Ve mevcut sorunları Suriyelilerin diyalog yollarıyla çözmesi gerekiyor. Son olarak Putin ve Esad arasındaki görüşmeler sonrası, Esad’ın yaptığı açıklamada ‘Biz MSD ile Kuzey Doğu Suriye üzerine görüşmelere hazırız’ demesine cevap verdik ve MSD olarak bir bildiri yayınlayıp, ‘biz de şartsız olarak müzakerelere hazırız’ dedik.

Şartsız derken?

Şartsız dememizin amacı masaya oturulduğunda zaten şartlar kendiliğinden gelecektir. Bu tür görüşmelerin tabiatında bu var zaten. Bu nedenle ilk etapta şartlar ileri sürmenin gerekli olmadığını ve her iki tarafın da masaya oturduğunda birbirinden karşılıklı istemleri olacağını, bu istemlerin tartılışacağını ve bunlar üzerinde müzakereler olacağını biliyorrduk. Bu amaçla masaya gidildiği aşikardır ve biz de çağrımızda bunu belirttik. Sonra aramızda yaptığımız tartışmalarda biz de şöyle bir görüş ağır bastı: Önce bu diyalog yolunu kamusal hizmet yollarını kullanarak yapmaya başlayalım.

Yani basitten karışık sorunlara gitme ve daha çok tartışma ve ağırlıklı konulara zemin hazırlama yönteminin daha yararlı olacağını düşünüdünüz?

Evet, bunun halk için de daha somut ve ilk etapta görülebilen hizmet sektöründe olmasına karar verdik ve ilk anlaşmanın küçük işlerde olması, daha sonrası için yol açıcı olacağı daha doğru olacaktı. Bu amaçla ilk olarak Fırat barajının bakımı ve burada daha önce çalışanların geri getirilip halka hizmet vermesi üzerine olmasını karara bağladık. Bu baraj üzerine görüşmeler ve tartışmalar yapıldı bir süre. Ve sonunda rejimin bir heyeti Tabka’ya geldi. Fırat barajından tüm Suriyelilerin faydalanması gerektiği konusunda görüş birliğine varıldı.  Savaş sürecinde baraja gereken bakım yapılmamıştı. Barajın onarılması gerekiyordu. Barajı Ruslar yapmıştı ve bu hizmetleri de genelde onlar veriyordu savaş öncesi.

Bu ilk adım yalnız barajla mı sınırlıydı 

Hayır. Bu konuda görüş birliği sağlandıktan sonra, Tabka’da sağlık sektörü için de tartışmalar yapılmaya başlandı. Baraj ve Tabka’daki sağlık hizmetleri konusunda karar verdik ve onların heyetiyle de tartışarak görüş birliğine vardık. Bu iki konuda başlayıp, rejimin diyalog ve anlaşma konusunda ne kadar ciddi olduğunu görmek istedik. Orda yapılan toplantılarda gelecek rejim yetkililerinin odalarında bayrakların asılması konusunda da tartışmalar yapıldı. Bu toplantılar sonrası varılacak anlaşmalar sonrası gelecek yetkililerin odalarında veya bu kuruşlara ait binanın girişinde kendi bayraklarını asabileceklerdi. Diğer yerlerde bayrakları olmayacaktı. Bu bayrakların bu kuruşların her tarafına veya başka yerlere asılması başka sorunlarada neden olacağından bu karara vardık.

Nasıl sorunlar örneğin?

Yapılacak herhangi bir saygısızlıkta provakasyonlar olur gibi sonuca vardık ve onlar da bunu kabul ettiler. Vardığımız bu anlaşma pratik olarak gelişmedi. Rejimin bazı memurları geldiler ama işleri yapacak kapasitede değillerdi ve hala pratik olarak bir gelişme yok. Bu süreçten sonra onlar bizden bir heyetin Şam’a gelmesini istediler ve biz MSD olarak Şam’a gittik.

Şam’a giden heyette kimler bulunuyordu?

Heyetin içinde Kürdler, Araplar ve Süryaniler vardı. MSD heyeti bütün Suriye’yi temsil ediyordu. Biz bir heyet şeklinde Şam’a gittik ve rejim heyetiyle görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler de amacımız bir adım atmaktı. Bütün Suriye’ye bir mesaj vermekti.

Mesajın amacı neydi, neye yönelikti?

Mesaj, bizim Suriye’nin parçalanmasını, bölünmesini istemediğimizi herkese göstermekti. Şam’a gittik ve görüşmelere hazır olduğumuzu ve yine eşit koşullar da anlaşmaya hazır olduğumuzu gösterdik. Tabi bir de böyle bir adım hem ülkeyi, hemde bölgeyi etkiler. Bazı devletlerin bize karşı olumsuz duruşları biliniyor. Böyle bir adımla bunların yeniden oturup değerlendirme yapması gerekiyor. Ve bizim Şam’a gitmemiz sonrası bu da oldu sanırım. ‘Bakın Şam’a gidip sorunu orda çözmek istiyorlar’ değerlendirmeleri fazlaca oldu. Haliyle bu adım gündemin en başına oturdu, bazılarının yeni değerlendirmeleri yeni bakış açıları oldu ve konu gündeme oturdu.

-İlk toplantıda Kürd heyetinin talepleri biraz yansıdı basına, ademi merkeziyetçi bir yapı istediğiniz konuşuldu. Ancak Suriye yönetiminin ne dediği, ne istediği hiç konuşulmadı. Toplantıda neler konuşuldu, kim ne istedi, neye karar verildi? 

Görüşmeler de onların temel bazı yaklaşımları vardı. Örneğin devletin birliğinin sağlanması gibi. Biz de bunun fazla bir sorun olmadığını, bunu bizim de istediğimizi söyledik. Bizim devleti parçalama gibi bir görüşümüzün ve pratiğimizin olmadığını söyledik.

İkincisi bayrak sorunu. Bunun için de ‘zamanla bazı hassasiyetler her iki taraf açısından göz önünde bulundurulur’ dedik.

Üçüncüsü ulusal ordu konusu idi. Anlaştığımızda DSG Suriye ordusunun bir parçası olabilir.

Dördüncüsü Başkanlık seçimleri konusu idi. Bunun da adil ve eşit koşullarda seçimle yapılması gerektiğini belirttik. Halkın tercihini önemsedik.

Beşincisi bizim özerk bölgeler var ve bunları kabul etmeleri gerektiğini belirttik. Onlarda dediler ki ‘bizim yerel yönetimler yasalarımız var. 2011’de 107 sayılı bir yasa çıkarıldı yerel yönetimlerle ilgili. Bu yasa oralara uyarlanır’ dediler. Tabi bu bu kadar basit bir şey değil. Bu özerk yönetimlerin bir de siyasal bir amacı var. O bölgeler de halkların sorunları var ve burdaki yönetimler bu sorunları çözüyor şimdi. Ve sonuçta 7 kişilik iki komite kurulması ve bu konu için hazırlık yapılmasına karar verildi. Bu komiteler kuruldu ve tartışmalar başlatıldı.

Ama şunu söylemeliyim ki bu tartışmalar fazla bir sonuç vermedi ve haliyle herkes döndü kendi bölgesine, kendi mercileriyle tartışmalar yapacaklar. Bu ilk adımdı ve bu adım sonrasındaki görüşmelerin zemini olsun diye yapıldı. Siz de tahmin edersiniz ki Suriye’deki sorunlar bir toplantıda çözülecek durumlar değil. Sorunlar oldukça ağır ve zahmetli. Cenevre’de yapılan bunca görüşmeleri gördünüz bütün dünya katılmasına rağmen şimdiye kadar bir gelişme olmadı.

-Bir sonraki toplantı ne zaman yapılacak taraflar arasında, sonraki toplantı için “müzakere toplantısı” denebilir mi? Rejimin sizin güçlerin İdlib operasyonuna katılmasını istediği de basına yansıdı, YPG sözcüleri ‘şartlı katılırız’ dedi. Nedir bu şartlar, rejim bu operasyon için tam olarak sizden ne talep ediyor? 

Şimdi bu İdlib operasyonu meselesi şöyle.YPG açıklama yaptı zaten. Efrin’in özgürleştirilmesini kapsamayan, öncelik verilmeyen hiç bir operasyona katılmaları söz konusu değil. Askeri güç böyle düşünüyor ve biz de siyasi güç olarak böyle bakıyoruz. DSG de bu yönlü açıklamalar yaptı. Ama öyle bahsedildiği gibi ortak bir operasyon veya ittifak söz konusu değildir. Basına yansıyan bazı açıklamalar da doğru değildir. Gerek DSG gerekse YPG’nin Suriye’nin tümüyle ilgilendiği, duyarlı olduğu doğru. Suriye’nin tüm halklarının esaretten kurtulması herkesi ilgilendiriyor. Biz de böyle düşünüyoruz ve böyle davranıyoruz. Ama herkesin böyle düşünmesi gerekiyor. Biz kendimizi bir bölgede sıkıştırmamışız ve bu bölgenin sorunlarıyla yalnız ilgilenmiyoruz. Suriye’de her yer bizim için önem taşır. Bu nedenle IŞİD Süveyda’ya saldırdığında da  bu duyarlılığı gösterdik. Bir bildiri yayınlayarak Süveyda halkıyla birlikte olduğumuzu söyledik. Bunlar propaganda amaçlı olduğunu söyleyenler olsa bile, gerçek budur. Suriye’nin her yerinde olanlar bizi ilgilendirir, yapılan katliamlar bizi derinden yaralıyor. Suriye’yi parçalamak istediğimizi yüksek sesle bağıranlar bu gerçekleri görmeleri gerekiyor ve ‘Suriye’yi bölüyorlar, başka güçlerle ittifak etmişler’ söylemlerinin karşılığı yoktur. Biz böyle düşünmüş olsaydık durumun bugün daha farklı olacağını herkes biliyor.

-Bir röportajınızda ‘Putin ve Esad birlikte Kürdlerle müzakereye karar verdi’ dediniz. Bu konuyu açar mısınız biraz? Tam olarak hangi esaslar üzerinden sizinle bu iki devlet uzlaşma arayışına girdi?

Evet Putin-Esad görüşmesinden sonra Esad’ın bir açıklaması oldu, biz de karşılık verdik. Putin ile görüşmesinden sonra Esad, ‘DSG ile görüşebiliriz’ dedi. Suriye’nin bütün yerleşimleri yerle bir olmuş durumda. Ekonomi ve askeri durum kötü. Bunca yıkımdan ve acıdan sonra Suriye’nin DSG ile savaşabileceğini düşünmek çok gerçekçi değil. Bu nedenle ucuz diyalog yollarını devreye koyuyor Rusya. Elbette başka nedenler de var. Önümüzde yerel seçimleri var. Bir diyalog vardır tezi işlenecek. Biz de seçimler yapılmış yerel yönetimlerimiz çalışıyor. Suriye’nin çoğu yerleşimleri savaştan yeni çıkmış, seçim olması mümkün değil zaten. Bu nedenle biz bu seçimlere katılmıyoruz. Bizim dışımızda olan bir durum bu. Rejim bazı temaslar üzerinde çok propaganda yapıyor, ‘işte biz dönüyoruz, her şeyi bize teslim ediyorlar’ gibi ucuz, ciddiyeti olmayan yaklaşımlar doğru değil. Herşey karşılıklı eşit, adaletli bir şekilde diyalog yoluyla çözümelidir. Bu tür basit propagandayla halk üzerinde etki yaratıp, dünyaya bir güç gösterisi yapmanın doğru olmadığını ve bu tür şeylerden kaçınılması gerektiğini bilmeleri gerekiyor. Bu temasları kendi lehinlerine geliştirmeye çalışıyorlar. Halk korkutulmaya çalışılarak, ‘bak rejim elini kolunu sallayarak bir anlaşma, ortak bir karar alınmadan geri gelecek, herşey onların istemi doğrultusunda gelişiyor’ gibi hayali bir imaj yaratmak kimse için doğru olmaz. Bunun yapılması diyalog sürecine, ilişkilere zarar verecektir.

-Yapılması ön görülen yerel seçimlerde sizin tavrınız ne olacak?

Yapılacak yerel seçimlerde sanki biz sesimizi çıkarmayacakmışız izlenimi verilmek isteniyor. Öyle değil tabi ki. Biz seçimleri kabul etmiyoruz, çünkü henüz hiç bir konuda anlaşmadık ve bir ittifakımız da yok. Öyle gelip sandıkları koyup seçim yapıyoruz demekle seçim olmuyor.

-Sizin müzakerelerde kırmızı çizgileriniz ne, neyi tartışmayacaksınız rejim heyeti ile? DSM olarak Kuzey Suriye veya Rojava için belirlediğiniz bir statü tanımı var mı, yoksa bu statü rejimin de talepleri ve hassasiyetleri dikkate alınarak mı şekillenecek? 

Elbette kırmızı çizgiler vardır. Örneğin biz rejimin dönmesini tartışmadık. Devlet kurumlarının tartışmalarını yaptık. Emniyet konularını tartışmadık. Ama asker, polis dönmeyecek. Bunları şimdi tartışmanın zamanı da değil zaten. Çünkü burda koalisyon var olmuyacak şeyler bunlar. Biz hizmet konusunda olan şeyleri tartıştık. Bu konuda esnek de davrandık, ama asker ve polisin dönmesi söz konusu değil. Memurlar gelerek halka hizmet versinler bunda bir sıkıntı şimdilik yoktur ve zaten bunları görüştük. Eski Suriye ile yürünmez, yeni demokratik herkesin kendisini ifade edebileceği, tüm hakların anayasal güvenceye alındığı yeni dinamik ve demokratik bir yenilenme şart.

Bizim bölgelerde özerk yönetimler var. Kuzey ve Kuzey Doğu Suriye’de. 7 özerk ve sivil yönetim var. Bu yönetimlerin kalması öncelikli şartlarımızdandır. Ama hala devlet bunlara temkinli yaklaşıyor ve kabul etmiyor. Ama tümden de reddetmiyor. Onlar da herşeye elbette politik yaklaşıyorlar.

Rusya’nın Rojava için nasıl bir model veya statü önerdiği hakkında fikriniz var mı? Biz daha Rusya’nın size Çeçenistan benzeri bir model önerdiğini yazdık? 

Rusya’nın Rojava’ya yaklaşımı bellidir. Rusya Kürd bölgeleri için, ‘Kürdlerin bazı haklarını versinler, bazı yasalarda değişiklikler yapılarak sorun hallolsun’ istiyor. Diğer bütün bölgeler eskisi gibi aynı şekilde rejime geri verilecek.Tabi bu doğru bir yaklaşım değil. Suriye’nin temel sorunlarını çözmek istiyoruz biz.

Türkiye ABD’den bunca uzak, Rusya’ya da bunca sokulmaya çalışırken, Rojava Kürdleri’nin çıkarlarını Türkiye ile pazarlık konusu yapmaz mı, Efrin ve Cerablus işgaline Moskova karar vermişken? 

Tabi Efrin sorunu da tartışıldı. Suriye birliği ve bütünlüğü dile getirildiğin de, biz Erbil, Azez, Bab ve Cerablus’un Türkiye’nin işgali altında olduğunu hatırlattık. Efrin’den başlayarak bu bölgeleri kurtarmamız gerektiğini söyledik. Onlar da bize ‘Efrin meselesi bizi aşıyor, bize ve size rağmen bir anlaşmaya varılarak böyle yapıldı’ dediler. Fakat ‘biz Türkiye’nin işgalini hiç bir zaman kabul etmedik ve etmeyiz’ dediler. ‘Bunu resmen de defalarca dile getirdik’ dediler. ‘Türkiye ile bir görüşme koşulunun olmadığını bunun uluslararası hukuk ve kurallarla ne gerekiyorsa yapacaklarını’ dile getirdiler.

Suriye yönetiminin Türkiye’nin işgal ettiği alanları geri almak için bir girişimi var mı? 

Suriye’nin bu işgal altındaki bölgeleri kurtarma girişimleri vardır. Bunlar uluslararası diploması ve BM nezdinde yapılıyor. Önümüzdeki süreçte bu bölgelerin kurtarılması çalışmalarına daha da hız verilecektir.

Peki yapacağınız bu tartışmalar sonrası yeniden görüşme trafiği başlayacak mı ?

İlk heyette de bulundum. İkinci görüşmede de her şeyi yasalara bağlayarak yapmak istediler. Bu da başından iletişimi kesmek oluyor aslında. Şimdi her iki taraf da kendi mercileriyle tartışacak. Ondan sonra bu tartışmalar sonuçlanınca bir fikir oluşacak ve bu fikirler temelinde bir araya gelinip yeniden konuşulacak. Tabi onlar da ‘anlaşmamız gerekiyor’ demişler. Ancak işlerin ne denli zor olduğunu da biliyoruz. Bu işlere niyetle bakılamaz. Devletlerin niyetleri bellidir: En azını vermek! Biz de alabileceklerimizi almaya yönelik çabalıyoruz. Bu işler hemen hallolacak olan işler değil, ağır sorunlardır, sabır gerektiren, zaman alan sorunlardır.

-Efrin ve İdlib’e ilişkin operasyon eş zamanlı olabilir mi?

Eş zamanlı olup olmayacağı henüz tam netleşmemiş, fakat her iki bölgenin de yabancılardan kurtarılıp gerçek sahiplerine verilmesi çok büyük bir önem arz etmektedir. Şunu belirtmekte bir kez daha fayda var; Bu sadece bir görüşme idi, müzakere değil. Şam hükümetinin talebi üzerine bu görüşme gerçekleşti. DSM olarak Şam’a davet edildik ve görüşmeyi gerçekleştirdik.

ABD veya Uluslararası Koalisyon güçleri bu görüşmeler nasıl bakıyorlar ?

Dediğim gibi davet edildik ve kendi kararımızla gittik, koalisyonun veya Amerika’nın bu konuda kendi kararımıza ilişkin hiçbir etkisi söz konusu olmadı. Kendi irademizle gittik. Bu zaten bizim, Suriye krizi başlarken koruduğumuz, savunduğumuz ve dile getirdiğimiz düşüncemizdi. Her zaman inandığımız gibi çözüm; Suriye’nin kendi içinde gelişmelidir. Suriye halklarının kendi aralarında muhataplaşarak çözüm üretmeleri gerekir. Çözüm bu çerçevede gelişmelidir.

Uluslararası Koalisyon’un durumu ne olacak, orda kalacak mı, size destek vermeye devam edecek mi?

Bu konuda onların net bir tavırları yok. Yani bize açıktan söyledikleri birşey yok. Daha çok askeri konuları SDG ile konuşurlar. Ama şahsi fikrim şu, Uluslararası Koalisyon’un  gelişebilecek siyasi çözümü destekleyeceğini düşünüyorum. Çözüm ve diyalogları desteklemeleri de gerekir. Biz umutluyuz, özellikle Rusya ve Uluslararası Koalisyon’un da bu sürece destek olacağını umut ediyoruz.