0D5E939A-BB57-460F-8558-3EA11C47CDD4

Mihrac URAL

Doların engellenemeyen yükselişi, bir ülkenin üretim ve tüketim dengesiyle doğrudan ilgilidir. Ürettiğinden fazla tüketen, bunu karşılayabilecek üretim kompleksleri olmayan ülkelerin enflasyon ve devalüasyondan kurtulması mümkün değildir. Bu basit denklem ekonominin alfabesidir.

Türk ekonomisinin tarihi evrimi, dışa açılmayı, dünya ekonomisiyle entegre olmayı kendi iç dinamikleriyle gelişen bir güçlü olarak değil, dış teknoloji ve dış kredilerle yürütüldüğü bir bağımlı ekonomi olarak yapmaya çalıştığı için bu çöküşlerden kurtulamaz. Teknoloji üretemediği, kaynaklarını dengeli kullanamadığı, liberalizmin vahşice serbest bırakıldığı için de kendini toparlama şansı ne zamana bağlı ne de bunu sağlayacak bir dinamiğe dayanma imkanı olacaktır.

Bu nedenle Türk ekonomisini enflasyonlarla devalüasyonlar tanımlar olacak. Dünden bu güne taşınan bu yapı, köklü bir değişime uğramadan düze oturmasının mümkünü yoktur. Ekonominin kanunları bu yapının kaderini borçlarla ite kaka yürüyen haliyle böyle tanımlayacaktır.

Bu sorunları tarihi nereye uzanır diye soran okura kısaca şunları aktarabilirim

1970’le birlikte, Temmuz 1944 Bretton Woodssisteminin dünya ülkelerini dolara endekslemesi ve doların da altına endekslenmesi (1 onsa = 35 $) dünya ölçeğinde, ABD dış ticaretinin açık vermesiyle sarsılıp noktalanma aşamasına gelmiştir. Bu da tusinami gibi tüm geri bırakılmış ülke ekonomilerini derinden etkilemiştir. Dünya ölçeğinde askeri darbeler, nüfus alanları genişletme girişimleri arka bahçelerde yeniden yapılandırmalar böylece dünya siyasetinin gündemine oturmuş oldu. Bunun uzantısı olarak ülkemizde bir gece ansızın 1 dolar 70 TL ye kadar sıçramış oldu; oysa kur ayarları %10 geçmeyecek diye Bretton Woods’ta karar alınmıştı. Ama Amerika’nın çıkarları olunca dolar kuru serbest kalarak ülkelerin tüm dolar stokları bir anda altın karşısında hiç bir kıymet taşımaz oldu.

Türkiye Adnan Menderes’le birlikte girdiği uluslararası sermaye döngüsünün bir uydusu olarak ülkemiz, aşama aşama 24 Ocak kararlarına yöneldi; özelleştirme ve liberalizmin oturtulmaya çalışılırken ülke dış bağımlılığı kat be kat artıyordu. Dünya liberal ekonomi pazarlarından biri olmak için can atan Türkiye tekelci sermayesi, bu gün başta Fransız İtalyan İngiliz bankalarının kredileriyle çarkını döndürecek bir aciz içine girmiş oldu. Artık çarklarını borçlarının faizlerini ödemek için döndüren ve bunu yeniden yapılandırarak yaşama şansını kollayan bir ekonomiye böylece dönüşülmüş oldu. Özelleştirme projesiyle de halkın küçük nefes alma imkanları sonuna kadar yok edilince, ülke en küçük bir sarsıntıda iflasla yüz yüze kalması an meselesi haline gelmiş oldu.

Bu günü, bu açılardan okumak gerek. Bütün bunların yaşam derdinde olan halkın daha da ezilerek borçlanarak yaşamın en küçük zevkini kaybederek karşılaması zorunlu hale gelmiş oldu. Kimse kısa sürede bu zulmün değişeceğini sanmasın. Görsel bir şölen gibi  ortaya servis edilen köprüler barajlar otoyollar esasında tekel karlarının amansızca  sürmesine  daha da ötesi ülkenin dış bankalara altın tabakta sunulması ve soyulmasına birer örtüdür. Minareyi çalacak olan hırsızın kılıfını  önceden hazırlaması tamamıyla bunu ifade eder.

Doları 5.4 sınırına dayandı 6 olacak 7 olacak  altısıfır silme geleneği bir kez daha denenecek. Bu ülkenin tüm değerleri bu dengesizlik yüzünden hep yabancılara peşkeş çekilecektir. Buna anti demokratik tek kişi yönetimini eklediğimizde  nasılbir fay hattı  nasıl bir dip enerji biriktiğini artık siz düşünün.