Yoksa biz insanlık aleminin Tecavüz Figüranları mıyız?

448713FB-4B04-45C8-92AF-8DC8FB265AA7

Metin ÇÎYAYÎ

Ben ölem ki ne ölem.

Çöl yabanisine düştüm,

Bir yanım çakal sürüsü

bir yanım sırtlan.

arkamda çakal sürüsü.

Kime ne?

Varsın yıldızlar daha çok parlasın,

varsın ay kız güzel gözlü kara oğlanlarla oynasın,

varsın yıldızlar göz kırpsın on dörtlük kızlara

Kime ne?

Ben çöl bedevilerinin elinde

parçalanmış bir yürekle

Koparılmış benliğim çakal sürüsünün elinde.

Namusum Arap pazarlarında

Kime ne?

Her yanım çürük içinde,

kemiklerim hurdahış ve simsiyah

ne olmuş ki,

tecavüzün bin bir yerde

bir bin yerde.

Soluksuz kan ter içinde debelenmişim

kime ne?

Kim görmüş ki,

şimdi karalık bir yalnızlık sarmış bedenimi,

çaresizliğime ağlamıyorum

ve kimsesizliğime.

Ölü bir Ruhum özgürlük gölgesinde

Kime ne?

Kimsesizliğime dayanamıyorum.

Gelin görün Kürdün halini diyecek dili bulamıyorum.

Gelin görün diyecek söz,

gelin görün Kürdün yetimini,

Gelin görün tecavüzün dayanılmaz hafifliğini

Kime ne?

Kanlı yüreklere sarın Kürdün bebesini,

yakın yedi yaşında büyük kızları

ve diri diri toprağa gömün bütün anaları

kime ne?

dünya bu denli alçaldıkça,

paspasa dünmüş insanlıkla

kime ne?

Yaşam, acı çekmek midir sevgili Tanrım…?

 

Hep bu soruyu soruyorum, durmadan, bıkmadan ve usanmadan.  Tanrım, yaşam sadece acı çekmek midir? Evet Tanrım, yaşamın sadece acı çekmek olduğuna inanan kaç çocuk gördüm. Umutları bacaklarının arasındaki sızıya sıkışmış. Boşa düşmüş başları, sarsılan omuzları ve kendi kara gölgesine sarılan kimbilir kaç çocuk gördüm. Korkudan birbirine bile sokulamayan kundakta yaşlanmış bebekleri.

Açı çekmenin diri diri  yakılmak olduğunu,ve bir o kadar da …Belki de yakılmanın bir kurtuluş olduğu bu zamanda sana da elveda diyeceğim. An gelir ki,sanki yakılmak için için cız… edersin. Bu cehennem sıcağında üşürsün ve o an ateşin bütün bedenini sarmasını istersin. İşte tam da şu anda yakılmak istiyorum. Bütün vücudumun cayır çayır yanmasını istiyorum. Ateşin tenimi yakmasını ve de ben o yanık kokusunu ciğerlerime çekmek istiyorum. Kendi yanık kokumla sarhoş olmak istiyorum. Ve bütün benliğimle vücudumun eridiğini hissetmek istiyorum. Alev ilk saçlarımda başlasın, yok yok ayak uçlarımdan hatta tırnaklarımdan başlasın, sonra da  yavaş yavaş vücudumu okşayarak sarsın. O an kürdili bir melodi eşleğinde serin bir rüzgar fısıldasın türkümü ve ben kendi bedenim içinde kendimi seyrederek alevlerle bütünleşeyim.Bu arada , tam da  o anda güneş de doğsun . Sabah meltemi ve de güneşin muhteşem kızıllığında, o anda hemencecik ben eriyerek senin sonsuzluğuna kavuşayım. Ben senin ruhunda,ve aydınlığında kaybolayım. İşte o an… Adab’ı mahşerde senden hiç bir hak talep etmem Tanrım. Yeter ki sen bu son olacak duamı kabul et.

Kaç dakika sürer benim alevim sevgili Tanrım. Ben o kokuyu çekerken, vucudum ateşle arınırken, ve ben ateşin kızına dönüşürken sen ne düşünürsün tanrım..? Kaç dakikada yandığımı mı? Yoksa ne kadar acı çektiğimi mi?… Korkma Tanrım benim ateşim senin ki kadar acımasız değil. Beni dirhem dirhem eritir ve her dirhemim bir muma dönüşür ve her mumum  kimsesiz bir Kürt kızının karanlık mezarında meşale olur. Benim ateşim senin cehennemin gibi olmaz, olamaz…

Ben acı ırmağıyım…

Korkma Tanrım, ben bir psikopat değilim, acılardan da zevk almıyorum. Ben sadece benim gibi olan binlerce insan gibi,o  göz sürmelerinden süzülüp sana ulaşabilen bir acı ırmağıyım. Ben acının ırmağı,ve de o ırmağın içinde bir damlayım. Ateşle sınanmış dansım, ateşe aşinalığım ondandır, senin kızın olmamdandır.

Güneş doğmak üzere,ve ben yola çıkıyorum sevgili Tanrım. Güneşin kızıllığını hisseder hissetmez arınacağım. Güneşe sarılıp her şeyi unutacağım. Unutabilir miyim acaba? Ya unuturum ya da Güneşin önünde güneşe sarılarak son nefesimi veririm.  O an, ne seni ne de senin kullarından olan o vahşet garabetlerini hatırlamayacağım. Sadece senin nuruna sarılıp sana isyan edeceğim.

Korkma Tanrım, senin bütün merhametini alacağım ve onu kimsesiz Kürtlerin yüreğine serpeceğim, yoksa o kadar acımasız bir halk olacağız ki ;neye dönüşeceğimizi ne sen tahmin edebilirsin ne de ben, benim sevgili büyük Tanrım.

Ne dersin sevgili Tanrım, o kadar hakkım yok mu?  Bak sana uzun uzun işkenceleri anlatmayacağım. Aslında sana da anlatmıyorum. Kendi kendime konuşuyorum ve seni kendimin bir parçası saydığımdan senin aydınlığında kendi varlığımı kutsuyorum bir nevi… Henüz ölmedim ve ne gariptir ki daha ölmedim, teslim olmadım. Bedenime bakma, titremelerime, ağlamama ve isyanıma bakma sen,… “Bak ki bu insanlık utansın” diyen ben, bu  Kürt kızı bir defa daha direniyorum.

Ben direnirken akan gözyaşlarım, nedense hep kendiliğinden akıyor. Ne beni ne de titreyen dudaklarımın yalvarışlarını dinlemiyor. İstemdışı bir halde bedenim sarsılıyor. Bak… Senin adına, yine senin adına devlet olanlar senin istemin dışında ve senin gölgende her türlü zulmü bizlere reva görüyorlar.Görsünler görmesine de, keşke bu kadar alçalmasalar ve bir kurşunla bitirseler bu rezil hale getirdikleri yaşamı. Son nefesimizi verirken sevdiklerimizin hayaline sarılır ,sonra da o sonsuz yolculuğumuza çıkarız. Ne keder ne gam, belki kısa bir an ve kısacık bir korku hepsi bu.

Nedir bu zulüm? Elleri bedenlerimize her değdiğinde, nedense bizim etlerimiz lime lime kesilir ve ardından tuz basılırcasına acı çeker. Yok yok,.. acılarımızı anlatmaya o da yetmez. Vücudumuz öyle çok yanar ki, bu bir ateş yanığı değildir sanki… Ne üfleme acısını azaltır ne de buz.  Bu öyle bir andır ki, ne kaçabiliyorsun ne üfleyebiliyorsun ne de su dökebiliyorsun. Hiçbir şey o ateşi söndüremiyor, söndürmeye gücü yetmiyor. Sen acı içinde deli divane gibi yok, yok başı kesilmiş tavuk gibi titrerken, eli senin vücudunda olan o vahşet garibesi ise, zevkten dört köşe olmuş sana bakarak gülüyor. İnan Tanrım o an o deyyus bize mi…Yoksa bütün insanlığa mı… Yoksa sana mı…dayatıyor bu kahpe acıyı? Sen bilmiyorsan ben hiç bilmiyorum sevgili Tanrım?

Vahşi bir deyyusun salyalarının ,kurbanının bedeninde gezmesi kadar acı veren başka bir işkence var mıdır?Sen ne dersin onu bilmem  ama bence yoktur. Beş yaşında olan ve daha tuvalete gitmesini bile bilmeyen bir masumun bedeninde gezen o kırılası ellerin, bademleme, şekerleme diyerek onu okşamasından ve salya sümüklerini o bedende dolaştırmasından daha vahşi ne olabilir ki,? Belki bir aslan tarafından o an vücudu paramparça edilse bu kadar korkmayacak, bu kadar titremeyecek. Aslan belki de bir pençe darbesiyle onun nutkunu kesecek…Ve de  gerisi hayvanlar alemi, ve bu durumu esasen  siz de biliyorsunuz bizde. Ya bizim çektiklerimiz?. Her an, her saat ve her dakika ölümü beklemek. Ölümü beklemekten korkmayıp tecavüz dehşetini yaşamak.

Yoksa biz insanlık aleminin Tecavüz Fügüranlarımıyız?

Ne dersin sevgili tanrım bizim nefes almayı bile unuttuğumuz şu günlerde, yoksa  sen bizi insanlık aleminin tecavüz figürleri olarak yarattın da bizim mi haberimiz yok…? Yok tabii ki… Biz kimiz ki? Koskocaman Tanrının işi yok da bir kaç milyar insan içinde hasbel kader yaratılmış bir kaç Kürt yetiminin, Kürt tecavüz figürlerinin tasasını tutup da onları mı bilgilendirecek?

Biliyor musun, biz esasen derin derin nefes almaktan korkuyoruz.Nedeni de belli …Biz her derin nefes aldığımızda, her derin ah çektiğimizde ve her hayale kapıldığımızda mutlaka başımıza kötü birşey geliyor. Daha dün adı Lorin olan, bugünse adı Ayşe’ye çevrilen bir taze gelin var…

 

DEVAM EDECEK