59D706D4-8F84-4196-808E-EC6130DA92BF

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Devletler, milletler, örgütler kendilerini geleceğe taşımak için yaşanan ve ileride olabilecek gelişmelere göre politikleştirdiği ve örgütlendiği oranda başarılı olurlar. Politika, çıkara uygun olarak inşa edilir ve ona göre örgütlenilirse başarı şansı olur. Bu da, deneyim ve tecrübe işidir. Bu temel de Türk devletinin politikası ve örgütlenmesi ele alındığında bu konu da çıkarlarına uygun hareket edildiğine hükmetmek yanlış değidir. Sonuçta kazanır veya kazanmaz ama çıkarına uygun hareket ettiği gerçeğini kabul etmek gerekir.

Türk devleti, SSCB’nin dağılmasıyla süreci iyi okudu ve ona göre politikasını inşa etti. Kendini geleceğe taşımak için Batı ile Avrasya dünyası arasında ikili bir politikaya gitti. Fakat ABD’nin GOP (Büyük Orta Doğu Projesi)’ni uygulamaya koymasıyla Batı dünyası ve özelikle ABD ile çelişkileri derinleşti. Batı dünyası ile eskide olduğu gibi ilişkilerini sürdüremeyeceğini kavradı. Buna göre politikasını belirledi. O günden sonra Rusya’ya daha da yakınlaştı. Her geçen gün Rusya’ya daha da yanaşırken, Batı dünyasından da o kadar uzaklaştı. Türkiye’nin eksen değiştireceğini, Avrasyacılığa evrileceğini daha 2000 yıllın başında izah ettik ama hiçbir Kürd’ü buna inandıramadık. Dediklerimiz “komplo teorisi“ olarak değerlendirildi. Fakat gelinen bugün her şey aleni ortadadır.

ABD ve Batının Orta Doğu’ya müdahaleleriyle (GOP) Libya’dan sonra sıra Suriye’ye geldiğinde, ilk dönemlerde Türkiye, kendisini NATO ve Batı ortağı görerek pay kapma etkinliği geliştirmeye çabaladı. Bunun için hem kendi içinde hemde uluslararası alanda ABD ve Batı ile parelel bir politika izleme görüntüsünü verdi. Suriye ve Kürdistan’ın Güneybatısı, Mısır ve Afrika’ya kadar etkin olacağı hesapları yapıldı.

Bunun için bölgeye uyumlu müslüman kardeşler çizgisinde Batı tarafından AKP iktidar edilmişti. AKP iktidarı, ilk başlarda içerde Batı yanlısı güçlerle ittifak, demokratikleşme ve çözüm süreci gibi politikalar uyguluyor görüntusünü verdi. Suriye’de İslami güçlerle IŞID, El-Kaide vb. birlikte etkin olmaya başlayınca, başta Kürdler ve kendisine karşı olan her kesimi vahşice saldırdığı gibi ABD ve koalisyon güçlerin planlarını bozmaya kalkıştı.

Kürdistan’ın Güneybatısı’nda (Rojava) örgütlenip güçlenen YPG’yi kontrol veya etkisizleştirmeyi becermeyince, Mısır’da İhvancılar darbe ile devrilince, ABD, YPG ve Kürdleri destekleyince, Suriye ve Orta Doğu’da yayılmacı politikaları Batı ve özelikle ABD politikalarıyla çelişince, çözüm süreci ve demokratikleşmeyi bitirip, Ordu içerisindeki NATO eğitimini almış ve kendisine karşı olan tüm kesimleri ve aynı zamanda devlet kurumlarında ve ekonomik olarak güçü olan başta FETO’cular olmak üzere tüm muhalif güçleri tasfiye etmeyi planladı.

Bu plan aslında Türk egemenlik sistem sahiplerin planıydı. Ordunun içinde %50-60 olan batı yanlısı kesimleri tasfiye etmek öyle kolay değildi. Hem bu güç direnebilir, hem de arkasındaki güçte bunu kabul etmeyebilir hesapları yapıldı. Bu nedenle derin devlet devreye girerek Erdoğan ekibini ile Ergenekon yapısını yan yana getirerek ittifaklarını sağlattı. Rusya ile önemli görüşmelerden sonra onun desteğini aldı. Küresel bir güce karşı başka küresel bir güç!

Rusya, Türkiye’nin coğrafik konumu, NATO ve Batı ile olan ilişkilerini baltalamak, ekonomik çıkar elde etmek, Suriye’de ABD’ye karşı birlikte hareket etmek gibi birçok nedenlerden dolayı Türkiye’nin istemlerine olumlu cevap verdi. Ondan sonra hem Batı’ya ve hemde içteki Batılı yanlısı güçlere karşı birlikte hareket edildi.

15 Temmuz 2016 kalkışmasından 4 ay önce Ruslar ve Türkler, karşı güçlere karşı ortak tedbirler üzerinde çalışmaya başladı. Türk Ordusu içindeki Batı yanlısı güçler ve FETO’nun devletin çeşitli kurumlarındaki güçleri tespit edildi. Ki bu güçler hem orduda ve hem devlet kurumlarında erkindi. Bunların darbe yapma diye bir hesaplarıda yoktu. Devleti içten dönüştürme politikalarına sahipti. Askeri darba yapmayıda düşünmüyorlardı.

Fakat Erdoğan ve ekibi Ergenekoncularla anlaşınca diğer ekip kendilerine yöneleceğine anlayınca eldeki askeri güçle direnmeye, kendini savunmaya kalkıştı. 15 Temmuz 2016 kalkışması budur. Obama yönetimi pasif kalarak kendilerine ciddi bir destek vermedi. Yanı sıra ordu içindeki bu güçler kendi içinde birlik değildi. 3 gruba ayrılıyordu bu güç. 1. NATO Subayları, 2. Demokrasi ve Kürd/ Kürdistan sorununda mevcut devlet gibi düşünmeyen, Kürd/Kürdistan sorununu Anayasal çerçevede medeni bir şekilde çözülmesini isteyen grup ki ayrıca Türkiye’de batı standartlarında bir demokrasi isteyen kesim ki en kalabalık olan kesim bu kesimdi. 3. FETO’cular. Bu kesim son ana kadar kendilerinin tasfiye edilmeyeceği inancı ile hareket ettiler ve son anda kendilerine yönelindiğinde direndiler.

Batı yanlısı güçlerin 15 Temmuz 2016 kalkışması niye başarısız oldu? Niye yenildi? Bir kere kendi içinde birlik değildi. Askeri darbe yapma planı yoktu. Böyle bir hazırlıklarıda yoktu. Mevcut iktidar üzerlerine gidince kendilerini eldeki mevcut güçle korumaya çalıştılar. Batı desteğinin yanı sıra halkta kitlesel bir destekte yoktu. Ama mevcut iktidarın vardı. Tüm bunların ötesinde Rusya sahadaydı. Batı yanlısı güçlere karşı Recep Tayyip Erdoğan ve Ergenekon ekibinin yanı başındaydı. Şimdi 15 Temmuz 2016 günü neler oldu ona bakalım.

Erdoğan ve Ergenekon ittifakı 15 Temmuz gecesi için olası bir askeri direniş ve çatışma için sivil ve askeri olarak her türlü tedbiri almışlardı. Rusya’nın da Türk derin ve çete devletine her türlü desteği hazırdı.

12 Temmuz 2016’da Rus Sivastapol limanından istihbarat gemisi Ekvator hareket ederek Ege denizini geçip Marmaris yakınlarına geldi. Bu gemi 100 KM çevresindeki elektronik sistemleri durdurup, elektronik silah sistemlerini kilitleyebiliyor, dinleme vb. başka özelikleride var. Rusların Karadeniz Filosundaki Novorossisk ve Rostov-na Donu deniz altıları da 15 Temmuz gecesi Boğazların yakınında idiler. Bu deniz altılar da 90 km mesafede uçakların silah ve elektronik sistemlerini kilitleyebiliyor.

15 Temmuz gecesi Recep Tayyip Erdoğan, özel bir jetle 2 saat Marmaris semalarında dolaştığında batı yanlısı askerler tarafından 2 F 16 savaş uçağınca takip edilmiş ve düşürülmek istenmiştir. Fakat bu her iki F 16 uçağın sistemleri Rusya’nın bölgedeki gemileri vasıtasıyla kilitlendiğinden Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağına ateş açamamışlar. Uçaklar riskli olarak üslerine dönmek zorunda kalmışlar. Kalkışma böylelikle başarısız oldu. Recep Tayyip Erdoğan’da Ruslar tarafından kurtarılmış oldu.

Rusya’nın desteği olmasaydı 15 Temmuz 2016 kalkışını yapan ekip öyle kolay yenilmezdi. Darbe yapmayı başarmasa bile Türkiye iç savaşa girerdi. Bu da, çok iyi olurdu. İşte Rusya bunu önledi. Bu nedenle şu an Rusya ve Türkiye arasında derin ilişkiler var. Yarın ne olur bilemeyiz ama şu an Rusya-Türkiye balayını yaşıyor. Karşılıklı verdiği tavizlerle ortak bir zeminde buluştular. ABD’ye karşı Rusya-Türkiye çıkarları içiçe geçmiş bulunuyor. Yarın kim kimi satar bilemeyiz ama şu an Orta Doğu’da ABD’ye karşı ortak bir duruş sergiliyorlar.

Rusya’nın Türkiye’ye Cereplus, El-Bab ve Azez’e girmesinin yolunu açması tesadüf değildir. Sonra hava koridurunu açarak Türkiye’nin Efrin’in işgaline yol vermeside. Birinci işgalde Hewler hükümeti önemli bir rol aldı. Recep Tayyip Erdoğan acil olarak Neçirvan Barzani’yi Türkiye’ye çağırıp görüştü. ABD ve YPG’nin Akdeniz’e ulaşmaması için Rusya’nın ikna edilmesi gerektiğini ve bununda ancak Güney petrollerinin önemli bir kısmının Rusya’ya verilmesiyle sağlanabileceğini söyledi. Bunun üzerine Neçirvan Barzani, Putin ile görüştü. İstenen miktarda petrol Rusya’ya verildi ve ondan sonra Rusya, Türkiye’ye yol vererek Cereplus, El-Bab ve Azez’i işgal ettirdi. Bu konu hakkında daha evvel makaleler yazmıştık.

Bu ve benzer politikalar nedeniyle bugün Türk devleti ile Batı dünyası ve özelikle ABD arasında büyük bir güven kırılması yaşanmaktadır. Bunun nedeni ABD’nin GOP ile Orta Doğu’ya verilmek istediği yeni statüdür. Bu politika Türk devletinin beka sorununuda gündeme getirdi. Türk devleti ABD’nin Orta Doğu politikasını kendi çıkarına görmedi ve bunu engelemek için elinden ne geliyorsa yaptı ve yapmayada çalışmaktadır. Bunu görmek isteyen herkes görebilir. Ama eskiye saplanmış kafaların bu değişimi görmek istememesi var olan gerçekliği değiştirmiyor.

Türk Devleti’nin bu politikası gelip geçen hükümetlerin politikası olmaktan öte Türk egemenlik sistem sahiplerinin dönem politikasıdır. Bu politika Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti ile sınırlı değildir. İzlenen politika tüm siyasi kurumlarıyla ve hatta halkın desteğinide arkalayan Türk devlet politikasıdır. Recep gider, Meral gelir, değişen bir şey olmaz.

Bu politika tespiti, tesadüf değildir. Sorun Kürd/Kürdistan sorunudur. ABD’nin 21.Yüzyılı projesi olarak tanımlanan ve uygulamada olan GOP (Büyük Orta Doğu Projesi)’nin Kürdistan’ın merkezde yer aldığı Orta Doğu’ya verilmek istenen statükonun Türk devletininide sarsacağı korkusudur. Irak, Suriye ve İran’dan sonra kendilerinede yöneleceği korkusudur. İşin gerçeği budur. Bu nedenle Türk devleti, ABD’yi boşa çıkarmak için 2000 yıllarından sonra ABD karşıtı bir politikaya gitti. Elinden geleni yapmaktanda çekinmedi. Bugün aralarındaki zıtlaşmada buradan kaynaklanmaktadır. Bunun aşılacağıda yoktur. Aralarındaki çelişki giderek derinleşecektir. Zaman zaman yumuşama olsada sonuçta İran sonrası Türkiye’nin ABD’nin gazabına uğrayacağının farkındadır. Türk egemenlik sistem sahipleri buna göre politika belirliyorlar. Bunu birde Kürdler görse.

1.Körfez Savaşından bu yana Türk devleti ile ABD arasında güven bunalımı giderek büyüdü ve bu günlere geldi. Şimdi aralarında askeri olarak çatışma ortamı yok ama böyle devam ederse o evreyede evrilecektir. ABD, bugün Türk devletine karşı tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi askeri bir hareket başlatmıyorsa onun birinci öncelikleri olduğundan dolayıdır. Şu anki önceliği Irak, Suriye ve İrandır. Buraları hal etmeden olağanüstü bir durum olmadıkça Türkiye’ye karşı askeri bir saldırı yapmayı düşünmüyor. Cepheyi genişletmek istemiyor. Türkiye’ye çok yönlü ambargolar uyguluyor ama bir yandanda onu tam olarak dıştalamak ve Avrasyacılara kaptırmak istemiyor. Fakat Türk devleti kendini dayatmaya devam eder ve haddini aşarsa kim bilir belkide İran öncesi Türkiye hedeflenir. Olmayacak bir durum değildir.

ABD, Türkiye’yi idare etmeye dursun o çoktan Avrasyacılarla derin ilişkiler geliştirdi. Şu an Türkiye, Rusya’nın kanatları altındadır. ABD’ye karşı ortak hareket etmektedir. ABD’nin Orta Doğu politikasını boşa çıkarmak için her yola baş vurmaktadır. Türk devletini ve AKP Hükümeti’nin koruyuculuğunu bugün Rusya üslenmiştir. Hatta 15 Temmuz 2016 kalkışının başarısız olmasını sağlayanın Rusya olduğu bugün açığa çıkmıştır.

Darbenin başarısız olmasının bir nedenide Fransa’nın eski devlet Başkanı Nicolas Sarkosi’nin, “Ümitsiz vaatlerin prensi“ deyip dalga geçtiği ABD’nin eski Başkanı Obama yönetimidir. Obama yönetimi, 15 Temmuz 2016 kalkışına destek vermedi. Seyretti. Sahayı Rusya’ya terk etti. Bu tavrın sonuçları ABD için korkunç oldu. Şu an Türk devlet kurumlarında ABD yanlısı kimsenin kalmamasına yol açtı. Daha ötesi, Obama yönetimiyle GOP kesintiye uğradı. Bu da, Orta Doğu diktatörlerin ömrünü uzattı. Obama sonrası ABD Başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump, o günden bugüne Obama’nın tahrifatlarını onarmakla meşkuldur.

15 Temmuz 2016 kalkışının başarısız olması Türkiye demokrasi güçlerine olduğu kadar ABD çıkarlarınada büyük darbe vurdu. 15 Temmuz 2016 kalkışını yapmak zorunda olan ekip Batı demokrasisiyle uyum sağlayan, insan haklarından duyarlı ve Kürd/Kürdistan sorununda devletin inkar ve imha politikasına karşı duruşuylada derin çelişkiler yaşadığı izlediği çizgisiyle ortaya koymuştu. Az-boz bir ekip değildi. Ordu içinde %50-60’a varan bir potansiyele ve bürokraside derinlemesine örgütlüydü. Diyarbakır askeri garnizonunda Türk bayrağının indirilmesi, Bingöl’de bir komiser, iki polisin infazı, Siirt’te askeri garnizonun roketlenmesi, birkaç helikopterin düşürülmesi, sızdırdığı bilgilerle Ergenekoncuları toplum nezdinde mahkum etmeleri, sonra zindana tıkması, ömürboyu cezalarla cezalandırmaları, hendeklerde eylemcilere arka çıkılması, Rus uçağını düşürmesi, Rus konsolosunu öldürmeleri ile bu ekip, Türk derin devletine meydan okuyordu.

Bu durum karşısında Türk egemenlik sistem sahipleri ki buna derin devlet veya Ergenekon’da diyebilirsiniz harekete geçmesine yol açtı. Recep Tayyip Erdoğan ekibiyle anlaştı. Bir gecede içeride olan Ergenekoncular serbest bırakıldı. Kendi aralarında bir anlaşma sağlandı ve batı yanlısı ekibe karşı ortak hareket etti. Bu arada Rusya’dan büyük destek aldı. 15 Temmuz 2016 kalkışıylada bu ekip tasfiye edildi.

Şu an 15 Temmuz 2016 kalkışını yapan ekibi tasfiye eden, ABD ve Kürd düşmanı AKP ve Ergenekon ekibi Türkiye’yi yönetmektedir. Orduya Ergenekon kanadı egemendir. Bu kanat kitlesel bir tabanı olmamakla beraber güçlü ve etkin bir kadro hareketidir. Eski Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın oradan alınması ve Savunma Bakanlığına getirilmesi Ergenekon ekibin işidir. Çünkü ona güvenmemektedirler. AKP’nin askeriyede gücü az olmakla beraber esas gücü arkasında aldığı kitlesel destektir. Artı polis ve milis gücünede dayanmaktadır. Bu iki kanat arasında kan oluşmazlığı olmakla beraber Ergenekon kanadı kitlesel destekten yoksun olduğu için AKP kanadına karşı darbe yapamamaktadır. Meselenin esas boyutu aslında bu iki kanatın ortak paydasınında var olduğudur. Kürd/Kürdistan’a karşı düşmanlık ve insan hakları konusunda taviz verilmemesi konusunda anlaşmalarıdır.

Türk egemenlik sistem sahiplerinin dönem politikasıda bunu öngörmektedir. Bu nedenle mevcut ekip sistem sahipleri tarafından iktidara taşındı. 24 Haziran 2018 seçimleri sadece bir formaliteydi. Sonuç sistem sahipleri tarafından baştan belirlenmişti. Muhalefet diye kendini tarifleyenlerinde sonuçta buna kerhen onayı oldu ve itiraz bile etmediler.

Peki bu ekip mevcut politikalarla Türkiye’yi GOP saldırılarından koruyabilecekler mi? Kürdlerin yükselişini engeleyebilecekler mi? Bunu yapmaya çalışacaklar ama buna güçleri yetmeyecektir. Sonuç olarak Türkiye’yi Yugoslavyalaşma, Iraklaşma, Suriyeleşme beklemektedir. Bu da, zaman meselesidir. Haydi hayırlısı.

5 Ağustos 2018