Cemil HAYRK – Mezopotamya24

Savaştan ders çıkarmayanlar, barışa kavuşamaz. Savaş, en şiddetli kafa karışıklıklarına yol açarken, bazen insanı kendi başına bırakıp, düşündürmesi, çözüm üretmeğe zorlaması da vardır. Hayal edemedikleri, bir şok gibi, bir ilham gizi düşünmeğe zorlar, hatta tabuların da ötesinde, paradigmaları bile değiştebilir. Bir savaşın son evrelerine girerken, bir barış veya bir savaşın kararı verilecek. Suriye kurtuluş savaşı bir zaferle bitecek ama başka bir savaşa meydan vermeden bu zafer kazanılacak mı? İşte meselenin esası budur.

BİR TEZ ÇÜRÜYOR

Bazen ezilen uluslar veya ezilen sınıflar veya kesimler, devletin gücü karşısında çaresizliğe kapılırlar. Bu çaresizlik, onları ancak bir savaşın kurtarabileceği sanısına götürür. Bunun en büyük beklentisi, sayısız katliama ve baskılara uğrayan Kürt halkında da geniş kapsamı ile olmuştur.

Bu beklenti, bu yiğit halkı bir savaş beklentisine kadar götürdü. Ancak bir savaş veya savaş konumunda oluşan dengelerin yaratacağı fırsatları beklemek, bir aczin ifadesidir. Oysa uyanış ve kurtuluş savaşları, aciz ile değil, tükenmeyen mücadele ve azimle, umutla ve inatla yürütülür.

Kürt nüfusunun yaşadığı tüm ülkeler, ölümcül ve yıllar süren savaşlar yaşadılar; Ülkeler çökertildi, rejimler değiştirildi, ama hiçbiri bir Kürdistan kuramadı. Son olarak Suriye kurtuluş savaşı, bu teze son noktayıkoydu, savaş kurtuluş değil, bir Kürdistan’ın kuruluşu ise,bu savaşta hiç değil!

Artık daha geniş bir açıdan bakmanın zamanı geldi; Şimdiye kadar fırsatlar neden değerlendirilemedi?

SAVAŞ NEDEN FIRSAT OLMADI?

Tarihin derinliklerinden gelen bir ses, büyük savaşların, küçük savaşları gölgede bıraktığınısöyler; Mahalle kavgalarından, en büyük paylaşım savaşlarına kadar bu kural geçerlidir. Büyük çıkar çevrelerinin savaş hedefleri ile zulme karşı birleşik savaş verenlerin odak noktaları, savaş nedenleri ve arayışları kadar farklıdır. Sömürü ve ulusal kurtuluş savaşları karşı karşıya sürerken, her iki kesim de, çıkarlar için birlik arar. İstiladan kurulmak isteyen birdevlet, ne ortalığı karıştıran hegemonyacıların çıkarlarına uyar, ne de kurtuluş savaşı verenlerin bunu görmelerine fırsatı vardır ve olmadı. Çünkü savaş, ülke bütünlüğü ve devlet otoritesini sağlama savaşını vermektedir. Devletin şeklini değiştirme fırsatları kısıntılıdır; Suriye’nin yapabildikleri, yapılabileceklerin sınırına kadar ulaşmıştır. .
Hegemonyacıların saldırganlığı ile kurtuluş veya kuruluş savaşı verenlerin meşruiyeti, bir tutulamaz. Dolayısı ile sömürü ve talan savaşı verenlerin, yaşam savaşı verenlerle ortak çıkarı olmadığı için, emperyal güçler, kurtuluş savaşı verenlerin güvencesi olamaz, bu nedenle onları gerektiği anda satar ve sattı.
Emperyal güçler, çıkar savaşı verirken, pazar kapma savaşı da vermektedirler. Kurulu devletler, emperyalgüçler için daha büyük bir pazardır, bu nedenle ulusal kurtuluş savaşı veren halk ve halkları, sadece çıkarları süresince savunurlar, ama onlara zafer kazandırtmazlar ve kazandırtmadılar.

ÇÖZÜM DAYANIŞMADA

Madem savaşlar bir çöm getirmedi, bizim diktatörün sözde barış dönemi de zulüm getirdi, o halde gerçek çözüm nerede?

Bu konuda daha önceki yazımda belirttiğim gibi, barışı devletler değil, halklar savunursa kalıcı olur. Emperyalsömürücülerin veya kolonistlerin barışı, tuzaklarla dolu olur, çünkü geçicidir, bir sonraki savaşa zemin hazırlayabilir.

Uluslarını düşünenler, emperyal güçlerin kullandıkları tarikatlar veya çeteler seviyesine düşürülemez. Bir ulusun temsilcileri bu tuzağa düşmemelidir. Aksi taktirdekurtuluş savaşları, meşruiyetini kaybetme seviyesine düşürülürler ki, bu durum, emperyalizmin ekmeğine yağ sürer.

FIRSATÇILIK VE FAŞİZME HİZMET

Kurtuluş savaşı verenler, savaşı fırsat olarak gördüklerinde, tarihi bir an beklentisi ile emperyalizme taviz verdikleri gibi, diktatörlere de fırsat verir ve güvenlik bahanesi ile diktatörlerin daha da baskılı olmasına neden olabilirler. Türkiye’de faşizmin yükselmesindeki nedenlerden biri de, Kürt bahanesi olmuştur. Bu durum, diktatörlere güçlenme fırsatı verir. Türkiye buna iyi bir örnek teşkil etmiştir ve tarih bunu yazacaktır.

Suriye ordusunun taarruz için, Kürt halkı ile tartışmalı olabilecek bölgeler yerine, Kürtlere de diş bileyen en kanlı çetelerin bulunduğu İdlip’e öncelik tanıması, Kürt halkına saygı olarak görülmelidir. Suriye, Kürt kardeşleri ile çatışmak yerine, onlarla kardeşçe yaşamak istediğini ortaya koymuş, bunu fırsatçılık görenler, esas tehlikeyi görmekten uzak, kısa görüşlü insanlar olmuştur. Bu kısa görüşlü insanlar, bir halkın geleceğini temsil ediyorsa, bu bir tehlikedir, çünkü bunun anlamı, esas hedefe odaklanamamaktır. Suriye devlet yönetimi ile Kürt temsilcileri bir çözüm ararken, Suriye‘ye, Kürt halkına haklar tanımaması konusunda, Erdoğan’ın Suriye devletine savurduğu tehditleri görememek, esas tehlikeye odaklanmamak demektir ve bu gibi hatalar, bazen pahalı ödetilir.

Bir buçuk milyonluk ve en az Kürt nüfusu barındıran Suriye, bu halkı, en az on beş milyonluk ve en kalabalıkKürt nüfusu barındıran Erdoğan rejiminden çok daha fazla muhatap kabul etmektedir. Suriye, zafer coşkusu yerine, barış içinde yaşamak için, savaş koşullarında çare aramaktadır ve bir buçuk milyon kürdü, komşu ülkelerin hepsinden fazla muhatap kılarak, bölünmek yerine, devleti paylaşmayı ön görmektedir, çünkü talepleri emperyalizmle bir olamamaktadır.

Suriye devleti, Kürtleri silahlandırmış, Kürtlerine güvenmiş ve Kürtlerini kucaklamıştır. Aynı şeyi savaştan sonra da savunmuş ve bunu idame ettirmenin yollarını aramaktadır.

Unutulmamalıdır ki, her türlü ulusal değerin savunulma hakkını tanıyan Suriye’de, Kürtleri komşu ülkeler gibi bir asimile beklememektedir. Kürtlerin her hakkı, saklı ve devletin koruması altındadır.

Bu halde, kurtuluş için savaş beklentisi, barışı barış içerisinde, örgütlenerek sağlama şansı doğmuşsa, uzak görüşlü Kürt liderlerin bunu göz ardı etmemeleri beklenecektir.

Halkların birlik oluşu, diktatörlüğe karşı mücadelede de, yani Türkiye’de,  doğu ve batı ayırımı yapılmak yerine, batının doğuyu, doğunun batıyı desteklemesinin yolu açılacaktır, Kürt, Türk dayanışması genişleyecektir.

Tarihinin en büyük diktatörlüğünü yaşayan Türkiye’de halkların beraberliği, her yerden fazla, Erdoğan diktatörlüğünü sallayacaktır.

İdlip masada değil!’ şeklindeki Rus dışişleri bakanının açıklaması, savaşın davul zurna eşliğinde gelmeyeceğinin işaretidir.

Emperyalizmin istediği bölünmek ise, halkları sloganı birlik olmalıdır. Kürt halkı, hak ettiği her şeyi alacaktır. Suriye’deki dayanışma, bunun güvencesi olacaktır.

Getirilmek istenen idam, sadece diktatörlüğü infaz etmelidir.

Getireceğine pişman edelim!

Beraberce ve dayanışarak!

Cemil Hayek

05. 08. 2018