D5690DF5-2E4E-4F0F-897B-0CADDDCD676F
Fecri DOST

Ezilen ulusların kurtuluş mücadelesi, kendi doğası gereği, bir ulus devletin kurulması hedefiyle sınırlıdır. Bu hedefin kendisi sosyalist bir hedef değildir. Buna rağmen tarihsel açıdan ileri bir adım olduğundan ilerici bir hedeftir. Ulusal hareketler, özünde burjuva demokratik hareketlerdir ve işçi sınıfının desteğini hak ederler. 

İşçi sınıfı, ulusal hareketleri sosyalist olduğu için ya da sosyalist hedefleri gözetmesi koşuluyla desteklemez. Türlü bahanelerle, sosyalist olmadıkları vb. gerekçesiyle ulusal kurtuluş hareketlerini kötüleyenler, gerçekte kendilerinin birer sosyalist değil şovenist olduklarını dışa vurmuş olurlar. 

Sosyalizmle bir ilişkisi olmamasına rağmen, ulusal kurtuluş hareketleri yine de işçi sınıfının çıkarına olabilir. Çünkü, ulusal sorunun varlığı, hem ezen ulusun hem de ezilen ulusun işçilerinin gözünde, asıl olanın işçi sınıfının kapitalist düzeni yıkmayı hedefleyen mücadele birliği olduğu gerçeğinin gölgelenmesine yol açmaktadır. 

Dahası, ezilen ulus emekçilerinin bu talepler etrafında ayağa kalkması, işçi sınıfının önderliği altında gerçek kurtuluş ve özgürlük savaşımına, yani toplumsal devrime yönelme olanağı da yaratmaktadır.

Ezen ulus ve ezilen ulus arasındaki kavramsal farklara hakim olamamak ancak sınıf bilincinin oluşmamasının belirtisidir. Bir ezen ulus varsa, bir de ezilen ulus olmalıdır ve bir ezen ulus milliyetçiliği varsa, bir de ezilen ulus milliyetçiliği olmak durumundadır. Ve eğer ezen ulus kendi milliyetçiliğini vatansever bir tavır olarak meşru görüyorsa, kendilerine devrimciyim diyen, sosyalistim, komünistim diyenlerinde ezilen ulusun milliyetçiliğini, enternasyonalizmin inşası ve ezilen ulusun varoluş mücadelesi adına meşru görmek durumundayız.

Karl Marks şöyle der: “Başka bir ulusu ezen ulus, özgür olamaz.” 

Dolayısıyla ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliğinin arasındaki farkı Sosyalistlerin, Marksistlerin doğru tahlil etmek durumundadır. Burjuvazi ezen ulus milliyetçiliğini, kahramanlık masallarıyla süsleyerek kendilerine özel ırksal bir üstünlük bahşetmişlerdir. Üstelik bunu da kendi toprakları üzerinde, emek sömürüsünü sermayenin öncülüğünde çok daha vahşi boyutlara taşıma amacıyla gerçekleştirmektedirler. Yığınlar milliyetçilik afyonuyla uyutulurken, iş cinayetleri artmakta, proleterlerin bütün sendikal ve örgütlenme hakları ellerinden alınmakta, artık-değer sömürüsü had safhaya ulaşmakta, ve ezen ulusun sahte ulusal gururu, proletaryanın acımasızca sömürülmesiyle taçlandırılmaktadır.

Oysa ki Marksist-Leninist’lerin ezilen ulus milliyetçiliği kavramı burjuvazinin sömürüye ve işgalciliğe dayalı ırksal üstünlük niteliklerinden arındırılmış, tamamen diğer halklarla eşitlik ilkesini barındıran, ezen ulusun ezilen ulusu kendi hinterlandında öğütme politikalarına karşı ve sosyal-kültürel-ekonomik asimilasyonu önleme amaçlı meşru bir hak olarak görülmeli ve bu tutumun içerisindeki ilerici sınıfsal mücadele içeriğini çıkarmak, şovenist burjuva sosyalisti reformist yapıların aksine devrimcilerin öncelikli görevi olmalıdır.