Mukaveme Suriyyi Lideri Mihrac Ural, IMPNews’e Şam rejimi ile Kürdler arasındaki ilişkileri değerlendirdi. Ural, Kürdler ile rejim arasında ister federasyon, ister özerklik ya da farklı bir siyasal yapının, diyalog, ortak vatan ve ortak onay ile olması gerektiğine inanıyor.39f2f9ae-0045-4f4c-bbf4-de6da99c2efa.jpg

Yavuz ÖZCAN

IMPNews – Mukaveme Suriyyi Örgütü Lideri Mihrac Ural, IMPNews’e Şam rejimi ile Kürd güçleri arasındaki ilişkileri değerlendirdi. Ural, Kürdler ile rejim arasında ister Federasyon, ister özerklik ya da farklı bir siyasal yapı, ne olursa olsun bunun  diyalog ve ortak vatan ve ortak onay ile olması gerektiğine inanıyor. Kürdler ile Suriye arasında ‘asla bir savaş olmayacağını’ söyleyen Ural, iki tarafın ilişkileri ve gelecekte yaşanabilecek durumlar hakkında oldukça optimist.

Ural, Esad yönetimi ile Kürdler arasında olumlu ilişkiler olduğunu, bu durumun bozulmayacağını, Suriye güçlerinin Kürdlere karşı savaşmayacağına inanıyor. Ural’a göre Kürdler ile rejim arasında kimi sorunlar olmasına rağmen, tarafların bunu diyalogla çözme kapasitesi var. Ural geçtiğimiz hafta söyleşi yaptığımız PYD eski Eşbaşkanı Salih Müslüm’ün, “Kürdler ile rejim arasında müzakere koşulları oluşmadığına” dair görüşüne karşı çıkarak, iki güç arasında ciddi bir diyalogun olduğunu, Şam’da kurulan Kriz Odası’nda aralarında çıkan her sorunun çözüldüğünü iddia ediyor.

Suriye’de rejim güçleri ile birlikte radikal gruplara karşı savaşan Mukaveme Suriyyi Örgütü’nün (Suriye Direnişi) kurucu lideri olan Ural, gerek sahadaki gözlemleri, gerek rejim yetkilileri ile yakın ilişkisinden dolayı, Suriye konusunda önemli bilgiler paylaşan etkili bir isim. Türkiye’de 1970-80’li yıllarda THKP-C Acilciler örgütünün lider kadrolarından olan Mihrac Ural, geçmişte PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yakın ilişkileri olduğunu da söylüyor. Ural, Hatay bölgesinde yerleşik Araplardan ve İskenderun bölgesinin Türkiye tarafından işgal edildiğini, bölgenin anavatanı Suriye’ye iade edilmesini de savunuyor. Türk yetkililer Ural’ı Türkiye’de devlete karşı yapılan pekçok eylemden sorumlu tutuyor.

Mihrac Ural ile yaptığımız oldukça uzun olan söyleşide birçok konuyu konuştuk. Söyleşinin ilk bölümünde, Esad yönetimi ile Kürd hareketi arasındaki durumu, olası gelişmeleri, ilişkileri değerlendiren yanıtlarını yayınlıyoruz. Ural’ın Suriye’deki askeri ve siyasi durumu ve olası gelişmeleri detaylı değerlendiren yanıtlarını da söyleşinin ikinci bölümünde yayınlayacağız.

– Basında Suriye rejimi ile Kuzey Federasyonu arasında elektrik, su ve diğer hizmet sektörleri konusunda anlaşmalar olduğu, Suriye Demokratik Meclisi’nin Şam, Lazkiye gibi kentlerde temsilcilik açacağına dair haberler var. Esad’ın da Kürdlere ‘müzakere’ çağrıları vardı. Salih Müslüm, ‘müzakere koşullarının henüz olgunlaşmadığını’ söyledi. Size göre Suriye rejimi ile Kürdler savaşmadan bir çözüm bulabilirler mi? 

Öncelikle Sayın Salih Müslüm’ün (IMPNews’teki son röportajını) dikkatlice okudum. Sayın Müslüm’ün Suriye ve Kürdler arasında ‘müzakere koşullarının henüz olgunlaşmadığını’ iddiasına katılmak mümkün değildir. Bu cümleyi bu iki dost güç arasında süren ilişkiler açısından yorumlamaya bile gerek yoktur. Savaşın ilk anından itibaren silah yardımı dahil her konuda karşılıklı diyalog içinde olan, gerginlik yaratan olayları derhal yerinde çözen çatışmaları asla iki günü geçmeyen, teröre karşı Şam’da kurulu kriz odasında birlikte davranan, Rojava’nın her köşesinde tüm devlet kurum ve memurlarının aylıklarını kesmeyen, belediye istihkaklarını ödeyen bir yönetimin, kendi vatandaşı Kürd siyasal ve askeri oluşumlarıyla müzakere koşulları nasıl olur da olgunlaşmamış olur.

YPG ile Suriye güçleri arasındaki ilişki ne durumda?

Örneğin Halep olayı buna iyi bir örnektir. Halep kurtarıldığında iki dost güç arasında kanlı çatışma bekleyenler az olmamıştı. Sonuçta ne oldu? Suriye ordusu Halep’i özgürleştirdiğinde YPG bu savaşın ön safında yerini almıştı ve zaferi birlikte kazanmışlardı. Bu nedenle de Suriye ordusu hiçbir şekilde bilinen 4 Kürd mahallesinin denetimini YPG’den almamış bu konuda ne süre ne de gerginlik yaratacak bir çıkış yapmamıştı. Aradan geçen uzun bir süreden sonra yine diyalogla devlet kurumları Suriye devletine devrederek karşılıkla anlayış içinde ortak vatanda meşru yönetimin ve bayrağının bu kurumlar üzerinde dalgalanmasına itiraz bile edilmemişti. YPG’nin şu saate kadar da Halep’te koruması altındaki alanlar yine olduğu gibi kalmıştır. Efrin olayları başlayınca Minbiç’ten Efrin’e YPG güç kaydırmasının kanalları açılmış, Efrin halkına Halep’te her türden sağlık ve barınma imkanı sağlanmıştı. Bunlar hep iki dost gücün karşılıklı diyaloglarıyla gerçekleşmiştir.

YPG komutanlarının Suriye’nin her şehrinde devletin denetimi altında, Emn el Vatani bilgisi dahilinde, Emn el Devlet’in verdiği resmi belgelerle dolaşmaları, tabanlarıyla buluşmaları dostlarıyla bir araya gelmeleri ve bizzat benimle de buluşup sorunlar üzerinde görüşmemiz bu gerçeği gösteriyor.

Mihrac Ural, PKK Lideri Öcalan ile eski dostllukları olduğunu söylüyor

 

-Kürd güçleri ile Suriye rejimi arasındaki ‘anlaşma oluyor’ haberlerine gelelim. Gerçekten sahada neler oluyor?

Şimdi gelelim sorunuza; “Rejim ile Kuzey Federasyonu arasında elektrik, su ve diğer hizmet sektörleri konusunda anlaşmalar olduğu” meselesine. Kendini ortak vatan Suriye’de haklı olarak hak arayan, özgürlük ve demokrasi talepleri olan, teröre karşı direnen siyasi ve askeri örgütlenmesiyle yabancı güçler karşısında duran her halk bu hizmetleri lütuf olarak değil, devletin görevi olarak alması gerekmektedir. Suriye devleti benim de yakından bildiğim, tanık olduğum ve bildiğim tüm Kürd liderlerin de açık ifadesiyle dile getirdikleri gerçek, Suriye devleti vatandaşlarına karşı bu görevlerini eksiksizce, savaşan en kanlı kesitlerinde ve kızılca kıyamet ortamında yerine getirdiğidir. Suriye devleti vatandaşını korumadığı yerde de, YPG gibi oluşumların haklı olarak doğmasına olanak açmış ve onların gereksindiği ilk silahlanmayı kendi silah depolarından sunmuştur. Bilmeyenler sadece Efrin’de Kürd halkı ve tüm devlet görevlisi memurların nereye gittiklerini sorgulasınlar, aylıklarını hala hangi illerden aldıklarını öğrensinler bu gerçeği anlamak için yeterlidir. Zaten gerçek özgürlük ve demokrasi yanlısı Kürd partileri de böyle düşünmüyor.

Ortak vatanda meşru devletin vatandaşları arasında hizmet açısından hiç bir farkın olmaması bu ilişkinin en önemli adımıdır. Bu noktaya kadar anayasal vatandaşlığın eşit bireylere ilişkin davranışlarından söz etmiş oluruz, ötesi değil. Yani Kürdlerin özgürlük ve demokrasi talepleri hakları kaderlerini tayin çabalarıyla ilgili bir şeyden söz etmiş olmayız. Ama kimse bize tarihi boyunca Suriye devletinin, civar ülkeler gibi tenkil, toplu kıyım, göçe zorlama, vatandaş eşitliğinde adaletsizlikten, ulusal bayramları kanla bastırıp insanları zindana atmasından söz etmesin. Bunlar yoktur, olmamıştır da. Osmanlı’dan TC’ye 39 Kürd halk ayaklanmasının kanla bastırılışı, ‘Kürd’ demenin uzun yıllar zindan yatmak için yeterli olduğu, Kürdçe isim koymanın, Kürdçe şarkı söylemenin, Newroz kutlamanın işkence ve zindanla sonuçlandığı, onlarca şehrin dünyanın gözü ününde yerle bir edildiği, hendeklere gençlerin cesetlerinin doldurulduğu örneklerin bir tekini Suriye’de gösterilemez.

-Ama Suriye’de Kürdlere karşı bir ırkçılığın hakim olduğu biliniyor, bunu nasıl izah edeceksiniz?

Evet Suriye’de ağır bir milliyetçilik hakim, Baasçılığın zaman zaman ırkçılık olarak ortaya çıkan eğilimleri olduğu da çok açık. İsrail yayılmacılığına karşı doğan Arapçı reflekslerin toplumsal barışı sarstığından da söz etmek yanlış değildir. Kürdlerin hakları karşısında bu algıların ağır engeller oluşturduğu da çok açık. Kürdler haklarının, Suriye ortak vatanında adil ve eşit haklarla belirlenmiş demokratik bir anayasanın kurum, kuruluş ve yasalarla alacakları açıktır. Bunun mücadelesi de ortak vatan algısı içinde yapılırsa sonuç alır. Bu ister federasyon, ister özerklik, ister farklı bir siyasal yeniden yapılanmayla olsun, diyalogla ve ortak vatanın ortak onayıyla olması gereklidir. Aksi takdirde yabancı güçlerin bu gün olduğu gibi müdahalesi kaçınılmaz olacaktır.

-Rejimin Kürdleri ‘hain’ ilan etmeyeceği ne malum? Ne olacak o zaman, Kürdlere böyle bir tavır gösterilirse?

YPG, SDG ve bu sorunların merkezinde karar sahibi olan PKK önderliğinin Suriye üzerine hiçbir önerisinde “ortak vatan” algısı ve argümanlarından başka bir önermeye tanık olmadım. Bu, Başkan Öcalan’ın demokratik ulus önermesinin esası da ‘ortak vatan algısına’ dayanır, o zaman bu ortak vatanda diyalogla ve ortak kararla çözülmeyecek hiçbir sorun yok demektir. Bunun için dış güçleri değil, ortak vatan ortaklarını birinci derecede muhatap almak tarihsel bir görevdir. Kerkük ve Efrin sorunlarında gündeme gelen sendromlara düşmemek, Başkan Öcalan’ın bu barış projesine sıkıca sarılmayı gerektirir. Bu projenin uygulanabilir sahası tüm bölgemiz açısından Suriye önceliklidir ve en avantajlısıdır.

– Peki yaşanan ve yaşanacak kaygıları nereye koyuyorsunuz?

Kaygılara gelince; her iki dost birbirinden kaygılı olabilir. Tutarlılık ölçütleri farklı olabilir. Ama bu her iki dostun tarihsel misyonları gereği birbiriyle dost oldukları ve dış güçlere karşı ortak kaderi paylaştıkları gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla dönülüp gelinecek olan yer diyalog ve barışçıl süreçlerle sorunlara çözüm bulmak ve sorunlar çözüldükçe de kaygıların aşılması mümkün olacaktır. Her taraf bu tarihsel misyon ortaklığını bilince çıkartmakla yükümlüdür. Bunu anlayan bunu bilince çıkartan Kürd temsilcilerinin hiç de az olmadığı, Suriye’de, Kürdlerin bölge tarihinde önemli roller oynaması için yeterli bir saha olduğunu belirteceğim.

Kendi siyasal kanaatimce ‘bölgede bir Kürdistan kurulmadan, Kürd meselesi istenen biçimde sona ermez’ derim. Ama bu bölge ve dünya dengelerine ait karmaşık bir sonuçtur. Bunun için, daha çok kazanım, daha çok anayasal yasal kurum ve kuruluşlarla güvencesi güçlendirilmiş hakların akıllıca elde edilmesi gereklidir. Bunun yolu da diyalogdur. Suriye bunun için önemli bir ortak vatandır.

Ama bu kaygılar mevcut güvensizlikler üzerine yeşeriyor. Demek ki böyle bir güvensizlik zemini var ki, bu yeşermekte…

Burada çok yanlış anlaşılan Suriye-Kürd ilişkisinde yer almış iki olayı açıklamak isterim; biri 12 Mart 2004 Kamışlı olayları, ikincisi kimliksiz Kürdlerin sorunu. Bu konuları akademik ölçekte araştırdım ortaya çıkan tablo aynen şudur.

Birincisi Kamışlı olayları; O günün Güvenlik Konseyi Başkanı Kamışlı Askeri Polis Komutanı Albay Ali Salih’le konuştum; “Olayların raporunu Başkan Esad’a ben yazdım” dedi ve devam etti; “ 54 ölü vardı ortada. 30’u Kürd gerisi Arap. Kışkırtıcı olan, sorunu yaratan Saddamcı Arap aşiretleriydi. Kürdlerin mezralarına el koyan, sularını kesen, provokasyon yapan, hatta duvarlara Amerikan yanlısı yazı yazan da bu aşiretlerdir. Bu aşiretlerin bu gün Nusra, İŞİD ve ÖSD’da ayakları var ve aynı akılla Suriye devletine karşı savaşıyorlar. Bunların bir kısmı, özellikle Şammar Aşireti YPG ile ittifak halinde, kim kazanırsa ondan yana olmaya hazır kaypak bir aşiret olarak yerini almaktadır. O gün stadyumda ortamı provoke eden bu Arap aşiretlerin Saddam’ın intikamını almak gibi bir ırkçı, milliyetçi tutum sergiledikleri görülmüştür. Baas il yönetiminde de kimi Kürd düşmanı Baasçılar da bu aşiretlere yardıma kalkışmıştır. Diğer tarafta kimi Barzanici ırkçı-milliyetçi Kürdler de ortalığın birbirini kırması için ellerinden gelen her kışkırtmayı yapıyorlardı. Birçok Kürd siyasi oluşumunun ortamı yatıştırmak için çaba harcadığını gözlemledik. Ama Suriye ordusu ve devlet gerçeğini bilenler olarak olaylara müdahale ettik ve barışı sağladık. Barışı ilk onaylayan da Kürdler idi.”

– Yani Kamışlı olaylarının müsebiblerinin bu kesimler olduğunu söylüyorsunuz ama ortada katledilmiş insanlar var? 30 Kürd’ün ölümünde sorumluluk devlette değil mi?

Kimse Suriye devletini Kamışlı olaylarından sorumlu tutmamalı. Tersine barışı getiren, gerginliği azaltan, yaraları saran Suriye devleti ve ordusuydu, bunu tüm Kürd tarafı bilir ve orduyu çağıran da haklı olarak Kürdler olmuştu. ‘Devlette sorumlu insanlar olarak Bölge Güvenlik Konseyi Başkanı olarak, Başkan Beşar Esad’a aynen bunları yazdık’ demişti Albay Ali Salih.

-Yıllarca kimliksiz, haksız bıraklılan Kürdler olayını nasıl izah ediyorsunuz?

Kimliksiz Kürdler olayı daha çok Türkiye’den göç eden, mera arayan göçer Kürdlerdir, öncelikle bunun bilinmesi gerek. Bu Kürd aşiretlerinin çoğu göçebedir, meraları takip eder güvenli bölgeleri seçer. Suriye her zaman Kürd göçmen aşiretleri için güvenli bir liman olmuştur. Öcalan’ın Kandil’i, Kuzey Irak’ı seçmeyip Suriye’yi tercih etmesinin nedenini de burada aramak gerek. Buna karşı tüm yerli Kürdler ki bunlar Suriye Kürdleri’nin ezici çoğunluğunu teşkil ederler, her Suriye vatandaşı gibi, Suriye kimliği taşırlar.

Buna rağmen Suriye’de 1961 anayasası gereğinde oluşturulan 1962 Nüfus Yasası ile Suriye toprakları üzerinde yaşayıp kimliği olmayan insanlara kimlik sahibi olma çağrısı yapıldı. Bu çağrıya kendi gerekçeleri nedeniyle olumsuz cevap veren Kürdler oldu. Gerekçeleri de şudur; vergi ödememek, askere gitmemek yani temel vatandaşlık haklarını ifa etmekten kaçınmaktı. Bu durumda hiçbir devlet hiç bir kimseye özellikle de göçmen olan, sonradan topraklarında yerleşen insanlara zorla vatandaşlık hakkı vermeyeceği açıktır.

Sonra olan nedir? Kimliksiz kalmayı kendilerine uygun gören Kürdler, yavaş yavaş yerleşmeye, evlenip çoğalmaya, mülk satın almaya, okumaya, dolaşım yapmaya başladılar ve sıkıntılar ikinci, üçüncü kuşakta kendini acımasız biçimde göstermeye başladı ki bu da çok doğaldı. Haklarını devlet vermesine rağmen bunu reddedenler bu kez yaşadıkları sorunlar altında ezilmeye başladılar. Bu çok karmaşık süreçleri yarattı. Miras sorunları, kimlikli olanla evlilikten doğan aile hanesinin olmaması, güvenilir insanlar adına alınan malların gasp edilme kolaylığı gibi birbirine ilintili binlerce sorun gelişti. En az üç kuşakta biriken bu sorunlar gerçek anlamda bir toplumsal sorun olarak kendini göstermeye başladı. Bu sorunun kökeni budur, başka bir nedeni yoktur; tersini iddia eden, gelip bunu bize belgeleriyle göstermelidir. Kürd halkının dostu olarak ben de hiç bir açık bırakmamak kaydıyla konuyu inceledim. Gerçek bundan ibarettir.

Beşar Esad yönetimi işte bu kaderi değiştirdi. Bir devlet başkanı halkı için yapması gerekeni yaptı. Ve istisnasız tüm kimliksiz Kürdler kimlik alarak normal vatandaş haklarını kazanmış oldu. Bu adımı hiç küçümsememek gerek. ‘Olayların baskısıyla yaptı’ gibi yaklaşımlar gerçekçi değil, haksız ve kasıtlıdır. Zira böylesi cahilce konuşmalar karşısında, kimliksizler ‘kendi açtıkları kuyuya kendileri düştü’ de denebilir ama bu da yanlıştır. Bu bir haktır ve bu hakkı veren de alan da demokratik ve hukuki bir iş yapmıştır. (Yasası da şudur: Kürdlere vatandaşlık hakkı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi no: 49/7 Nisan 2011)

– Suriye rejimi, Kürdlerin ulusal haklarını, kendilerini yönetme haklarını tanımaktan imtina ederse, kaçınılmaz olarak savaş olmayacak mı? 

Hayır, bu iki dost güç arasında asla savaş olmayacaktır. Buna tarihsel misyonları gereği girişmeyeceklerdir. Bölgeyi sarıp sarmalamış dış vahşet ve sömürgeci güçlerin ortamında bunu kim yaparsa kaybeden taraf o olacaktır derim. Bölge ve dünya dengelerinin doğru hesap eden bir Kürd hareketi, ulusunun geleceği için çok hesaplı ve duyarlı politikalar üretmekle yükümlüdür. Bölgemizde milliyetçiliğin ırkçılığın çok çirkin bir biçimde beslendiği bataklıkların da etkisiyle makus olan Kürd kaderinin değişmesi, sabırlı bir siyasal işçilik gerektirir. Bunun için öncelikle verili ortamın yerli bir unsuru olarak ortak vatan algısının tüm imkanlarını doğru bir biçimde değerlendirip hak kazanımlarının artırmak gerek. Elbette bir kırılma kesitinde yapılacak ataklar yükseltilecek çıtalar olacaktır.

Ancak, Kerkük’te ortaya çıkan handikapların arkasından sürüklenmeme iradesi çok önemlidir (Kuzey Irak Kürd referandumunda bizler çok açık biçimde her zamanki gibi Kürd halkının hakkı olan bu referandumdan yana olduk). Amerika’nın Irak’ta oynadığı kirli rolü Suriye’de Kürdler üzerinden oynamaya çalışmasına bu anlamda asla geçit verilmemelidir; olay ‘ne yapalım zulümden bıktık, denize düşen yılana sarılır’ olayı değil. Halkların barış içinde birlikte ortak vatanda yaşama olayıdır. Çok daha kapsamlı ve dirayetli düşünmek gereklidir. Bunu egemen uluslar egemen İsasal yönelimler yapmama ısrarına rağmen yapmak gerekir ki halkların desteğini alarak bu eğilimleri bir daha gelmemek üzere tarihe gömme şansımız olsun.

‘Diyalogda çareler tükenmez’ diyorum ve Suriye-Kürd ilişkisinde diyaloga güvenerek hareket etmeli, asla tarihsel düşmanlıklar yaratmamaya bakmalıyız. Bu düşmanlığı kim yaratırsa o kaybeder.