CEMİLAnayasa rafta, meclis ıskatta, ülke iflasta, savaş sınırda… Güya her şey yerli yerinde ve idam cezasını getirme çalışmaları saman altından yürütülüyor; Gaflete düşmeyelim!

Hırsızlık, tecavüz, katliam, savaş suçları…

  • Hırsızlık için, ‘Çaldı ise benden çaldı, sana ne!’
  • Tecavüz için, ‘Bir defadan bir şey olmaz!’
  • Katliam içinse, ‘Kanıt gösterin!’, kanıt gösterene de, ‘Devlet sırrını veremezsin!’, hem savaş ve işgal ile ‘Vatanımı koruyor, sana ne?’

Peki ya idam? ‘İdam edilen benim oğlumdur, kızımdır, sana ne!’, demek mümkün olacak mı?

Irak’ta Saddam Hüseyin zamanında kolay bir yol bulunmuştu. İdam edilecek olanın babası, oğlu idam edilirken, alkışlayarak, ‘İyi ki oğlum devrim uğruna idam edildi’ gibisinden bağırması gerekiyordu. Aksi takdirde kendisi veya başka bir oğlu idam edilebilir, kızı veya eşi tecavüze uğrayabilirdi. Şimdi de, ‘Allah’ın tüm vasıflarına sahip, şanlı baş hırsızımıza dil uzattı, iyi ki idam ediyorlar!’ diye seslenmek zorunda bırakılmak için hangi tehditler kullanılabilir, onu da görebiliriz.

Bazı tarikatlara konulan tavır değişikliğini bir düzelme olarak gören gafillere ne demeli? Erdoğan kendi kendini ıslah edip, kediciklerin sahibini neden hapse tıkıyor? Suçlu olduğuna göre ve tüm suçları tespit edilmiş olmasına rağmen, neden şimdiye kadar tutuklanmıyordu?.

Eh, Osmanlı geleneğidir, sultanların soyup soğana çevirdiği ülkenin sonunda paraya ihtiyacı olurdu; Bu paralar için de kaynak bulmak gerekirdi. Sultanı saraya taşıyan ve esasında onu rehin alan saray mensuplarına cülus parası dağıtılması gerekirdi. İflas devleti, güç kazanmak için zengin ettiği sadrazam ve paşaları idam ederek, bu parayı buluyordu. Şimdiki tarikat liderlerini paşa gibi yüceltenlerin döviz kurları ve iç borçlanma için mutlaka paraya ihtiyaçları olacaktı. Tarikat liderlerinden daha iyi kaynak var mı?  Sonunda onların da harcanmaları gerekmez miydi?

Zaten harca harca bitmez, her köşede bir tarikat lideri veya tarikat kurdu… Önce iyi tarikat ve kötü tarikat diye başlanması, sıra ile ve ihtiyaca göre harcanıp, paralarına el konması, bazılarının ise, güç dengesi açısından ödüllendirilmesi gerekir. Bu ödüllendirme, liyakat esasının kaldırıldığı yerde, devlet katlarına, eğitim ve sağlık alanlarına kaydırılarak, pekala yapılabilir. Bu tarikat kurtları, başhekim, emniyet müdürü veya üniversite rektörü olabilir. Zaten ‘Başımıza ne geldi ise okuyanlardan geldi’ denmemiş miydi?

Hem bundan güzel fırsat olur mu? Çanakkale’de Anadolu’daki halkların evlatları değil de, o sakallı dedeler savaşmamış mıydı? Şimdi o sakallılara tekrar ihtiyaç olacak.

Sahi, tarikat liderleri ve mensupları neden cephenin ön saflarında yer almazlar? Onlar  cennette sıra bekleyen keramet sahipleri değil miydi? Kerametleri ile samanı altına çeviremeziler miydi?  Sanırım altın değil de, Dolar arandığından, kerametlerini soran yok.

Ama esas adalet, bu sakallıları yargı makamlarının başlarına taşımakla oluşur. Her mahkemeye bir tarikatçı hakim getirilsin, değil adaleti, ilahi adaleti bile gerçekleştirirler. Onlarda bu yetenekler varken, yetkileri de arttırılır. Biz yeteneklerinden dolayı, bir diplomasızdan, bir cumhurbaşkanı yapmadık mı? Eh, o halde yetenekli tarikat şeyhlerini mahkemenin başında idam cezası ile techiz etmek gerekmez mi?

Focault, ‘Hapishanelerin Doğuşu’ adlı kitabında, modern hukuka ulaşılana kadar geçirilen evreleri ve hedefleri anlatır.

Ceza ne için verilirdi?

  • Islah için mi?
  • İntikam için mi?
  • Devletin gücünü göstermek için mi?
  • Hanedanın gücünü göstermek için mi?
  • Halkı memnun etmek için mi?
  • Yolsuzlukları gizleyip, adalet taslamak için mi?

Daha neler, neler!..

Demokrasi ve adalet arayışları, bugünkü hukuku doğurdu.  Hukuk hep değişir ve gelişime göre şekil değiştirir.  Din ve şeriat gibi, hukuku bitiren dini ideolojiler çekilmez hale gelir, birey ve toplum özgürlüğü gitgide kısılır. Özgürlük arayan toplumlarda hukuk değişirken, sömürge toplumlarda ise din, hem hükümranların hem de emperyalizmin gücünü devam ettirip, halkı susturan toplum mühendisliği için kalıcı kılınmağa çalışılır. İşte bu nedenle despotlar ve emperyalizm, sürekli şeriatçı İslam teröristlerini besleyip, desteklemiştir.  İslami maskelerle hem Astana’da korunmuş, hem de eğitim/donanım ve her türlü tedarik ve lojistikleri sağlanmıştır.

Şimdi de idamın neden getirildiğine bakalım.

İslami örgütlenmelerle beraber, hukukta da İslami terörize hamleleri yapılarak, idam tekrar gündeme getirilmiştir. Şeriat istemleri, halkın özgürlük istemlerini kısmak için, hem fiziki hem de telkin yolu ile kısmak için,  çare dinde aranmıştır.

Patlama noktasına gelen toplumu caydırmanın etken faktörü olarak, idam istemi dile getirilmiştir. Gerekli zemini hazırlamak, işbirliği yapan tarikatların suçları görmezden gelinerek tasarlanmış ve bu suçlara istinaden, istenecek en ağır ceza olan idama odaklanılarak,  suçlara bizzat devlet öncülük etmiştir.

Bugün toplumun en ufak direnişine dahi müsaade etmeyen valiler, yarın idam kararını verecek olan merci olacak, ancak korku salmak için getirilen idam, suçları ve toplumsal sorunları çözmeyecek, sadece tepkisi ve dinamizmi durdurulan toplum, istikrarlı gibi gösterilmek istenecektir.

Bu gidiş, rönesansı yaşamamış İslam toplumuna tekrar ortaçağı yaşatmak içindir. Bunun için toplum dinamizmi ve tepki, bunu durduracak tek güçtür. Örgütlenme, bu dinamizmi kullanma olanağını belirleyecektir ki, şu an toplum bundan uzaktır ve iktidar bundan güç almaktadır.

Şu halde idam, diktatörlüğün korkulu rüyası olan olası halk ayaklanmalarını korku ile engellemek için getirilmek istenmektedir. Gerekçe olan suçlar, devlet tarafından işlenmektedir.

Sallandırılmak istenenler, aydınlar, devrimciler, solcular, Kürtler, Aleviler ve insanca, çağdaş yaşamı savunanlar olacaktırç olacaktır. Oysa biz, kime karşı uygulanırsa uygulansın, idama karşıyız, çünkü insanız. İnsanın katletmesi, nefsi müdafaanın en son ve mecburen olması karşısında, kerhen kabul edilebllir ama yasalarla meşrulaştırılamaz.

Suskun toplum, daha da susturulmak istenmektedir. Diktatörlük suç işledikçe, korku, onlara korkunç cezalar hazırlatmaktadır. Korku ile getirilen yasalar, korku getirir ama terörü engellemez; Hele iktidar olan bir terörü, asla.

İdam cezası, hak aramalarını engellemek için tasarlanmıştır. Toplum susturuldukça, zulüm de, baskı da, suçlar da artar.

Adaletten kaçanların, adalet dayatma hak ve yetenekleri olamaz. Haramilere bu kadar sessiz kalınması yeter, artık bunun da ötesine, yani idama müsaade etmeyelim!

Geç kalınmadan, her ne pahasına olursa olsun, meydanlara inelim.Sustukça zulüm artar, direndikçe değil.

Asılacak masum evlatlarını hayal edin; En azından Analar susmasın!

Cemil Hayek

24 07 2018