10714615_654988691281852_1186860154_n-1
Yakup ASLAN

Medler, Rustem-i Zal gibi pehlivanları, bayraktarları olan Persler, Sefeviler, Şahlar ve ardından sosyal değişimin seyrini kendi mecralarına çekebilen molla hakimiyetinin olduğu dönemlerle meşhur evrelerden geçmiş kadim bir ülkeye kısa bir geziye çıkıyoruz. Bütün bunların arasından Persler, İran tarihini ve sosyolojisini belirleyen argümanların bugüne taşınmasına zemin hazırlayan bir imparatorluk olmaları açısından da önemini korumaya devam ediyor. Bugün bile Türkiye’de Osmanlı özentisi olduğu kadar milliyetçi cephede Pers imparatorluğunun görkemli tarihini yeniden diriltme özentisi içerisinde olan İranlıların sayısı da az değil. Milattan 600 yüz yıl öncelerde muhalif sözlerinden dolayı tutuklanan Daryuş, hapisten çıktıktan sonra vezirazam mevkiine ulaşınca Şahı ve tüm sülalesini Köpüklü Ayran Gecesi” vakasında ayranlarına zehir katıp öldürmüş, tahta çıkacak kimse kalmayınca zorunlu olarak Şah tahtına oturan Darius, parçalayıp ezen, komplocu, sinsi, riyakar politikaları önceleyen Pers İmparatorluğunu kurmuştu.

Kendisine has karaktere, Perslerden bu güne yansıyan toplumsal retorik ve reflekse dair çok şey anlatıldı, anlatılmaya devam ediliyor. Bu ülkeye yolculuğumuz çok planlı ve özel bir gaye içeriyor değildi. Sınıra varmadan, Salmaslı minibüs şoförü kapının sakin olduğunu söylemişti, bu kadar olacağını beklemiyorduk. Türkiye’nin Rusya bloku yakınlaşmasıyla birlikte İranlı turistler nefes almak için geldikleri Van ve çevredeki şehirleri yaptıkları harcamalarıyla abad ediyorlardı.  Ramazan ayında Van’daki bütün bar ve pavyonların onlara hizmet için açık tutulmasına ses edilmemesi bu amaca yönelikmiş. Suriye’nin füzelerle birlikte vurulmasının ardından yeniden ABD blokuna dönüş yapan Türkiye’nin bu tavrından dolayı İran, yurt dışı harcını ilk çıkış 50 dolar ve daha sonraki her çıkışta harcın ikiye katlanması gibi bir uygulama başlatarak, ekonomik sıkıntı içerisinde olanların yurt dışına çıkışını dondurmuş.

Sınırı geçtikten sonra ilk gördüğüm farsça slogan Amerika Hiçbir Halt Edemez! oldu.. Urmiye’ye gideceğimizden yol ayrımındaki Hoy’da iniyoruz ve bir lokantaya giriyoruz. Orada yaşadıklarımız olmasa lokantadan bahsetmenin bir anlamı olmayacaktı. Çok sıcak havadan, dışarıda çalışan jeneratörü fark etmeden serinleme düşüncesiyle lokantaya giriyoruz. Elektrik yok. Jeneratör bir buzdolabı ve bir iki küçük aracı çalıştırabilecek güçte, dolayısıyla içerideki sıcak dışarıdan farklı değil. Anlatmak istediğim bu değil. Neredeyse 5 dakikada bir elektrik geliyor ve devreden çıkan jeneratörle adete alay edercesine sürekli geliş-gidişlerin olduğu bir durum oluşuyor. Hatırlayanlar bilir, bir ara bütün Türkiye’de siber saldırı olduğu söylenen birkaç günlük elektrik kesintilerinde Van’ın elektriği kesilmemişti. Van elektriğini İran’dan alıyor. Birazdan devasa nükleer elektrik santralinin yanından geçtiğimizde şoförümüz de bu konuyu hatırlatıyordu.

IMG_20180627_110207.jpg

Şoförün fazlasıyla konuşkan olması, sürekli propaganda yapması ve bize anormal bir yakınlık göstermesi, ilk defa bir benzerine Şam’da rastladığım olayda olduğu gibi aklıma gülünç komplo teorileri oluşmasına sebep oldu. Yolları, köprüleri, farklı inanç, mezhep ve etnik kimlik sahibi çevrelerin barış içerisinde bir arada yaşadıklarını, mabetlerinin birbirine yakın olduğunu ve devletin sosyal alandaki başarılarını ballandıra ballandıra anlatıyordu ama benim buralara çok yabancı olmadığımı bilmiyordu. Urmiye’ye yaklaştığımızda, giderek kuruyan Urmiye Gölü’nün aksine olabildiğince yeşile doymuş bağ-bahçeler vardı… Muz ve fındığın dışında her türlü meyvenin yetiştiğini kaç kere tekrarladı bilmiyorum ama, bahçelerde açılan artezyen kuyularının gölün kurumasına sebep olduğu iddiası bana ilginç gelmişti. Üzüm bağları Şah döneminde şarap üretiminde kullanılıyordu, şimdilerdeyse şarap fabrikalarında meyve suyu üretimi yapılıyor. Evlerinde şarap yapanlar yok değil. Konuştuğumuz Urmiyelilerden başka konuların arasına bu iddiayı sıkıştıranlar da yok değildi.

Şoförün abartılı yakınlaşması üzerimizde istemediğimiz bir vesayete sebep oluyor. İstemiyoruz ama misafirsiniz!” ayaklarıyla bize söz söyleme hakkı tanımıyor. Propaganda ve yönlendirme noktasında başımızda özel bir devlet komiseri gibi hareket ediyor. “Gönüllü mü, görevli mi?” diye gülünç bir suizanda bulunuyorum. Bu zihnimdeki komplo teorisi, belki de öyle değildir ama özgürlüğümüz tamamen kısıtlanmış durumda. Şehitliğe, imamzadelere götürerek, park bahçelerin, üs geçitlerin güzelliğini göstererek işe başlıyor. En az 4-5 km uzunluğunda yol boyunca orta yerinden bir su akan bir park yapılmış, bize uzunluğunun 30 km olduğunu söylediği o yeşil alana insanlar akşamları gelip evlerin sıcaklığından kaçıp serinliyorlar… Sonra bizi Bend denilen baraj suyunun aktığı dere kenarındaki yolun her iki tarafına kurulan devasa restoran, çay bahçelerinin olduğu zengin bir mekana götürüyor. Düğün salonları genellikle şehirden daha uzak yerlere yapılmış. Birçoğunda canlı müzik geç saatlere kadar devam ediyor. Farklı bir kültür. Büyük dut bahçeleri var, ağaçların altına kurulu masalarda yer bulmanın bile zor olduğu bir ortamda kalabalık aileler dut yemeye geliyor.

Gün bitiyor. Bize köyde bir işinin olduğunu ve birlikte gidip geleceğimizi söylüyor. İtiraz bile edemiyoruz. Uzun bir yolculuktan sonra büyük bir bağ evine gidiyoruz. İlgiden çok, okumuş bir grubun arasında olmak beni sevindiriyor. Konu biraz daha derinlikli. Genç olanlar internetteler. Kısıtlı ve facebook başta olmak üzere birçok sitenin filtreli olduğu internette ilginç buldukları haberleri bize de duyuruyorlar. Tahran’da karışıklıkların olduğu, ekonomik sıkıntıların giderek büyüdüğü ve rejimin sarsıntı içerisinde olduğunu gençler dillendiriyorlar, biraz daha yaşlı olanlar daha temkinli konuşuyorlar. Biri hariç. Bundan 500 yıl önce önemli kişilerin gelecek önerilerinin tamamının çıktığı ve molla rejimine biçilen ömrün kırk yıl olduğunu, dolayısıyla bir yıllık ömürlerinin kaldığını söylüyor. Sosyal medya örgütlenmesinde, bir aydan beridir zaruri ihtiyacın dışında satın almama ve rejimin ekonomisini boykot etme kararı aldıklarını söylüyorlar. Tarafların sertleşmesinin neticesi olarak devlet yetkilileri sokağa çıkmanın “şeri devlete başkaldırma” olduğunu söyleyerek, bunların hükmünün idam olacağı tehdidinde bulunmuş. Tekçi dikta rejimlerin muhalefeti ve toplumu sindirmesinin kendilerince en etkili silahı idam…

IMG_20180626_191056.jpg

Bir genç yorum yapıyor.. “Bütün varlığımızı Irak, Lübnan, Suriye, Yemen ve Filistin’e taşıyorlar. Şu gördüğünüz taksiyi bize 25 milyon tümene satıyorlar. Vergisi, harcı, sigortası da cabası. Ama aynı arabayı Suriyelilere 5 milyona satıyorlar… Ülkenin varoşlarında su yok, gidip Afrika’ya su götürüyorlar…”
Her ülkede aynı politikalar yok mu? İran, Pers imparatorluğunun dünyanın neredeyse yarısına hakim olmasının yeniden cihan krallığıyla sağlanması için kaç kişinin bilinç altında yer etmemiş ki.. Her ülkenin misyonerlik yapan, lobi faaliyetleri için yoksul kalmış ülkelerde büyük bütçelerle devşirme çalışması yürüten ülkelerin sayısı az değil. Bu sohbetlerle çok ilgili değilim. Ancak, seviyeli bir muhabbet. Tek tük suçlamalar olsa da aşırılık yok. Konuyu değiştirmekte başarılı oluyorum. Konuyu Perslere ve ondan sonraki devletlere getiriyorum. Anlattıkları ciddi bir tarihi birikim. Çayın en çok içildiği İran’da siyah çayın zararlı olduğu algısının giderek toplumda yaygınlaştığını söylüyorlar.

Yorgunuz, bir semaver çay olsa bize yetmez. Büyük bir bardak çayla yetiniyoruz. Ama bağ evinde sunulan meyveye doyum olmuyor. Fazlasıyla emek verilmiş büyük bir üzüm bahçesinde, açık havada yatmayı tercih ediyoruz. Otel ile ilgili bütün ısrarlarımıza rağmen bizi bırakmıyorlar. Hala bile şoförün bizi şehir merkezinden uzak o bağ evinde bırakarak kontrol ettiği tezini savunuyorum. Doyasıyla bir uykunun ardından sabahın karanlığında uyanıyorum. Hava aydınlanınca da bağı keşfe çıkıyorum.. Bir iki kuyu kazılmış ve üzüm asmalarının büyük bir emekle ne kadar verimli hale geldiğini görüyorum.

(Devam edecek)