1A1253A4-0D32-467B-9B69-DF687CEE312A
Ömer AĞIN

1983’lü yıllarda yurt dışında “Sol Birlik” adıyla; TKP, TİP, TSİP, TKEP-Emeğin Birliği, TKSP-Özgürlük Yolu, PPDK-DDKD örgütlerinin bir araya gelerek faşist darbeye karşı ortak mücadeleyi amaçlayan, merkezi yurtdışında olan bir yapı oluşturuldu. “Sol Birlik” adıyla bir de yayın organı çıkarıldı. Doğal olarak bu yapılanma herkesin ilgi odağına girmişti. Kimileri, “bu tür revizyonist oluşumlarla devrimci mücadele verilemez” derken, kimileri de bu yapılanmayı yakından takip etmek, ona katkı sunmak gerekir diyerek ve kendilerince doğru bulup onu geliştirmek istedi. Amacım bu yapılanmanın tarihçesini anlatmak değil. Çünkü biz değil miyiz, (kastettiğim kendisini devrimci görenlerin hemen hemen hepsinin kabul ettiği) “geçmişin derslerinden sonuçlar çıkarmak gerek” diyen…

Bu nedenle Günümüz mücadelesine de katkısı olabileceğine inandığım bir yaşanmışlığa dikkat çekmek istedim: “Sol Birlik” oluştuktan bir müddet sonra ona katılmak isteyen gruplardan biri de “Kürt Özgürlük Hareketi” olur.

Hareketin Avrupa temsilcisi, TKP İsviçre sorumlusuna gidip “Sol Birlik” çalışmalarına katılmak istediklerini iletir. O zaman TKP’nin İsviçre Sorumlusu Mehmet Boz’dur. Mehmet Boz, Antakyalı bir Arap komünisttir. TKP’nin gençlik çalışmalarında bulunmuş, İGD’nin oluşum sürecine katılarak Merkez Yönetimi’nde görev almış bir militandır. Mehmet, gelen bu “talebi” o dönem birlikte çalıştığı TKP Politbüro Üyesi Sıtkı Coşkun’a iletir ve detaylı anlatır. Mehmet Boz’la görüşen Hareketin “temsilcisi” şu an yaşamadığı için ismini yazma gereğini görmedim. Sıtkı Coşkun, olayı TKP Politbüro’suna götürür. Politbüro (PB) teklifi değerlendirirken uzun tartışmalar yaşar. Tartışmalardan sonra teklif TKP PB’da reddedilir. “Kürt Özgürlük Hareketi” Sol Birlik’e alınmaz.

Veysi Sarısözen (Zaro) ve Alp Otman (Kaya) teklifi olumlu bulmalarına ve savunmalarına rağmen PB’da red ağırlıklı bir karar çıkar. PB’da red oyu kullanan üyeler sayısız gerekçeler ileri sürseler de, en dikkat çekeni ve belirleyici olanı, “Bu hareketi Sol Birlik’e alırsak bize, bunlar terörü destekliyor derler ve Parti örgütlerimiz (özellikle İzmir örgütü) tepki gösterip, dağılır) gerekçesi olur. O dönem TKP PB’sunda olan tek Kürt Şeref Yıldız’dır. Şeref Yıldız da “red” diyenlerin başında yer alır ve “red” kararının çıkması için “cansiperane” bir biçimde çalışmaktan geri durmaz. Veysi Sarısözen ve Alp Otman olayın anlattığım biçimini doğrulamışlardı. O gün PB üyesi olan ve “red” diyenlerin içinde yeralan Orhan Yıldırım’da Veysi ve Alp’i doğruladı. Ayrıca SBKP “TKP masası sorumlusu” bu kararı doğrulayanlardandır. Kararın orijinali Moskova’daki TKP arşivlerinde bulunuyor. Biz o dönem Amed cezaevindeydik. Kürt Özgürlük Hareketi’nin “Sol Birlik”e katılım isteğinin birçok gerekçe gösterilerek reddedilmiş olmasına karşın gerçek nedeni şimdi daha iyi görüyoruz.

Kimilerine göre zorlama ve çok abartı bir değerlendirme olacak ama ben düşüncemi söylemeyi görev görüyorum: Bence bu talebin “reddedilmesinin” en önemli nedeni, henüz ana rahmine bile düşmemiş, embriyon dahi olamamış, ama günümüzde büyük bir seçenek olmayı başarmış “Demokratik-Kürt” paradigması olmuştur. Yeni bir arayış doğuyordu. Bu doğum, ne “Sol Birlik” içinde yer alan sol partiler gibi “şabloncu,” durağan, tekrara dayanan, gelişim için yeni fikir söylemekten kaçan, “komintern” anlayışına sahip partiler, ne de özgürleşmeyi sadece coğrafik temelde ele alan ve “özgürleştirdikleri” coğrafya üzerinde hegemonik davranan ve demokratik bir ulus yaratma fikrinden uzak, kendi aralarında masa başı anlayışları tercih eden Kürt partilerinden oluşan, özcesi aynı kültüre sahip yapılardı. Klasik Sol partiler hegemonik ve statükocu anlatyışa sahiptiler.

Kimseyi kendi “coğrafik alanına” sokmadıkları gibi, kendi alanını da demokratikleştirmek için uğraşmıyorlardı. Yetenek ve üretkenlik anlayışına dayalı bir kadro seçme politikası yerine, “güvenilirlik” kuruntusuna dayalı bir anlayış egemendi. Kürtler açısından ise modeli Güney Kürdistan oluşturuyordu. Oysa görece olarak “özgürleşen” Kürdistan coğrafyası KDP, YNK başta olmak üzere kimi Kürt partileri arasında bölüştürülmüş herkes kendi bölgesinde hükümranlık sürdüyor ve asla dipten gelen bir dalgayla halkın demokratik mevzi kazanması istenilmiyordu. “Demokratik ulus” olma uğraşları hayallerinde bile yoktu. Bugün de Kerkük’ün kaybedilmesinde bu anlayışın payı büyük olmuştur.

Bu yaşanmışlıktan nasıl bir ders çıkarılacaktır? Özellikle HDP, bu yaşanmışlıklarıda neleri deneyim haline getirecektir merak konusudur. HDP kimliği altında tüm “bileşenler” (başta “Kürt bileşeni”) olmak üzere demokratik-ulus ya da başka isimler altında olsa da geliştirilen özgürlük programını şeffaf, objektif, katkıcı ve cesaretle tartışarak herkesin içine sindirebileceği ve herkesin katkısıyla gelişeceği politik ortamı yaratmak zorundadır. Daha da önemlisi ulusal kökenlerine bakmadan aydınlara, gazetecilere, bilim insanlarına, meslek kuruluşlarına, sendikacılara yaratıcı fikirler yaratma görevi düşmektedir.

24.07.2018 Ömer Ağın.