Almanya merkezli Tehdit Altındaki Halklar Örgütü Temsilcisi Dr. Kemal Sido Efrin’de Türk ordusunun desteğindeki cihatçıların şeriat uyguladıklarını, insanlara işkence yapıp kaçırdıklarını berlirtiyor.2fec8dd1-f864-45a9-9fa1-6264fdd4672f.jpg

Hüseyin ÇATAL

IMPNews – Almanya merkezli Tehdit Altındaki Halklar Örgütü’nün (Die Gesellschaft für die Bedrohte Vöker) Orta Doğu temsilcisi Dr. Kemal Sido’nun, geçen hafta yaptığı Efrin’de Türk ordusunun desteğindeki cihatçıların şeriat kuralları uyguladıkları, insanlara işkence yaparak kaçırıldıklarını ifade eden açıklamaları çok sayıda basın kuruluşunda geniş yer buldu. Kendisi de Efrinli olan ve durumu yakından izleyen Dr. Sido, bölgede olup bitenleri İMPNews’e anlattı.

-Bu günkü Efrin ile Türk ordusunun cihatçılarla bölgeye girdikten sonraki durumunu karşılaştırdığınızda, aradaki farklar konusunda neler söylenebilir? 

Benim 2015 yılında gördüğüm Efrin ile bugünkü Efrin’i tanımak mümkün değil. 2015 yılı Şubat ayında 2 hafta Efrin’de kaldım. Efrin o dönemde de her taraftan abluka altına alınmıştı. Türkler bir taraftan, cihatçılar bir taraftan Efrin’i abluka altına almışlardı. Buna rağmen insanlar kendilerini iyi hissediyordu ve durumları iyidi. İnsanlar işine gidiyordu. Tarım Efrin’de çok yok önemlidir. Bir çok firma Halepten Efrin’e taşınmıştı. O zamanlar Halep hala cihatçıların denetimindeydi. Bu nedenle de şirketler Halep’ten kaçıp Efrin’e gelmişti. Bu şirketler Efrin’de yeni iş sahaları açmıştı. Güvenlik yüzde yüz sağlanmıştı. Kürd güvenlik güçleri (Asayiş) bir bütün olarak duruma hakimdi.

‘İnancını değiştirenlerin de bir klisesi vardı’

-Abluka altında iken ne tür sorunlar yaşanıyordu?

Tabiki sorunlar vardı. Buna rağmen 2015 yılında gördüğüm Efrin’i bu günkü Efrin ile karşılaştırmak mümkün değil tabi ki. Bu gün Efrin tamanen değişmiştir. İşgal öncesi din özgürlüğü vardı. Müslüman camiye gidiyordu. Aleviler özgürdü. Hiristiyan cemaati her gün biraz daha büyüyordu. Diğer bölgelerden gelenler ile birlikte yaklaşık 1000 üyeye ulaşmıştı. Hatta inancını değiştirenlerin de bir kilisesi vardı. Bu çok önemlidir. Şöyleki, kilisenin bulunması, toplumun ve yerel özerk idarelerin ne kadar toleranslı olduğunu göstermekteydi. Türkiye’yi şöyle bir göz önüne alın ve Efrin’deki bu durumu Türkiye ile karşılaştırın, örneğin Maraş’ta dinlerini değiştirenleri göz önünde tutun veya Türkiye de yaşayan Hiristiyanların durumlarını hatırlayın. Bu insanlar ve bunları destekleyenler hapise atılıyor. Din değiştirmek Türkiye de tabudur. Efrin’de insanlar bu konuda da özgürdü, istedikleri şekilde yaşayabiliyorlardı. Bu durum mevcut toleransın sonucuydu.

‘ENSK genelde Suriye muhalefeti, islamcı muhalefet ile ve Türkiye ile birlikte hareket ediyor’ 

Peki politik durum nasıldı?

PYD ile Kürd Ulusal Konseyi, ENSK arasında sorunlar vardı. ENSK genelde Suriye muhalefeti, islamcı muhalefet ile ve Türkiye ile birlikte hareket ediyor ve çalışıyor. Sorunların nedeni de buydu. ENSK, Efrin Özerk Yönetimi’ni tanımak istemiyordu ve hala da istemiyor. Hatta Özerk Yönetim’i yıkmak istediğini açıklamıştı. Bunun dışında sorun yoktu. İnsanlar yerini yurdunu terk etmek istemiyordu. Zaten gitmek isteyenler gitmişti. Orda yaşayanlar memnundular. Dil nedeni ile de bazı sorunlar vardı. Herkes derhal Kürdçe’nin müfredata konulmasını istemiyordu. İlkin Kürd dilinin kabul edilmesinin beklenmesi isteniyordu, ondan sonra okullarda öğretilmesinden yanaydı. Efrin’de bir de Kürd Üniversitesi vardı. Efrin halkı istediği şekilde hareket edebiliyor, halk özgürdü.

-Günlük yaşam işgal öncesine göre nasıldı?

Karşılaştırmak mümkün değil. Efrin, Türk işgalinden sonra tamamen köleleştirilmiştir. İnsanlar korkuyor. Politika üzerine konuşmuyorlar. Kadınlar başını örtmeden, kapanmadan sokağa çıkamıyorlar. Ezidiler yok artık. Alevilerin sesi kesilmiş durumda. Ezidi köylerinde camiler inşa ediliyor.

‘Köylerinde yaşayanların öldürüldüğü, kaçırıldığı, sürüldüğü anlatılıyor’ 

-Ezidiler, Aleviler, Hristiyanlar nereye gittiler? Nerede, nasıl yaşıyorlar şimdi?

Bu insalar kaçmak zorunda kaldı. Şimdi Halep ile Efrin arasında bulunan köylerde yaşıyorlar. Bu köyler hala cihatçılar ve Türk devleti ordusu tarafından işgal edilmiş değildir. Efrin ile Halep arasında onlarca köy var. Bu köyler hala Kürd güçlerinin elinde. Ve rejimin, yine Rusların koruması altında bu köyler. Ruslar, İran ve rejim, Türk ordusunun bu köylere girmesine izin vermiyor. Mültecilerin çoğu işte bu köylerde yaşıyor. Bu bölge Şehba bölgesidir. Burada insanlar kamplarda yaşıyor. Burada yaşayanların durumu hiç iyi değil. İnsanlar evlerine, köylerine dönmek istiyor. Fakat Türk ordusu izin vermiyor. Köylerini terk etmeyip hala Efrin’de köylerinde yaşayanlar da var. Köylerinde yaşayanların öldürüldüğü, kaçıldığı, sürüldüğünü bize anlatıyorlar yerel kaynaklar. Gitmeyenleri, kalanları zorla kendilerine hizmet yapmalarını istiyorlar. Efrin’de Türk ordusunun onayı olmadan hiç bir şey yapılamaz ve yaprak bile kıpırdamaz. Türklerin işgal ettiği yerlerde neler yaptığını herkes biliyor. Cihatçı gruplar da Efrin’de istediklerini yapıyorlar.

‘Radikal islamcıları Suriye’nin çeşitli bölgelerinden getirip yerleştirmek istiyorlar’

-Yani Türk ordusu izin vermese bunlar bir şey yapamayacak mı diyorsunuz?

İnsanlar ilkin Cihatçıların bu uygulamaları Türk ordusundan habersiz yaptıklarına inanıyordu. İnsanları öldürülmeleri, saldırıları, kundaklamaları, evleri yağlamaları Türk ordusuna bildirdiler, ancak ordunun Cihatçılara karşı hiç bir şey yapmadığını gördüler. Türkiye’nin farklı bir strateji yürüttüğünü tahmin ediyoruz. İnsanları aşağılıyor, korkutuyorlar, sindiriyorlar ve aç bırakarak bu şekilde topraklarından sürmek istiyorlar. İnsanları topraklarından sürdükten sonra da buralara sunni Arabları, radikal islamcıları Suriye’nin çeşitli bölgelerinden getirip yerleştirmek istiyorlar. Amaçları bu. İkinci hedefleri de şu; Araplar ile Kürdler arasında düşmanlık tohumları ekip, bunların bir arada yaşamasını imkansız kılmak istiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilere yönelik politikası biliniyor. Kürdlere ha keza yine öyle. Süryanilere, Asurilere yönelik uygulamaları biliniyor. Türkiye bu gün Efrin’de geçmişte yaptıklarını tekrarlıyor.

-Bununla ne yapmak istiyorlar?

Bu etnik bir soykırımdır. Kürdler sürülmek isteniyor. Yerlerine radikal islamcılar yerleştiriliyor, yerleştirilmek isteniliyor. Etnik ve de dini çok çeşitlilik yok ediliyor. Efrin bir Sunni ve Arab bölgesine dönüştürülmek isteniliyor. Radikal unsurların buraya yerleştirilmesinin nedeni bu.

-Neden dünya kamuyou ve devletler suskun, bütün bunları görmüyorlar mı? 

Tehdit Altındaki Halklar ile Dayanışma Örgütü olarak bu sorunlar ve zorluklar ile boğuşuyoruz. Bu sadece Efrin’de yaşanan bir durum değil. Ruanda, Güney Sudan veya Darfur’da da bu sorunlar var. 2018 yılı Roma Anlaşması’nın 20 yılı, uluslar arası mahkemenin kuruluşunun 20. yılı, fakat dünyada bu haksızlıklar devam ediyor. Uluslar arası güçler susuyor, tepki göstermiyorlar.

‘İnsanlara şantaj yapılıyor, fidye isteniyor’

-Siz 7 bin kişinin kaybolduğunu, 3 bin kişinin kaçırıldığını, sürekli baskın ve operasyonların yapıldığını ve bu ortaya çıkan bilgilerin “buz dağının görünen yüzü” olduğunu iddia ediyorsunuz. Tutuklanan, kaçırılan bu insanlar nereye götürülüyor? Bildiğiniz cezaevleri var mı? 

İnsan haklarının ihlal düzeyini tespit etmek, dökümünü yapmak ne yazık ki mümkün değil. Çünkü Efrin’e girişler tamamen yasaklanmış durumda. Kısa bir süre önce Efrin’e gazeteciler götürüldü. Bu gazetecilerin hareket etme özgürlüğü yoktu. Efrin şehir merkezine götürüldüler, 200 metrelik bir alanın dışına çıkmaları yasaklandı. Ardından askerlerin denetiminde Türk sınırına getirilip Efrin dışına çıkarıldılar. İnsanlar korkuyor, gördüklerini, yaşadıklarını anlatmak istemiyorlar. İnsanlara santaj yapılıyor, kendilerinden fidye isteniyor. Efrin’de insanlar tehdit ediliyor, kendilerine baskı yapılıyor.

‘3000 ile 7000 insanın kaybedildiği, kaçırıldığı sonucuna varıyoruz’

-Bildiğiniz olaylar var mı? 

Size kendi köyümden örnek vereyim. Köyümden bir çok insan aylardan beri tutukludur. İsimlerini biliyoruz, fakat bu isimleri yayınlayamıyoruz. Bu insanların nerde tutulduğunuda bilmiyoruz. Tutuklu insanların aileleri bu insanların isimlerini vermemizi istemiyorlar. Efrin’de 363 Köy var. Ve her Köyden 3-4 insanın kaçırıldığını, kaybedildiği bilgileri var. Ve bu şekilde aşağı yukarı 3 bin ile 7 bin insanın kaybedildiği, kaçırıldığı sonucuna varıyoruz. Tutuklanan insanlar Hatay veya Kilis’deki cezaevlerine getiriliyorlar.

-Siz ‘İslamci radikal gruplar’ diyorsunuz. Hangi islamcı gruplar Efrin’de var ve bunlara kim lojistik destek ve silahları veriyor? 

ÖSO uzun bir süreden beri yok. ÖSO ayaklanmanın ilk döneminde vardı. ÖSO şöyle oluşmuştu. 2011 yılında subaylar göstericilere ateş etmeyi red ettiler. Bu subaylar daha sonra Türkiye ye kaçtı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar bu subayları kendi etkisi altına almaya başladı. Bu devletlerin kontrolünde hareket etmek istemeyen bir çok subay öldürüldü. Bunlardan Hemroj’u hatırlatmak isterim. Hemroj bu ordunun kurucusuydu, öldürüldükten sonra bu ordu dağıldı, artık yok. Şimdi Efrin’de ve Suriye deki gruplar Şeyh ul İslam, Faylak ul İslam, El Nusra ve benzeri örgütlerdir. Proğramlarına göz atarsanız bunların islamcı olduklarını görürsünüz. Bu grupların hepsi Suriye’de şeriatı istiyor. Efrin’de şeriat fiillen uygulanmaktadır. Türkiye’nin bu grupları eğittiği ve Efrin e gönderdiği belirtiliyor.

‘Silahların parası Suudi Arabistan ve Katar’dan geliyor’

-Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz? 

Türkiye bu grupları başından itibaren eğitti. Hem askeri hem de idolojik olarak. Bu isyancıları ve subayları islamcılaştırdı, sınır üzerinden Suriye’ye gönderdi, bunların Esad rejimine, Kürdlere ve diğer azınlıklara karşı savaşmalarını sağladı. Amerikalılar da kısa bir süre buna destek verdiler. Amerikalılar bunların Suriye ye gittikten sonra İŞİD’e katıldıklarını ve silahlarını sattıklarını öğrenince bu proğrama son verdi. Türkiye’nin bu dönemdeki rolünü Pakistan’ın 80’li ve 90’lı yıllarda oynadığı rol ile karşılaştırıyordu. O zaman Pakistan’da islamcılar bir araya geliyordu. Amerika da bunlara destek veriyordu. Fakat Pakistan kendi çıkarlarını gözetiyordu. Suriye de olanlar da budur. Türkiye burda kendi çıkarlarının peşinde. Türkiye, Esad ve diğer diktatörlerin yerine, Müslüman Kardeşleri iktidara taşımak istiyor. Bu yüzden Türkiye, Almanya ve Amerika ile uzun yıllardan beri sorunlar yaşıyor. Türkiye bir NATO ülkesi olmasına rağmen bu sorunlar yaşanıyor. Bu sorunların nedeni söz konusu politikasıdır. Türkiye hem içerde, hem de dışarda islamcılığı hakim kılmak istiyor.

-Cihatçılar bu silahları nereden ve kimden alıyor? 

Silahların parası Suudi Arabistan ve Katar dan geliyor. Bir de islamcıların yaptığı bağışlar var. Silah daha sonra Türkiye ye getiriliyor, buradan da Suriye ye geçiriliyor.

-Efrin’e cihatçıların doldurulması Batı için yeni bir tehlike değil mi? 

Efrin bugün Suriyeli islamcı grupların çekildikleri bir alandır. Bölge hukuksal boşluğun olduğu Türk devletinin denetiminde olan bir alandır. Burada radikal gruplar örgütlenmektedir ve bu gruplar burada da eğitiliyor. Kendilerine azınlıklardan, Batı’dan, Hristiyanlardan, Alevilerden, Ezdilerden nefret etmeleri öğretiliyor. Benim korkum geleneksel olarak toleranslı olan sunni Kürdlerin de zamanla radikalleşmeleridir. Bu durum Efrin’de yaşayan insanlar için tehlike olduğu gibi, Avrupa için de bir tehlikedir.

‘Kürdçe fiili olarak yasak’

-Efrin’de şu anda hangi dille konuşuluyor, Kürdçe yasaklandı mı? 

İşgale kadar her köyde Kürdçe okullar vardı. Kürdçe, Arapça’nın yanında ikinci resmi dildi. Efrin’de bir Üniversite vardı. Bu Suriye’deki ilk Kürd üniversitesiydi. Binalardaki tabelalar iki dildeydi. Arapça ve Kürdçe. Bu tabelalar kaldırıldı. Kürdçe fiili olarak yasak. İnsanlar Kürdçe konuşuyor hala. Dediğim gibi tüm Kürdçe tabelalar kaldırıldı, yerine Türkçe ve Arapça tabelalar asıldı. Bölge Türkleştiriliyor, Araplaştırılıyor.

‘Radikaller öğretmen veya imam olarak atanıyor’

-Kim bu eğitimi finanse ediyor? Öğretmenler nerden geliyor? 

Bunlar Doğu Guta, Halep’den ve Suriyenin diğer bölgelerinden gelen islamcılar. Bunlardan savaşmak istemeyenler, gelmeden silahlarını Esad rejimine teslim ettiler. Bunların hafif silahları ve aileleri ile birlikte Efrin’e veya İdlib’e gitmelerine izin verildi. Bu gelen radikaller öğretmen veya imam olarak atanıyorlar. Türk Diyaneti bunu kontrol ediyor. Kısa bir süre önce gazetelere Efrin’deki camiler için imamlar aradığına dair ilanlar verilmişti. Verilen bu ilanda imamların hangi özelliklere sahip olmaları gerektiği de yazılmıştı.

-Şeriatın fiilen uygulandığını söylediniz. Bu durum günlük yaşama nasıl yansıyor? 

Ben fiili olarak şeriatın uygulandığından söz ediyorum. Bu konuda verilmiş bir kararname veya yasal düzenleme yok, yani yukardan aşağıya doğru uygulanan bir düzenleme değil. Yukardan aşağıya bir düzenleme hukuki düzenleme olur. Onun için ben fiili uygulanan bir şeriattan söz ediyorum. Şu anda Efrin’de şeriatın tüm kuralları uygulanıyor. Kadınlar sadece başı örtülü veya tamamen kapalı olarak sokağa çıkabiliyor. Cuma günleri camilerde radikal islamcılar hutbeler veriyor. Hristiyanların yaşama koşulları yok. Ezidiler inançlarını ve ibadetlerini açık bir şekilde yaşayamıyor. İşgalden önce bayramalarını kutluyorlardı. Aleviler için de bu durum aynen geçerlidir. Bütün bunlar şimdi artık yok edildi. Efrin’in resmi tümden değişti. Kadınlar kapalı, erkekler sakallı. Sakal kendini koruma aracı, sakal ile Müslüman olduğunu gösteriyorsun. Tüm bu bunlar şeriat devletinin özellikleridir.

-Şeriat yasalarına göre yargılamalar var mı? 

Elimizde bu bilgiler yok, örneğin hırsızlık nedeni ile eli koparılmış bir durum var mı bilmiyoruz. Hırsızlık yapan zaten bu gruplar, kendileri hırsız, kendilerine ceza vermezler.

-Peki dünya bu durumu seyretmeye devam mı edecek?

İnsan hakları çalışanları, savunucuları olarak elimizden gelen çabayı göstermeliyiz. Dünya devletlerine Efrin’de olanları göstermeliyiz anlatmalıyız. Avrupa Parlamentosu, Cenevre İnsan Hakları Konseyi’ne bu bilgileri vermeliyiz. Bu şekilde Türk devleti üzerindeki baskıyı artırıp ordusunun çekilmesini sağlamalıyız. Bunu yapmak zorundayız. Desteğe ihtiyacımız var. Basının desteğine ihtiyacımız var. Biz çabalarımızdan vazgeçmeyeceğiz, başarılı olur muyuz tabi ki bilemem.

Bu faaliyetlerinize gösterilen tepkiler nasıl? 

Alman halkı ve Avrupa’daki halklar Kürdlerin yanında yer alıyor. Fakat hükümet çevreleri için bunu söyleyemiyoruz. Bakın Almanya Federal Parlamentosu oybirliği ile Türk devletinin Efrin’deki savaşını yargıladı, bunu uluslararası haklara aykırı bir saldırı olarak niteledi, diğer bir çok parlamentoda da bu kararlar alındı, buna rağmen hükümetler düzeyinde hala destek yok. Bu hükümetlere baskı yapmak gerekir. Onları Türkiye’nin Efrin’den çekilmesi için baskı yapmasını sağlamalıyız.

‘İnsanların acil yardıma ihtiyaçları var’

Onbinlerce insan yerini yurdunu terk etti. Uluslararası güçler, yardım kuruluşları bu insanlara yardım ediyor mu?

Kızıl Haç Örgütü bölgeye gitti. Yardım ediyorlar, fakat zorluklar var. Kürd örgütleri, Kürd Özerk Yönetimi, Efrin Özerk Yönetimi olanakları dahilinde yardım ediyorlar. Kürdler bağışlarda bulunuyor. Kobane’den, Qamışlo’dan fazla imkanlar olmamasına rağmen yardımlar geliyor. Küçük yardım kuruluşlarıda yardım ediyor, biz kendilerine bilgi veriyoruz. İnsanların acil yardıma ihtiyaçları var. Bu insanlara yapılacak en büyük yardım, evlerine dönmelerini sağlamaktır. İnsanlar Efrin’e dönmek istiyor. Zeytin bahçelerine, arazilerine dönmek istiyorlar. Kendi evlerinde, köylerinde yaşamak istiyorlar.

Kendi çabalarıyla evlerine köylerine dönme imkanları var mı?

İnsanlar kendi başlarına evlerine dönme imkanına sahip değil. İşgalden hemen sonra Kürd yönetimi ile sivil toplum örgütleri arasında tartışmalar yaşandı. Kürd yönetimi ‘işgalciler ile birlikte çalışmak fiilen işgalcileri tanımaktır’ diyerek bu çlışmaları red etti. Efrin’de yaşayan Kürdlerden de Türk askeri ve cihatçılarla birlikte çalışmamalarını istediler. Efrin bir cehenneme çevrilmiş durumda. Köylere düzenli olarak baskınlar yapılıyor. Kadınlar taciz ediliyor. Cihatçılar  bir hırsızlık kültürü geliştirdi adeta. Sıradan insanlar tutuklanıyor. Gauruka köyünden örnek vereyim. Burada yaşayan benim de çok iyi tanıdığım bir aile var. Aile politik değil. Buna rağmen ailenin iki oğlu tutuklandı. Koyunlarına, arabalarına el konuldu. Şimdi aileden oğullarını serbest bırakmak için para istiyorlar. Yeni bir iş dalı yaratıldı. İnsanlar tutuklanıyor, kaçırılıyor, daha sonra da fidye isteniyor. Hele bir de aileden biri Avrupa da yaşıyorsa tehlike daha da büyük. Ben bir çok örneğini biliyorum. İnsanlar para ödemek zorunda kaldı. İslamcılar Almanya veya Avrupa da bir akrabanızın oluğunu duyarlarsa büyük miktarda fidye talebinde bulunuyorlar. Fiili olarak bir hırsızlık kültürü uyguluyorlar.

Bu olayları Avrupa Parlamentosu’na veya diğer parlamentolara taşıyabildiniz mi?

Tabi ki her hafta açıklamalar yapıyoruz. Önceki gün de bir açıklama yaptık. Almanca açıklamaları Almanya, Avusturya ve İsviçre’deki Ülke parlamentolarına ve yine yerel parlamentolara ulaştırıyoruz. Avrupa Parlamentosu üyelerine ulaştırıyoruz. İngilizce açıklamaları İngiltere, ABD, Kanada ve diğer ülkelerin parlamentolarına ve yine BM Konseyine, Güvenlik Örgütüne de ulaştırıyoruz.