92486884-e82c-420d-9949-955bd38370bc.jpgIMPNews – PYD’nin Eski Eş Başkanı Salih Müslüm, son zamanlarda su ve diğer hizmet konularında kurulan temasların Şam rejimi ile Kuzey Suriye Federasyonu arasında bir politik müzakere olarak yansıtıldığını, ancak bunun doğru olmadığını, anlaşma koşullarının oluşmadığını söyledi.

Salih Müslüm, Helsinki’de Trump ile Putin arasında konuşulan iki temel konudan birinin Suriye olduğuna dikkat çekerek, görüşmede İran’ın Suriye’deki varlığı, İsrail’in güvenliği, Beşar Esat rejimin geleceğinin tartışılacağını söyledi. Müslüm Suriye’de kurulacak yeni dengeler içerisinde de en önemli etkenin Kürd meselesi olduğuna dikkat çekerek, bunun bir şekilde çözüleceğini ifade etti.

Erdoğan’ın Suriye siyasetinin, davranış ve tutumunun sadece Kürdler ve Suriye  için değil, tüm bölge için tehlikeli olduğunu ifade eden Müslüm, Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerin hepsinden çekileceğini, bunun uluslararası anlaşmalara ve NATO kararlarına göre olacağını söyledi. İdlib meselesinden sonra sıranın Türkiye’nin bulunduğu bölgelere geleceğini söyleyen Müslüm, ‘Efrin, Cerablus ve diğer bölgelerde terörist grupları beslemenin kimsenin işine gelmeyeceğine’ dikkat çekti.

Müslüm’ün IMPNews’den Yavuz ÖZCAN’ın sorularına verdiği yanıtlar:

-Trump ile Putin görüşmesinde Suriye konusunda bir ilerleme olacağına dair duyumlar ve basına yansıyan, görüşmenin bazı detayları var. ABD ile Rusya arasında nasıl bir uzlaşı olabilir? Herhangi bir uzlaşıda veya anlaşma da Rojava ve SDG’nin kontrolündeki alanlar bundan nasıl etkilenir?

Öncelikle sizlere selam ve saygılarımı iletir, yayın hayatınızda başarılar dilerim. Trump ve Putin arasında yapılan Helsinki’deki görüşmenin en önemli iki gündemi var. Kuşkusuz siz de biliyorsunuzdur. Bu görüşmenin ana konuları Suriye krizi ve Ukrayna. Biliyorsunuz, Suriye’deki olaylar başlar başlamaz 2011de Rusya bu işin içinde değildi yani denklemde değildi. Aradan geçen bunca zamanda çok şey değişti. Bu geçen 7 yıl içerisinde hem Rusya, Suriye’ye aktif olarak girdi, ve Suriye’deki durum 3. Dünya Savaşı’na dönüştü. Şimdi bunu yeniden ayarlamak gerekiyor. Rusya’nın Suriye’deki varlığı ve etkisi çok büyüktür. Bu işleri yeniden ayarlamak yeniden ele almak için yapılan bir görüşmedir bu. Ayrıca, İran meselesi var. Bu görüşmede İran üzerinde çokça durulacak ve bu konu tartışılacaktır. Elbette İsrail’in güvenliği konusu da var. Bunu da gözden geçirecekler. Bir diğer konu ise, Beşar Esat’ın kalması veya gitmesi durumudur. ABD daha önce bu ‘rejim gidecek’ diye tutturmuştu. Şimdi görülen bu söylemin pek gerçekçi olmadığıdır, rejim kalacaktır. Buna göre yeniden dengeler oluşacaktır. Ve bu dengeler içerisinde de en önemli etken Kürd meselesidir. Kürd meselesi bir şekilde muhakkak çözülecektir.

Demokratik Suriye Güçleri çok önemli bir güçtür. Onları da dengeye katmak gerekiyor. Tabii gerçekten de bu gelişmelerden nasıl bir sonuç çıkacağını da biz de tahmin edemiyoruz. Ancak şunu söyleyebiliriz en fazla direnen ve gücünü halktan alan, kimseye dayanmayan kendi gücünü esas alan Demokratik Suriye Güçleri vardır. Onun da bir rolü olacaktır, ama nasıl bir rol olacağını da biz kendimiz belirleriz. Görüşmelerde konular ana hatlarıyla böyle belirlenmiş olabilir, ama bu durumun nasıl olacağını, nereye varacağını, nasıl etkiler yapacağını buna ancak Suriye’deki oluşumlar karar verir ve ona göre de biz kendimizi ayarlarız.

‘İran, Suriye’de çok yatırım yaptı’ 

-İsrail ve ABD’nin şu anda Suriye’den İran ve bağlı unsurların çıkması konusunda ısrarlı olduğu yolunda haberler var, İsrail ordusunun saldırıları da İran’a ve bağlı güçleri hedefliyor. Bu konudaki son durum nedir, İran güçlerinin çekilmesine Rusya ve Suriye rejimleri rıza gösterirler mi? İran sizce bunu yapar mı?

İsrail’in güvenliği Ortadoğu’da başta gelen konulardan biridir. Tabii  İsrail, İran’ın Suriye’deki varlığını kendisi için bir tehlike olarak görüyor ve ABD ve Rusya mutlaka bunun bir çaresini bulacaklardır. İran’ın kalıp kalmaması bu iki devletin tavrına bağlıdır. Öte yandan İran’a bakarsak, İran, Suriye’de bir çok yatırım yapmıştır. Hem asker bulundurma olarak, hem maddi olarak, hem de güç olarak burda bulunuyor, kolay kolay çekileceğini sanmıyorum. Bu nedenle bu sorun sürecek, kolay bir çekilme olmayacak sanıyorum. İsrail biliyorsunuz bir çok yeri vurdu ve geçen gün de bunu tekrarladı. Durum bu iken, yeni anlaşmalar yeni dengeler kurulabilinir sanıyorum. Fakat öyle kolayca çözülecek, ‘çık’ deyince çıkacak bir durum değil bu. Aynı zamanda bu duruma kalıcı bir çözüm bulunmazsa, çatışmalar daha da artabilir, bunu da hesaplamamız gerekiyor.

‘Rejim ile anlaşma koşulları oluşmamıştır’ 

-Rejim ile SDG arasında kimi temaslar kurulduğu, görüşmeler yapıldığı hakkında bölgeden yayılan haberlerin doğruluk payı var mı? Rejim, SDG’den, SDG rejimden ne istiyor? 

Demokratik Suriye Güçlerinden bahs ediyorsunuz. Şimdi Demokratik Suriye Güçleri öyle sıradan bir güç değil. Bir sistemin parçasıdır. Bir özerklik vardır. Bir Kuzey Suriye Federasyonu vardır. Xweseriya Demokratik diye bir özek bölge vardır. Demokratik Suriye Güçleri ise bu bölgeleri korumakla görevli, bunun için oluşturulmuş bir güçtür. Bu temelde Demokratik Suriye Güçleri ile rejim arasında bir anlaşma olacağını düşünmek yanlıştır.

Burda bir siyasal sistem vardır ve bu siyasal sistemle rejim arasında herhangi bir anlaşma olmamıştır. Bu yayılan haberlere inanmamak gerekiyor. Yani burda bir anlaşma, bir görüşme müzakere olursa o değişik şartlarda olur. Garantörlerin gözetiminde olması gerekiyor ki, henüz anlaşma koşulları oluşmamıştır. Rejimin basın yoluyla yaydığı bilgiler doğru değil. Ancak topluma hizmet için daha önce görevli olan bazı kesimler topluma yararlı olmaları açısından görevlerine dönmüşlerdir. Elektrik ve benzeri sektörlerde görevli olanlar ki, bunların rejimle bir alakaları söz konusu değildir. Rejim ise, sanki görüşmeler varmış gibi bu durumu abartarak sunuyor. Oysa böyle bir şey yok. Değişik kademelerde sorumlularımızın da dile getirdiği gibi gerçekten böyle bir durum söz konusu değildir. Rejim tabii ki istiyor. Eski durumuna gelip herkesi teslim almak istiyor. Yani herhangi bir demokratik değişiklik yapmadan eskisi gibi devam etmek istiyor. Bu da bizim açımızda bu mücadelenin daha çok süreceği anlamına geliyor.

‘Efrin, Cerablus ve diğer bölgelerde teröristleri beslemek kimsenin işine gelmez’

-Türk hükümetinin son zamanlarda Suriye konusunda sessizliğe büründüğü görülüyor. Şam rejimi ile Rusya’nın yakın zamanda İdlib’de Türk desteğindeki gruplara yönelmesi durumunda neler yaşanır? Suriye rejimi, Ankara’dan Cerablus hattı ile Efrin’den çekilmesini ister mi? Ankara-Şam ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceğini öngörüyorsunuz? 

İdlib, Astana görüşmeleri sonucunda bir barut fıçısına dönüşmüştür. Ne zaman, nasıl patlayacağı belli olmayan bir barut fıçısıdır. İslamist, cihadist örgütler; Şam, Humus ve Hama’da bulunanlar ile daha önce de orada bulunan El-Kaide, Horasan İslami Örgütü, İslami Türkmenistan Partisi gibi oluşumların hepsi İdlib’tedirler. Hepsinin ana merkezi orda ve orda toplanmışlardır.  Bu durum hem dünyanın hem de Suriye’nin lehine değildir. Suriye rejimi ve Rusya bunlara karşı bir şeyler yapmak istiyor. Hatta Avrupa ve Amerika’da İdlib’i bu durumda bırakmazlar. Yani aynen Rakka gibi nasıl ki DAİŞ’in başkentiydi, şimdi de İdlib teröristlerin ana merkezidir. Tabii bunların hepsi Türkiye’nin himayesindedirler. Bunu böyle bırakmak mümkün değil. Bu barut fıçısının patlaması herkese büyük zarar verecektir, ama kimlere zarar vereceğini, ne kadar zarar vereceğini kestirmek gerçekten zordur. Türkiye’nin himayesinde oldukları için, ya Türkiye de bunlara karşı savaşacaktır ya da mecburen bunları kendi içine çekecektir. Türkiye’nin sesizliğe bürünmesi de bununla alakalıdır. Bunların zaten Türkiye içinde uzantıları mevcuttur.

‘İdlib’ten sonra sıra Türkiye’nin bulunduğu bölgelere gelecektir’

Peki Türkiye girdiği bölgelerden çekilecek mi?

Türkiye işgal ettiği bölgelerin hepsinden çekilecektir ama nasıl ne şekilde çekilecektir bu uluslararası anlaşmalara ve dayandığı NATO kararlarına göre çekilecektir. Sanırım İdlib meselesinden sonra sıra Türkiye’nin bulunduğu bölgelere gelecektir. Efrin’de, Cerablus’ta ve diğer bölgelerde böyle terörist grupları beslemek kimsenin işine gelmez, bunlara yönelik de mutlaka bir şeyler olacaktır. Bir de bu Suriye halkının direnişine bağlıdır. Suriye halkı da bu durumu kabul etmiyor. Şimdiye kadar zaten Türk İşgaline karşı direniş hiç durmadı. Efrin’de olsun diğer yerlerde olsun halk bu durumu hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Bu durum uzun sürebilir fakat sonuçta Türkiye bu bölgelerden çekilecektir.

‘Menbiç’te Türk tarafının propaganda ettiği durum söz konusu değil’

-Menbiç’teki son durum nedir? Türk kaynaklarının iddiaları konusunda neler söylersiniz? Türk askerinin orda ABD ve Fransa ile ortak hareket ettiği, Menbiç’te Türk varlığı olduğu yolundaki açıklamalara ne diyorsunuz? Bu konuda bir kafa karışıklığı var. Orda neler olduğu konusunda net bir bilgi yok. Durum nedir?

Şimdi Menbiç’le ilgili Türkiye ile uluslararası güçlerin bir yol haritası üzerinde anlaştıkları malumdur. Fakat bu anlaşma ucu açık bir anlaşmadır. Yani öyle detaylarıyla, tarihleri belirlenmiş bir anlaşma değildir ve Türk tarafının anlattığı, propaganda yaptığı gibi bir durum söz konusu değil ve hiçbir zaman da öyle olmamıştır. Şimdi ucu açık bir anlaşma olduğundan tam olarak nerde anlaştıkları da belli değildir, ki zaten detaylar paylaşılmamıştır.Türkiye’nin iddiaları tümden yalandır. Menbiç’te Menbiç Sivil Meclisi yönetimdedir ve Askeri Meclis görevinin başındadır. Menbiç halkı dış müdahleleri kabul etmez, bu iki meclis aracılığıyla onlar kendi kararlarını alacaklardır. Nasıl yaşayacaklarına kendileri karar verecektir. Öbür taraftan Menbiç halkını oluşturan etnik gruplar vardır. Kürdler, Araplar, Çerkezler var, bunların hepsi bu kararların içindedirler. Türk tarafının iddia ettiği gibi yönetim sadece Kürdler’de değil. Böyle bir şey yok ve olmaz da. Menbiç halkı adına bir şey söylemek de doğru değildir onlar kararlarını verecektir. Zaten orda YPG güçleri de yoktur. Fakat Menbiç yerlisi Kürdler orda her iki mecliste de bulunmaktadır. Türkiye’nin ‘YPG hala orda’ söylemi gerçeği yansıtmamaktadır.

‘Erdoğan’ın tutumu tüm bölge için tehlikelidir’

Erdoğan’ın başkanlık rejimi döneminde orta vadede Suriye ve Rojava’ya yönelik farklı bir siyaset izlemesi söz konusu olabilir mi? Şu anda Türk devletinin size karşı pozisyonu tam olarak nedir? 

Erdoğan 2002’den beri hep iktidardadır ve istediğini yaptı. Kendini resmiyete kavuşturdu. Kendine bir imparatorluk ve sultanlık kurdu. Bu durum sadece bizim için değil, tüm Ortadoğu için bir tehlikedir. Şimdi tabii bilemiyoruz eski dönemine mi dönecek yoksa imparatorluk mu kuracak tam olarak henüz bilinmiyor. Onun ifadesiyle Misak-ı Milli’ye mi dönecek, Osmanlı İmparatorluğu mu olacak artık bunu göreceğiz. Erdoğan’ın durumu, davranışları, tutumu sadece Kürdler ve Suriye  için değil, tüm bölge için tehlikelidir.

Son zamanlarda Rakka’da SDG içindeki kimi güçler ile sorunlar yaşandığı, iç çatışma çıktığı yolunda haberlerin esası nedir? Orada bir çatışma oldu mu, SDG’de iç sorunlar var mı? 

Şimdi Rakka’da bir çok sorun mevcuttur. Orda ki yağmalar, baskılar, halkın bir çok şikayetleri vardı bazı gruplardan. Onun için Rakka Meclisi Rakka Asayişi orda ki yönetim bunların hepsini gözden geçirdi ve büyük bir hamle yaptı. Bu kişilerdir, gruplardır, halka zülüm eden, bir çok grup vardı bunları önlemek için bazı yerlerde 2 gün sokağa çıkmama durumu oldu. Bunların silah ve cephaneleri ele geçirildi. Rakka Askeri Meclisi ve Rakka Sivil Meclisi’nin aldığı kararlarla bu önlemler konulmuştur. Böyle durumlar olabiliyor maalesef. Bazı gruplar savaş durumundan faydalanıp bir çok uygunsuz şey yapmıştır. Bu da önlenmiştir. Dışarıdan özellikle Türkiye kaynaklı medya bunu farklı göstermeye çalışmıştır. Araplar Kürdler filan diye öyle bir şey yok. Gerçekte orda olanlar Rakka’nın meclisi denetiminde, onun bilgisiyle oluyor.

‘Efrin’de her gün onlarca kişi öldürüyor, tutukluyor, kaçırıyorlar’ 

-Efrin’de neler olup bitiyor. Kaçırılan ve kayıp insanlar olduğu söyleniyor durum nedir? YPG’nin ordaki operasyonları devam ediyor mu? 

Efrin’i zaten biliyorsunuz işgal altındadır. Hem Türk askerleri hem de ona bağlı cihatçı çeteler cirit atıyor her gün onlarca kişi öldürüyor, tutukluyor, kaçırıyor, her yeri yakıyorlar. Dünya da bunları izliyor. YPG gerilla savaşı veriyoruz orda, Efrin halkı savaşıyor bu ne zamana kadar sürecek biz de bilmiyoruz. Yanı başında da nüfusları 150 bin  civarında olan Efrin’den çıkmış olan halk var. Orda ki kamplarda kalıyor. Evlerine dönmeyi bekliyorlar, ama bir güvence verilmesi gerekir bu durumda. Türkiye’nin işgali altındaki Efrin’de kimse güvence vermiyor. Onun için uluslararası güçlerin müdahale etmesi gerekiyor en azından ordaki sivillere sahip çıkması, garanti verilmesi ve güvenli bir yol bulunması gerekir. Şayet bu güvence verilirse halk geri dönecektir. Türkiye’nin yaptığı demokrasiye, insan haklarına, savaş kurallarına aykırıdır. YPG günlük olarak ordaki faaliyetlerini sürdürüyor.

‘Dışarıdan gelen küçük çaplı yardımlarla halkımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz’ 

Efrin’in yönetimi fiiliyatta ne durumda? Kenti kimler, nasıl yönetiyor? Kentten ayrılan sayıları 150 bin civarında olduğu bilinen halkın durumu nedir? Kaldıkları kamplarda ne gibi sıkıntılar yaşanıyor? Sizin halktan ve uluslararası kuruşlardan beklentiniz nedir ? 

Efrin’de göçertilen halk bazı yerlere yerleştirilmiştir. Halep olsun başka yerler olsun. Orda ki kamplarda 150 bin kişi kalıyor, dönmek umuduyla bekliyorlar, ancak uluslararası güçler kurum ve kuruluşlar duruma el atmıyor, bunu düşünmüyorlar. Orda halk bizim insanlarımızdır. Dışarıdan gelen çok küçük çaplı yardımlarla halkımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ancak halk bu durumda çok uzun süre kalamaz. Muhakkak bir çare bulunması gerekiyor, tek çare de kendi kentlerine, köylerine dönmeleridir. Uluslararası güçlerin, bunun için çaba harcaması gerekir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin muhakkak bir şeyler yapması gerekiyor. 150 bin kişiyi böyle dışarıda bırakmak olmaz. Kış gelecek dışarıda kalamazlar. Biz de çabalıyoruz, elimizden ne geliyorsa yapıyoruz ve yapacağız.

‘Dera’da DSG’nin elinde bulunan bölgeler pazarlık konusu değildir’

Dera’nın düşmesinden sonra muhaliflerin kontrolünde Golan sınırı ve İdlib kaldı. Rejimin sonraki hamlesi ne olacak? Askeri olarak Suriye’de durum nedir? SDG güçleri ile DAİŞ ve rejim arasındaki askeri durum hakkında bilgi verir misiniz ?

Dera’daki durum Astana anlaşmalarının bir sonucudur. Bu durumu Rusya ve ABD istediği için burası alındı. Oradaki garantörler ABD Rusya ve Ürdün’dür. Türkiye bunların içinde yoktur. Ruslar buraları alarak tekrar rejime teslim etti ve onlar için önemli bir koz oldu. Dera, İsrail’e çok yakın ve İsrail’in güvenliği söz konusudur. Burada İran’ın bulunması, yine Hizbullah’ın bulunması İsrail’i fazlasıyla rahatsız etmiştir. Dera’dan sonra artık başka yerlere yöneleceklerdir. Bence hedef artık İdlib olabilir. Dera’da hala DAİŞ bitmemiştir, DSG hala orda savaşıyor. Dera bölgesinde DSG’nin elinde bulunan bölgeler pazarlık konusu değildir. DAİŞ bittikten sonra, yani önümüzdeki süreçte saflar biraz daha netleşecektir.