HAYEKOrtadoğu ve belki de tüm dünyada siyasi hava daha da ısınacak. Dünya halkları daha güçlü demokrasiler ararken, daha güçlü liderlere kavuşuyor. Bunun bedeli ağır olacak, zira güçlü demokrasi halk için çalışır, güçlü liderler ise, kazanmak ve nemalanmak için, yine kendi gücü için çalışır.

Demokrasi kavramı kullanılarak, istilalara gerekçe hazırlandı: Mesela Filistinliler katledilirken, İsrail’in demokratik olduğu, dolayısı ile her şeyin yolunda olduğu anlatılır. Buradan yola çıkılarak, kıyıma uğratılmak istenen ülkelerin demokratik olmadıkları mazereti gösterilir. Böylece işgal edilmek veya birbirine kırdırılmak istenen ülkelerin, önce istikrarını bozmak, dolayısı ile demokrasisini sekteye uğratmak gerekir. Bu şekilde emperyalizm, nice ülkeleri istikrarsızlığa itti. Arap kanlı baharı, bu gerekçeye dayatılırken, demokrasinin ‘d’ sine sahip olmayan bölge ülkeleri görmezden gelindi, çünkü tek adamla zapturapt altına alınan bu ülkeler, demokratik maskeli ülkelerin birer işbirlikçisi yapıldı. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin tek adamlılığa sürüklenip, istikrarsızlaştırılmasının arkasındaki neden daha iyi anlaşılır. Arap baharında en son karıştırılması istenen ileri karakol Türkiye, belki de, BOP’un başarılı olduğu tek ülke olacaktır. ‘Dünya bizi kıskanıyor’ diyenler,  yıkımda olup, toparlanmağa çalışan komşu ülkeleri kıskanacak duruma düşeceklerdir. Türkiye nereden nereye getirildi diye düşünemeyenler, Türkiye neden bu duruma getirildi sorusunu soramayacak kadar gafildirler.

Diploması olmayan bir cumhurbaşkanından liyakat sahibi insanları ataması beklenemez. Yakında başhekimler imam, genelkurmay başkanı fırıncı, mit müsteşarı da dansözden olursa, Türkiye emperyalizmin istediği istikrarsızlık rotasında hayli mesafe kat eder.

Siyasi havalar ısınacak ve bu hava, meteorolojik havanın ısınmasından çok daha tehlikeli olacak. Bugüne kadar Türkiye ile Suriye ordusunun karşı karşıya gelmemesinin nedeni, stratejiktir. Ancak artık o strateji değişiyor.

  • Suriye, askeri açıdan çok güçlendi, İsrail uçaklarını vuran, daha az modern olan Türk uçaklarını daha rahat vurur.
  • Güneyde zafere ulaşan ordu, kuzeye yönelecektir; Güney sınırları güvence altına alınınca, kuzeye daha fazla odaklanabilecektir.
  • Suriye’yi istikrarsızlaştıran Türkiye, hem zayıfladı, hem de kendine yeni ve çetin düşmanlar yarattı.
  • Kıbrıs’ta yalnız bırakılan Türkiye, Suriye karşısında daha rahat yalnız bırakılır. Nasılsa Suriye NATO bölgesi değil. Buna pek ala Hatay eklenebilir. Meşru yollarla alınmayan Hatay, NATO yardımı için tartışmalı bir bölgeye dönüştürülürse, daha sonraki müdahaleye zemin hazırlamak için, savaş meydanına çevrilebilir. Afrin’e yüklenilirse, Türkşye umduğu desteği ‘dost’larından, yani iyi gün dostlarından bulamayacaktır.
  • Afrin’den, İdlip’teki teröristlere inen silahların güzergâhı, yani Hatay hedef olur, bu da Suriye’nin bu konudaki taleplerini güncelleştirir.

Bütün bunlar, Suriye’nin toparlanmasından sonra olur ki, 6 Kasım 2018’deki Amerikan seçimlerinden önce olmaz. Trump, kazanabilmek için Yahudi lobisini yanında görmek isteyecektir; Hatta 2020’deki başkanlık seçimlerine kadar da sürebilir. Ancak çekilmek istediğini defalarca söyleyen Trump, ne keyfi olarak çekilecek, ne de keyfi olarak şimdilik kalacak. Bugüne kadar Amerika ile karşı karşıya gelmemek için çaba sarf eden Suriye, istemediği bir ölüm kalım savaşına sürüklenebilir. Ancak destekleyip beslediği İslami teröristler yenilip, Suriye Kürtleri de kışkırtıya gelmek yerine, devletle diyalogu seçerse, Amerika için çekilmekten başka çare kalmayabilir.

Türkiye’de alınan kararlar, Ülkenin çıkarlarından çok, Erdoğan’ın siyasi çıkarlarına göre şekilleniyorsa, Yahudi lobisine bağlı Trump için de aynı koşullar söz konusu olabilir. Yani kazanmak isteyen bir Trump, seçim kampanyalarında verdiği ‘First Amerika’ (önce Amerika) yerine, ‘First Israel!’ demek zorundadır ve bu tercih, onu daha bir Süre Suriye’de kalma ihtiyacını doğurabilir. Böylece, saha nasıl bir şekillenirse, stratejik tercihler de o şekilde değişecektir.

Bu durumda ‘First Amerika!’ diyebilmesi için, hayati önem taşıyan Çinin artan ekonomik gücüne karşı bir siyaset izlemesi gerekir. Şahsen bu ikilemi yıllardır bekliyordum, şimdi yaşanması kaçınılmaz olunca, Trump’ın bu siyaset değişikliği için, ikinci dönemi beklemesi gerekecek.

Bu durumda izlenecek Kuzey Kore politikası ne kadar gerçekçi olabilir?

Ne kimyasal silahlardan arınan Suriye, kimyasal silah kullanma suçlamasından, ne de nükleer silah üretmekten vaz geçen İran, nükleer silah ürettiği ithamından kurtulabildi. Kuzey Kore bunu bilmez mi, gıda konusunda verilipte tutulmayan sözler, unutulur mu?

Öte yandan Putin, Kuzey Kore kozunu kullanırsa, Trump’ı Suriye’den çıkmağa zorlayabilir. Bu bakımdan yapılacak pazarlıklar, Rusya’nın dayatmaları olmadan gerçekleşmeyecektir.

O halde, en belirgin siyaset, Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenerek, müdahale ve bölünme için mesafe kat etmesidir. Bu bakımdan, BOP emperyalist projesinin en başarılı veya tek başarılı olduğu bölge, Türkiye olacaktır.

Kaçak saray mukimi sallanmadan, Türkiye sallandırılamaz. Umarım, ‘eş başkan’ lakaplı icra müdürü, buna hazırdır. Türkiye’de geçerli entrikalar, dışarıda sadece kıç oynatır.

Erdoğan’ın her güç kazanma oyunu, Türkiye’yi orta doğuda yem haline getirecektir; ‘Ava giden, avlanır’ misali.

Suriye’deki bir uzlaşı, ebedi dostluğu getirir ve bu dostluk, işgalcileri kovar. Kürtler sadece Suriye’de kazanmaz, statüko değişir. Bu statüko sadece Suriye için değil, işgal altındaki ve özellikler BOP’tan muzdarip halklar için de bir umut teşkil eder.

Suriye’deki halkların dayanışması, Türkiye’deki halkların dayanışması ile devam eder.

Halkların dayanışması, sırtını emperyalizme dayamaktan her zaman daha güvencelidir ve bölgesel faşizmi tasfiye edebilir. Tarih buna tanıklık eder.

Cemil Hayek

16.7. 2018