37045782_2594187297273686_1302427422100029440_n.jpgHasan Basri Yazar-Akif Yılmaz, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek… 14 Temmuz 1982’de, PKK’yi halklaştıran yılmaz direniş geleneğinin önemli bir kıvılcımını çaktılar. 5 Nolu Zindanı’ndaki zulüm düzeni, devrimcilerin inancı karşısında tuzla buz oldu. Onların baş koyduğu özgürlük davası, bugün zulmün her türüne karşı insanlığın mevzisi.

“12 Eylül darbesinde geliştirilen askerileştirme politikası, tamamen kişiliksizleştirme ve ihanet ettirme politikasıdır. Biz burada düşüncelerimizi savunalım diye bugüne kadar bekledik. Ama ne yazık ki, artık bu da elimizden alınıyor. İhanet önümüze konuluyor. Zaten Mazlum ile Ferhatlar bunu protesto etmek için yaşamlarına son verdiler. Bizim de artık yaşamamızın ve yargılanmamızın hiçbir anlamı yoktur. Bunun için ölüm orucuna giriyorum. Bu mahkeme salonunda bizim şahsımızda bir halk yargılanıyor. Her türlü saldırıyla bir halk yok edilmek isteniyor. Bize yönelik uygulanan bu politikayı değiştiremeyeceğinize inanıyorum. Çünkü sizi aşan bir politikadır. Bu sorun yalnız benim sorunum değildir, bir halkın sorunudur. Bu mahkemeye son gelişimdir. Bundan sonra gelmeyeceğim.”

Kürtler açısından tarihin akışını değiştiren bu sözler, diğer PKK’li tutsaklar gibi vahşice işkencelere maruz kalan Mehmet Hayri Durmuş’un dilinden döküldüğünde, takvim yaprakları 14 Temmuz 1982’yi gösteriyordu. Kenan Evren’in başında bulunduğu askeri cuntanın 12 Eylül 1980’de darbe yaparak yönetimi devralması sonrası başlayan baskı, şiddet ve işkence dönemi içerisinde çizilen kanlı tablonun en koyu kırmızı rengini ise Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi oluşturdu.

Cezaevinin İç Güvenlik Amiri olan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın yönetiminde uygulanan akıl almaz işkence yöntemleri nedeniyle adı dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasına yazılan Diyarbakır Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı işkencelere karşı savundukları düşünceler ve değerler adına bedenlerini yatıran PKK’nin ilk kadroları, ortaya koydukları irade ile “adanmış yaşamların” timsali oldu.

Bu adanmış yaşamlardan tarihe mührünü ilk vuran Mazlum Doğan oldu. 1982 Newrozu’nda üç kibrit çöpüyle bedenini ateş topuna dönüştürerek düşmanına işkenceleri karşısında teslim olmayacağını gösterdiğinde, daha 27 yaşındaydı. Onun tutuşturduğu alevi, 58 gün sonra teslimiyet yerine yine onurluca ölümü seçip kaldığı koğuşta kol kola girerek bedenlerini ateşe veren diğer PKK’li tutsaklar Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, yani “Dörtler” gürleştirdi.

İşkencenin her saniye, her saat uygulanarak kişiliksizleştirme, iradesizleştirme ve teslimiyetin dayatılmaya devam edildiği zulüm ve vahşete karşı PKK’li tutsakların ellerinde bulunan en güçlü silahları olan iradeleriyle giriştikleri bu savaşta M. Hayri Durmuş, kendisini yargılayan zihniyete, çıkarıldıkları duruşmada ölüm orucu eylemini başlatarak yanıt verdi. Durmuş, verdiği bu yanıtla aynı zamanda Mazlum ve Dörtler’in üzerinde günlerce düşünüp yoğunlaştığı vermek istedikleri mesajlarına da anlam kattı.

‘Ok yaydan fırlamıştır’ yanıtı

Ortaya koyduğu bu irade karşısında, “Gel vazgeç bu işten Hayri. Sorunlarınızla ilgileniriz” diyen hakimin sesine bile, “Hayır, artık ok yaydan fırlamıştır. Nasıl ki oku geri getirmek mümkün değilse, benim de geriye dönüş yapmam mümkün değildir” demekten sakınmadı. Durmuş‘un duyurusunu yapıp, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ın öncülük ederek başlattıkları ve yaşamlarını yitirdikleri bu direniş, diğer tutsakların da katılımıyla Temmuz’un yakıcı sıcaklığında kendilerini dirhem dirhem erittikleri bir direnişe dönüştü.

Bu yüzdendir ki Kürt halkı, var oluş gerekçesini bu “adanmış yaşamlara” borçlu. Bu yaşamlardan Hayri Durmuş, 1955 yılında Bingöl’e yakın Kumik Köyü’nde dünyaya geldi. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Durmuş, liseye kadar burada okudu. Daha ortaokul sıralarında ilerici-devrimci düşünceleri benimseyip lise döneminde bu düşüncelerini daha da geliştiren Durmuş, daha sonra Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanması üzerine Ankara’ya gitti.

Öcalan ile tanışınca aradığını buldu

Kentin dokusuna işlemiş yoğun siyasi ortam içerisinde Marksizm-Leninizm ile birlikte ulusal sorunu da inceleyen ve bunu geçmişten kalan Kürdistan konusundaki bilgileriyle bütünleştirmeye çalışan Durmuş, 1970’lerin sonuna doğru tanıştığı Abdullah Öcalan ile yaptığı konuşma ve tartışmalar sonucu Kürdistan Devrimcileri grubunun kuruluşuna katıldı.

Üniversiteyi ise 4. sınıftayken terk ederek Kürdistan’a dönüp Urfa, Mardin ve Diyarbakır bölgelerinde kuruluş çalışmaları yürüttü. 30 Temmuz 1978’de, Kırbaşı Köyü’nde bırakılan bir bildiri ile kurulduğu açıklanan “Partiya Karkerên Kurdistan”ın (PKK) Merkez Komite üyeliğine seçildi. 12 Eylül 1980 darbesinden önce PKK’nin Mardin eyalet sorumlusu Ferhat Kurtay ile birlikte gözaltına alındı. Tutuklandıktan sonra da yaşamını yitirdiği 12 Eylül 1982 gününe kadar Diyarbakır Cezaevi’ndeki bütün tutsaklara önderlik yaptı. Mezarı yine memleketi Bingöl’ün Düzağaç mevkiine gömülen Durmuş’un
mezar taşına, isteği üzerine, “Halkına borçlu olarak öldü” diye yazıldı.

Çocukluk arkadaşı onu anlattı

Arkasında bugün silinmez bir iz bırakan Hayri Durmuş’u, çocukluk arkadaşı olan emekli öğretmen Ahmet Bulmuş ilk kez anlattı. Aynı mahallede oturdukları Hayri ile ilkokuldan lise 1’inci sınıfa kadar aynı okullarda okuduklarını belirten Bulmuş, o yıllarda aynı yaşlardaki herkesin bir şekilde tanışıklığı bulunan Durmuş’un daha o yıllarda bilgiyi seven tutum ve davranışlarının ön planda olduğunu ve son derece akılcı bir kişiliğe sahip olduğunu anlattı.

İzmarit söndürülen sırtının fotoğrafı…

Bulmuş, her şeyi düşünerek konuşan Durmuş’un lise yıllarında matematik dalında da konuşulan biri olduğunu söyledi. Liseyi bitirdikten sonra aynı yıl üniversiteyi kazanamasalar da ikinci yılında Hacettepe’yi kazanan Hayri Durmuş ile siyasi gelişmelerin ön planda olduğu 1975-76 yıllarında Ankara’da görüştüklerini belirten Bulmuş’un o buluşmada karşılaştığı bir diğer şey ise Durmuş’un sırtında söndürülen sigara izmariti resmi olmuş. Bulmuş, o karşılaşmayı şu sözlerle dile getiriyor: “Üniversitenin kantininin kapısından içeri girerken o zamanlar, ozalit kağıda çizilmiş bir resim kantinin duvarına asılmıştı. Bana sırtına sigara izmariti söndürülmüş o resmi gösterdi. Gözaltına alınıp işkence görmüştü. Arkadaşları da bunu resme dökerek kantine asmışlardı.” O dönem kendisi Özgürlük Yolu içerisinde mücadele eden Bulmuş, iki gece misafiri olduğu Durmuş ile sonrasında hiç karşılaşmadı.

‘Söyledikleri bugün önümüze serildi’

O dönem ayrı siyasetlerde oldukları için söylediklerini benimsemeseler de Durmuş ve arkadaşlarının çok kararlı olduklarının farkında olduklarını da dile getiren Bulmuş, onların o günlerde söyledikleri şeylerin bugün tarih tarafından tek tek önlerine serildiğini ve hepsinin de doğru çıktığını ifade etti. Hayri Durmuş’un tutuklandığını ve Diyarbakır Cezaevi’nde ölüm orucu eylemini başlattığını ilk duyduğunda ne hissettiğini ise, “Kendisinin dirençli olduğunu biliyordum. Bingöl’de herkes birbirini tanırdı. İlk duyduğumda da direngenliği gözümün önüne geldi. Ben onun direneceğinden, gerçekten örgütüne yakışır bir biçimde hareket edeceğinden zerre-i miskal kuşku duymadım ve bu düşüncelerimde yanılmadığımı da gördüm. Son nefeslerinde bile ‘Ben ölürsem mezar taşıma halkına borçludur diye yazın’ diyebilen insanların direnç düzeyi de ortada. Adını Kürt halkının tarihi kadar tarihin kendisine de yazdırdı“ sözleriyle dile getirdi.

Diyarbakır Cezaevi’ndeki bu direniş ve ölümlerin, Kürt halkının uyanışı için atılan en önemli adımlar olduğunu da vurgulayan Bulmuş, bunun nedeni ise şöyle açıkladı: “Bir yerde ölünüyordu ama diğer taraftan binlerce doğuyordu. Diyarbakır Cezaevi’nin Kürt halkına verdiği mesaj buydu. Bu ölümler, bir halkın dirilişinin sembolüydü. Bu yıllar sonra daha iyi anlaşıldı.”

Çocukluk arkadaşı Kemal Pir’i anlattı

Kemal Pir’in hem dayısının oğlu hem de çocukluk arkadaşı olan Saadettin Yamak da Pir’in bilinmeyen yönlerini ilk kez anlattı. Yamak, Kemal Pir’in her çocukla kaynaşan, anlaşan bir yapıya sahip olduğunu belirterek genelde köy çocuklarının hep kavgacı olduğunu ancak Pir’in kavgayı sevmediğini söyledi. Yamak, Kemal Pir’in arkadaşları arasında hep sempatik ve sevilen bir çocuk olduğunu söyleyerek çocukluğunda bile kendi fikirlerini güçlü savunan ve arkasında duran bir çocuk olduğunu, oyun oynarken bile kurallara uyduğunu, hilelere karşı çıktığını aktardı.

‘Türkiye’deki eşitsizliği lisede fark etti’

Çocukken Pir’in en dikkat çekici özeliğinin sakin kalıp çok düşünmek olduğunu belirten Yamak, Kemal Pir’in çocukluğunun hep kırda, bayırda hayvan peşinde koşarak geçtiğini anlattı. Kemal Pir’in çocukluğundan gelen düşünce yapısının onu toplumdaki çelişkileri anlamlandırmaya ittiğini ifade eden Yamak, Türkiye toplumumdaki eşitsizliği ve farlılıkları ise Pir’in Lise döneminde fark ettiğini aktardı. Yamak, Kemal Pir’in Ordu Lisesi’nde okuduğunu, lise döneminde her zaman araştırmacı ve sosyalist kitaplar okuduğunu ifade etti.

‘Kös kös oturmak benim işim değil’

Kemal Pir’i en son 1974’de Bayburt’ta öğretmenken gördüğünü söyleyen Yamak, Pir’in o dönemde Ankara Üniversitesi’nde Antropoloji bölümünde okuduğunu aktardı. Yamak, Pir’in Ankara’da okul okumadığını, okulunu uzattığını belirterek, “Bir keresinde kendisine ‘Okulunu oku, bitir, sonra ne istersen onu yaparsın’ dedim. Bunun üzerine bana, ‘Yahu dayı ben okulu okuyup
devlet memuru olacağım, masa başında kös kös oturacağım. Bu da benim işim değil’ dedi. O zaman arayışının farklı olduğunu anladım” şeklinde konuştu.

‘Kemal nasıl böyle oldu?’

Kemal Pir’in çocukluğundan beri haksızlığı, eşitsizliği kabul etmediğini ifade eden Yamak, PKK’den önce de bu düşüncelere sahip olduğunu kaydetti. Yakın ailesi olarak Kemal Pir’in PKK ile tanıştığını ve PKK’li olduğunu bilmediklerini söyleyen Yamak, Pir’in şehadetiyle bu gerçeği öğrendiklerini söyledi. Ölüm haberinden sonra Diyarbakır Cezaevi’nde o dönem sıkıyönetim sorumlusu olan Kemal Yamak’ın Kemal Pir’in babası ile görüşerek, “Biz sizin geçmişinizi, ailenizi araştırdık. Sizin böyle Kürtlerle yakınlığınız, ilişkiniz hiç yok. Nasıl oldu da oğlunuz böyle oldu” sözleriyle aileden Pir’in vazgeçirilmesini istediği bilgisini paylaştı.

‘Hep ikna edici bir karaktere sahipti’

Pir’in Batman’da Türkiye Petrolleri’nin yöneticileri ve çalışanları arasındaki eşitsizliğe isyan ederek bu durumu kendilerine anlattığını belirten Yamak, Pir’i, “Çok okuyan, çok araştıran, haksızlığa karşı çıkan ama iknayı esas alan biri” olarak tanımladı. Öcalan’ın okuduğu birçok kitabı Kemal Pir’in de okuduğunu, hatta kendisine de okutmak istediğini belirten Yamak, Pir’den diyalektiği nasıl öğrendiğini de, “Kemal Pir, bir gün bana, ‘Dayı sertlikte lüzum yok. Senin diyalektiğin var. Sen ikna edeceksin’ dedi. Onun bu cümleleri üzerine ben daha sonra diyalektiğin ne olduğunu kitaplardan okuyarak öğrendim” sözleriyle aktardı ve ekledi: “Şimdi anlıyorum ki Kemal hep ikna edici bir karaktere sahipti.”

Korkmamayı öğretti

Hayri Durmuş gibi adanmış hayatlardan bir diğeri ise, PKK lideri Öcalan’ın PKK kadrolarına sürekli olarak “Onun gibi olun” diyerek değer verdiği isim olan Kemal Pir. Yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Güzeloluk köyünde, 1952 yılında dünyaya gelen Kemal Pir, halkların kardeşliğinin bir sembolü. Bir Türk olarak Kürt özgürlük mücadelesinin kurucuları arasında yer alan Pir, mahkeme salonunda bunu da şu sözlerle anlattı: “Bu sistemi yıkabilmek için sistem karşıtı hareketleri aradım. Türkiye’de devrimci, komünist hareketlerdi; Kürdistan’da da ulusal kurtuluş hareketiydi. Türkiye’deki devrimci hareketler 1974 yıllarında parçalanmıştı. Cezaevlerinden çıkan unsurlar önderlik yapamıyorlardı. Birleşme eğilimlerini değil, parçalanma eğilimlerini temsil ediyorlardı. Ama bu hareket, devrimci çevrelerde toparlayıcılık vazifesi gösteriyordu. 1972’lerde ortaya çıkan ve bugün PKK hareketi olarak bilinen bu hareket, bir örgüt değil, ideolojik-siyasal bir akımdı. Geleceğinde zafer vardı, hala da var, buna inanıyorum. Bunun için bu harekete katıldım. Basit tartışmalarla katılmadım. Ankara’da ADYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Kültür Derneği) vardı. Ben de bu derneğin üyesiydim. Abdullah Öcalan’ı orada tanıdım. Bu hareketin ideolojik şekillenmesinde bulunmadım. Benden önce bu hareket zaten şekillenmişti. Bu devleti, burjuva sınıflarının devleti olduğu için yıkmak istiyorduk. Bu hareket basit bir milliyetçi hareket olsaydı asla katılmazdım. Milliyetçi değilim, milliyetçi düşünce hangi ulustan olursa olsun karşısındayım. 1976 yıllarında bu harekete kesin olarak katılmaya karar verdim. Bu hareket, iddianamede iddia edildiği gibi bir örgüt değildi; bir ideolojik-siyasal eğilimdi, örgütlenmesi gerekiyordu.”

Konuştuğu her insan üzerinde silinmez bir etki bırakan, en devrimci düşünceyi temsil etmenin coşkunluğunu ve güçlülüğünü kendi kişiliğinde yansıtan, arkasından kitleleri sürükleyen bir kişiliğe sahip olan Kemal Pir’in tarihi mirası bugün Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili olan öz yeğeni Ziya Pir’in omuzlarında.

Her 14 Temmuz günü amcası Kemal Pir ve arkadaşlarının anısına oruç tuttuğunu belirten Ziya Pir, amcasını en son 7 yaşındayken gördü. O dönemlerde amcasının üniversitede okuduğunu bilen Ziya Pir, halkların kardeşliği için çalıştığını ise biraz daha büyüdüğünde öğrenmiş. Amcası ile ilgili hatırladığı en önemli özelliklerden biri olarak insancıl bir yapıya sahip olmasını ve çocukları çok sevmesini gösteren Ziya Pir, “Bize hiçbir zaman korkmamamız gerektiğini öğretti. Ve o korkmama öğretisi, Kemal Pir’den bana kalan tek miras” diye konuştu.