81F8FE9A-4296-4759-BB35-0B823CC75525

Fecri DOST

Sultan kedicikleri toplamış ve bakıcılarını da içeri tıkamış. Bundan sonra kediciklerin 1150 odalı sarayda görev yapacakları dedikodusu ortalıkta dolaşıyor. Eğer doğruysa, Güzellikleriyle göz kamaştıran kediciklerin Saraya taşınmalarıyla birlikte, hem saraya ayrı bir güzellik katacaklar hem de Hürrem Sultan’ın işini kolaylaştıracaklar.

Biliyorsunuz daha önce Osmanlı İmparatorluğundaki Harem’in bir “eğitim yuvası” olduğunu söylemişti Hürrem Sultan. Hatırlanacağı üzere “Tarihimizde İz Bırakan Valide Sultanlar” isimli bir toplantıda konuşan Hürrem Sultan, “oryantalistleri” eleştirmiş, onların yarattığı “hayali tasvirlerin” karşısına bir okul koymuştu ve “Harem, Osmanlı hanedan üyeleri için daha çok bir okuldur. Kadınların hayata hazırlandıkları, hayır faaliyetlerini örgütledikleri bir eğitim yuvasıdır” demişti. İşte o eğitimin ilk devresi de böylelikle başlamış oldu.

Peki harem bir okul muydu? Öyleyse, ne tür bir eğitim veriliyordu? Cariyeler ne tür bir amaçla eğitim görüyordu? Bu sorulara bugüne kadar bir cevap verilemedi. Bu sorular cevaplanması için şurada dursun ama, az çok tarih okumuş olanlar sarayda neler olduğunu çok iyi biliyorlar.

Neyse konumuza geri dönelim.

Adnan Oktar Çengel Köy’deki evinden alınmış. Kedicikleri olarak bilinen kadınlar ile sık sık gündemde yer alan Adnan Oktar ve  235 müridinin gözaltına alındığı operasyon sabaha karşı gerçekleştirilmiş. Suçlamalar arasında yaşı küçük çocuklara taciz, organize suç örgütü kurmak, uluslararası ajanlık, kara para aklama, tehdit ve şantaj yer alıyor. Operasyonda çok sayıda silah, çelik yelek ve zırhlı araç ele geçirildiği söyleniyor. Görüldüğü üzere Adnan Oktar da diğerleri gibi ne yaparsa yapsın bir türlü Sultana yaranamıyor/yaranamadı. Oysaki sürekli “Tayyip abimiz” diye başlardı Sultan hakkında yaptığı her yorum da. Ama bütün yalakalıklarına rağmen olmadı olmuyor işte. En sonunda onunda ensesine bindiler. Oysaki Üzerine atfedilen suçlamaları on yıllardır kendi televizyonun ekranında canlı canlı yapıyordu. O zaman suç değildi de niye bugün suç olduğu sorusu da ortada cevap arıyor.  

Daha Önceki bir yazımda şu belirlemeyi yapmıştım:

“Bütün diktatörlerin benzer yanları vardır. Tüm diktatörlük rejimlerinde durum budur ; diktatör kaygılıdır, korkaktır, herkese şüpheyle bakar ve sonunda en yakınlarından başlamak üzere lokma lokma yemeye başlar. Hitler’den Mussolini’den biliriz bu diktatörlük kültürünün nasıl bir yıkım kültürü olduğunu. Ne etseniz kar etmez. Diktatör doymak bilmez ne verseniz daha ister dünyanın tüm servetlerini alsa da evinizdeki bir sandalyede gözü kalır misali her şeyi kendine bağlamak ve kendi denetimi altına almak ister. Hiçbir şeyin yetmediği süreçler başlayınca da içten içe beynini kemiren kaygılarla tasfiyelere başlar. İster demokrasiyi kullanarak geldikleri iktidarda halkı ve aydın geçinen kesimi uyuşturup diktatörleşsinler, isterse demokratik olmayan yollarla ülkelerin başına bela olsunlar. Hepsinin benzer yanı açık veya gizli bir psikolojik bozukluğa hatta hastalığa sahip olmalarıdır. Bunlar hastalıklarını büyük özenle saklarlar. Amaçları için kullandıkları demokrasinin başa bela ettiği bu diktatör ruhlu liderler yolculuklarının her aşamasında siyaseti ve iktidarı ele geçirmek için çok iyi örgütlenerek yol alırlar. Dayandıkları toplum kesimini ya araç saydıkları yüce din değerlerini kullanarak ya da toplumu milliyetçilikle aldatan/uyuşturan algı yöntemleriyle ‘ikna!’ ederler. Ülkenin kendisi gibi düşünmeyen aydınlarını korkutarak baskı altına alarak hatta arada bir bir kaç tanesine fiziki şidet uyguluyarak sustururlar. Aydın geçinenleri ise büyük bir duyarsızlık içinde azınlığın çoğunluk üzerindeki baskısını izlerken özgür olduğu iddia edilen medya her tür despotik baskıyla konuşamaz ve yazamaz hale gelir. Böylece istenen ortam sağlanmış ve artık içinde diktatörlük özlemi taşıyan hasta politikacının önünde bir engel kalmamıştır. Böyle bir lider aldatma, farklı görünme, acındırma yöntemlerini kullanarak iktidarı ele geçirir. Ardından da baskı yöntemlerini kullanarak diktatör olmak için gerekli büyük güce sahip olur. Böyle bir muktedirin artık millete verilecek hesabı kalmamıştır. Millet ondan değil o herkesten hesap sormaya başlar! Çünkü basın da, yargı da, asker de, polis de, bürokrasi de onun oyuncağıdır artık”.

İşte bugün yaşadıklarımız tam da bunu anlatmıyor mu?

İlk yakınındakilerden başlayarak hepsini lokma lokma yemedi mi?

Taşıdığı korku ve kaygı ile herkesi tasfiye etmedi mi?

Yüzlerce kurum kuruluş, Holdink, Belediye, Fabrikalara el koyup kayyum atnmadı mı?

En sonunda Adnan “hocanın” kediciklerin de gözü kalmıştı onu da aldı. 

Neyse fazla sözü uzatmayayım, Yani anlayacağınız yavaş yavaş saray ekibi tamamlanıyor. Musiki ekibi tamamdır ama daha Saray da bir çok ekip eksikliği var, henüz tamamlanmadı. Mesela şuan da aklıma gelen Bahçıvanlar ve bir de Sarayın iç oğlanları vardı, onlar eksik. Benim nacizane önerim, saraydaki ekiplerin bir arada uyumlu bir şekilde çalışabilmesi için Adnan hocanın programlarına kediciklerle birlikte çıkan o yakışıklı erkekleri de sarayda iç oğlanlar görevine getirilsinler. Niceliği bilmem ama nitelik olarak yeterlidirler herhalde . Zaten bahçıvan ekibi tamamdır: Bahçeli-Testici. pardon “Bahçeci ve Testici” Bahçeci bahçeleri düzenler, Testici de Testilerle su taşıyarak çimleri, çiçekleri sular. Geriye söylenecek tek söz kalır “Padişahım sen çok yaşa”