690x390cc-ist-08-07-2018-hakan-gunes-rop7.JPGNecla Demir-Doç. Dr. Hakan Güneş, HDP’nin tazelendiğini CHP’nin ise yenilenmesinin şart olduğunu söyledi. Sınır ötesi operasyonların seçimden sonra da gündeme geldiğini ifade eden Güneş, Türkiye için bu dış politikanın çözüm olmadığını belirterek, “Türkiye barış ve müzakere masasına dönmek zorunda” dedi.
24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri sonrası yaşanan ve yaşanması beklenen siyasal tabloyu ve Türkiye’nin dış politikasında yaşanabilecek olası gelişmeleri İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Doç. Dr. Hakan Güneş değerlendirdi. Türkiye ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) eski gözlemcisi olduğunu söyleyen Güneş, Türkiye’nin adil ve özgür seçim tanımından uzak bir noktada durduğunu belirterek, Türkiye’ye tam misyonla heyet gönderme kararı alan AGİT’in teklifinin reddedildiğini söyledi. Güneş, “Muhalefet ‘hakemi de yeneceğiz’ türü açıklamalar yaptı ki bunlar seçmen açısından siyaseten çok ikna edici değil. Tüm bunlara rağmen muhalefet büyük bir enerji ve çaba sarf etti” dedi.
‘SANDIKLARDA MÜŞAHİT YOKTU’
Oy sayımında da ciddi şüphelerin oluştuğunu sözlerine ekleyen Güneş, “Toplumun büyük bir kısmı şüpheler içerisinde. Örneğin muhalefetin hiçbir müşahit bulundurmadığı sandıklarda katılım oranlarının arttırıldığı yönündeki iddiamı daha önceki seçimlerde de dile getirmiştim. Muhalefet bütün sandıklara tam olarak hakim olmadı. Muhalefet partileri halka 180 bin sandıkta müşahit bulundurdukları yalanından vazgeçsinler. 4 siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunun söylediği 400 bin müşahitle bu seçimi yaptıklarına inanmıyorum. Sadece inanmıyor değil böyle olmadığını biliyorum. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin hepsi seçim kararı alındığı andan itibaren yurttaşların yüzde 50’sinin kaygılarına cevap olmalılardı. Onları görevlerini yapmamakla ağır bir şekilde itham ediyorum” eleştirisinde bulundu.
‘SİNE-İ MİLLET SEÇENEĞİ GÜNDEME GELEBİLİRDİ’
Seçimden şüphe etmenin iktidarın yanında muhalefeti de sorgulamak anlamına geldiğini ve muhalefetin bu seçimde hangi noktada sınıfta kaldığına ilişkin de Güneş, “Muhalefet fena kampanya yürütmedi. Gerek Selahattin Demirtaş ketılıyla, gerek Muharrem İnce 107 mitingiyle müthiş bir hareketlilik yarattı. Bunu küçümseyecek değiliz. Hepimiz için büyük bir enerji ortaya çıkardılar. Bu insanlarda büyük bir değişim inancı ve yaşama umudunu oluşturdu. Daha önce de dile getirilen sine-i millet seçeneği gündeme gelebilirdi. Bunun milletvekilleri tarafından yeterince iyi anlaşıldığını düşünmüyorum. Bizler seçmen olarak bütün eleştirilerimize rağmen tabi ki aday olduklarında gidip oy kullanacağız. Artık bu sondu. İki defa oldu ‘sandıklara sahip çıkacağız’ dendi ama ben sahip çıkabildiklerini düşünmüyorum. Gerekçelerimi de anlattım ama varsayalım ki ben yanılıyorum ve sahip çıktılar. Öyle bile olsa bu halkın yüzde 50’si  inanmıyor. Hiçbir şeyine güvenmediği rejimin seçimine mi güvenecek? Muhalefetin seçmenin güvenini kazanmak konusunda büyük sorun yaşadıkları ortada. En büyük hata seçime bu şartlar altında girmekti” sözleriyle açıkladı.
‘HDP TAZELENDİ, CHP’DE YENİLENME ŞART’
Sandıklarına canları pahasına sahip çıkan yurttaşların bu seçimin neresinde durduğunu ve bundan sonra kendi muhalif partilerine yaklaşımlarında bir kırılma yaşanıp yaşanmayacağı noktasında da Güneş şunları belirtti: “Siyasetin bir anda şekillenmesi beklenemez. Henüz eski tarz siyasetin yerine yeni bir tarz gelmiş değil. HDP taze yenilendi. Yenilenmenin kapısının açılması denilebilir ama CHP’de yenilenme ağır bir şekilde kendisini hissettiriyor. Orada da halihazırda en güçlü aday Muharrem İnce. O da belli bir müddet sonra o enerjisi ve hitabetiyle insanları tahminen yerel seçim sürecine doğru yeniden hareketlendirecek. Çünkü insanlar bütün eleştirilerine rağmen ellerindeki tek politik direnme aracının ne olduğu konusunda bir fikre sahipler. Bunu da bir kısım dışında kimse yabana atmayacak. Yüzde 5’lerin sandığa gitmeme durumu bile doğabilir. Bu da çok büyük bir risk. Bu riski de göz önünde bulundurmalı muhalefet.”
‘SOKAĞA YANSIMIŞ MİLLİYETÇİLİKLE BU ÜLKEDE YAŞANILMAZ’
Güneş, seçimden önce Kürtler ile muhalifler üzerinden oluşturulan milliyetçi cephenin seçimden sonra gerek siyasi gerek toplumsal kutuplaşmanın yaşanmasında da etkili olacağına vurgu yaptı. Güneş devamla, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın temel ittifak politikasının işe yaradığı görüldü. Yani HDP ya da Kürtlerle daha ılımlı ve dengeli bir siyaset yerine MHP ile çok daha iç içe bir siyasetin HDP oyları olmaksızın ülke siyasetinin dizayn edileceği yönündeki yaklaşımı kesin bir biçimde karşılık buldu. Önümüzdeki dönemde MHP’nin bazılarının iddia ettiği gibi gerektiğinde AKP’yi hizaya getirecek, Erdoğan’ı dengeleyecek bir siyaset izleyeceğini kesinlikle ve kesinlikle beklemiyorum. Orada en fazla kadrolar konusunda hafif sürtüşmeler olur sonra o kadrolar açılır ve o tartışma biter. Çünkü ideolojik olarak yeni dönemi bunun üzerine inşa etmeye karar vermiş görünüyorlar. HDP’nin batılı güçlü kent hareketi olarak da kendini inşa ettiği ve artık kolayca Türkiye sahnesinden inmesi mümkün olmayan bir dinamik haline geldiğini söyleyebiliriz. Yeni milliyetçi cephenin aynı zamanda Kürt İslamcılarla dolaylı bir ittifakı var. AKP’nin başarısı batıda milliyetçileri doğuda İslamistleri yedeklemek konusundaki müthiş yeteneğinden geliyor. Dolayısıyla da burada yol almış görünüyor. Sokağa yansımış bir milliyetçilikle nefes alabildiğimiz son özgürlük alanlarının kapanmasıyla bu ülke yaşanmaz hale getirilir” diye belirtti.
‘BUNDAN SONRASI İÇİN BULUNMASI GEREKEN RADİKAL BİR ARAÇ’
Gerek gensoru aracı, gerek kanun teklifleri gerekse de komisyon görüşmelerinin kamuoyunun bilgilenmesi için bir tartışma zemini olduğunun altını çizen Güneş, muhalefetin bunu iyi kötü kullandığını söyledi. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte bu alanın da daraltılacağını belirten Güneş, “Şimdi biz muhtemelen Cumhurbaşkanının yemin töreninden sonra birkaç magazin haberini okuyacağız. Yani o gün kim ne giydi, solcular yumruğunu kaldırdı mı, yakasına bir şey taktı mı, CHP’liler kime nasıl poz verdi falan. Bunları konuşacağız ve bir daha konuşmayacağız. Dolayısıyla eski bildiğimiz anlamda konuşmamaktan bahsediyorum. Tabi ki sonuç olarak buradaki vekiller Türkiye halklarının sesini bir şekilde duyurmak için çalışacak. Belki de ilk defa siyasette radikal bir araç bulmak gerekiyor. Yani parlamento içi ve dışında.
Parlamentonun tek başına yürütme, denetim yasama konusundaki asli yetkilerini kullanma olanağı olmadığına göre geriye ancak geniş bir halk kesimini, parlamento dışı muhalefeti de arkasına alan bir güçle yığınak ve sokakla parlamentonun buluşması gerekir. Böylece yürütme mecburen halkın sesini duymak zorunda kalır. Bunun dışında bir seçenek yok. Deneyimli halk temsilcilerimiz var. Onlar da zaten bu yönde çalışma yapıyordur. Çoğu sokaktan gelen insanlar, öyle kariyer basamaklarını tırmanarak gelmiş insanlar değil. Seçim konusundaki yetersizliği en başta CHP’nin kabul etmesi gerekiyor. Bundan sonrası için de tüm muhalefete ciddi rol ve sorumluluklar düşüyor” diye konuştu.
‘BARIŞ VE MÜZAKERE KONUSUNA DÖNÜLMEK ZORUNDA’
Seçim öncesi olduğu gibi sınır ötesi operasyonların seçimden sonra da Minbiç ve Kandil üzerinden gündeme geldiğini hatırlatan Güneş, şunları söyledi: “Uluslararası sermaye grupları, temel dünya güçleri ve büyük batılı devletler açısından baktığımızda artık 5 yıl daha vize almış bir liderle iktisadi ve siyasi konularda daha fazla anlaşma eğiliminde olacağını kestirmek çok zor olmasa gerek. Türkiye çok zor bir durumda ve teknik olarak analiz yapacaksak bu seçimler dış politika konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a biraz nefes aldırdı. Fakat bundan sonrası için bunu söylemek mümkün değil. Dış politikanın bazen dış politika ile ilgili olmayan kısmı var; örneğin ekonomi. Halihazırda ekonomik bir krizin içerisindeyiz. Kitlesel işten çıkarmalar başlamadığı için ve AKP iyi kötü sosyal devlet aygıtlarını sadaka biçiminde kullandığı için hissetmiyor olabiliriz ama bunun sınırındayız.
Geniş ve yaygın işten çıkarmalar, kredi kartları hacizleri ile somut esnafın kepenk kapatma ve yazar kasayı sokağa atmak gibi geleceği noktaya çok uzak değiliz. Esas olarak o zaman dış politikadaki güçlükler ortaya çıkıyor ama zaten Ortadoğu liderlerinin en büyük hatası şu. Kendi sorunlarını bölgesel olarak kendi başlarına çözebilecek zeminler oluşturmak yerine birisinin Amerika birisinin Rusya’ya sırtını yaslayarak yapma tarzıdır. Bu sonunda bir çıkışsızlık denklemidir ve asla da çıkış olmayacak. Dolayısıyla bu ülke de zayıflamaya devam edecek. Başta da Kürt sorununu kendi başına halletmezse uluslararası bir sorun olarak Türkiye aleyhine kullanılacağı konusunda herhalde uluslararası doktora yapmaya gerek yok. Bunu herkes algılayabilir ve bilir. Onun için yeniden bölgenin tamamı için barış ve müzakere konusuna dönmek zorunda.”
‘İKTİSADİ ZORLUK DIŞ POLİTİKADA DA ETKİLİ OLUR’
Başta Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerinin kendi içinde özümseyebilecekleri bir barış planına ihtiyaçları olduğunu ve bunun da Kürt meselesiyle doğrudan ilgili olduğunu da sözlerine ekleyen Güneş, “Burada her tür dış gücün devre dışı bırakılıp halkların konuşması gerekiyor. Bunun dışında Ortadoğu’nun herhangi bir geleceği yok. Biraz zaman kazanılır ama sonrası her zaman bir ayak bağı olur Türkiye için. Bunun için kahin olmaya gerek yok. Ekonomik kriz geldi, geliyor. İktisadi olarak zor durumda olan bir ülkenin dış politikada etkili bir söz kurmasının çok mümkün olmadığını biliyoruz” diye ifade etti.