44acf83c5415fae5af82ccc6b32ee2c6.png2000 lerin başında kendisini muhafazakar demokrat parti olarak lanse eden AKP, gömlek değiştiklerini, yani dinci bir parti olmadığına vurgu yapmaya çalışıyordu. 2002’de başlıyan iktidarıyla 2008 lere kadar AB kriterleri doğrultusunda bazı düzenlemeler, ekonomide yapısal reformlar yaptılar. Avrupayi görünmeye çalışan, Avrupa birliğine girmenin kriterlerine uygun hareket eden, zaman zamanda gereklerini yerine getiren AKP, İktidarının bu ilk dönemlerinde batılı güçlerin desteğini yanlarına alarak ekonomik krizi atlattı

2009 yılına gellindiğinde AKP içinde bazı ayrışmalar yaşansada belirginleşen, netleşen bir ideolojileri yoktu. Muhafazakar milliyetçi görünümü veren AKP, 2009 yılında milli birlik ve kardeşlik projesi ile yeni bir paradigmayla görüşlerini, düşüncelerini, düzenlemelerini oluşturmaya başlarken ilk etapta kürdler’le işe koyuldu. Siyasette müzakere PKK ve diger sol sosyalist hareketlerle mücadele adı altında Kürdleri uysallaştırma ve yanına çekmeye çalıştılar. O dönemde PKK ve Öcalan’ı muhatap almak ihanettir diyorlardı.

2011 seçimlerinde seçmene yeni anayasa sözü veren AKP 2012 başlarında başlıyan meclis çalışmalarında yeni anayasa taslağıyla önüne koyduğu veya tasarladığı ideoloji yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Parti programında ve seçim beyannamesinde içeriği bilinmiyen yeni anayasa, meclisteki anayasa çalışmalarında ortaya çıkmaya başladı. Parlamenter sistemin İstikrarsızlık ürettiği, koalisyonun risk olarak sürekli istikrarsızlığı tetiklediğini, Devlet’i oluşturan kurumların yürütmenin çalışmaları önünde engeller oluşturdukları gibi düşünceler boy vermeye başladı. Türk tipi başkanlık sistemi anayasası yapmak isteyen iktidar muhalefetin gösterdiği tepkiler sonucu, anayasa çalışma süreci tıkandı.

Hem içerde AKP iktidarının sürekli güç kazanması ve orta doğuda’ki gelişmelere paralel bir şekilde Erdoğanizm ideolojiside yavaş yavaş kendisini yapılandırmaya başladı. Özellikle Arap baharıda denilen 2011 de başlıyan süreç Mısır’daki iktidar değişikliği, ardından Süriye iç savaşı Erdoğan’ın içindeki yeni osmanlıcılık ve siyasal İslamcı düşüncelerini deşifre etti. Müslüman kardeşler ve ardından Süriye ve Irak’ta DAİŞ ve radikal İslamcı gruplara verilen destek Erdoğan’ın gelecek ile ilgili hayal ve istemlerini, Emevi camisinde kılınacak Cuma namazı çıkışıyla yeni Osmanlı düşünceleri vücüt bulmaya başladı.

Erdoğan kimlik siyasetinin farklı kesimlerdeki yansımasınıda iyi okuyarak tüm gruplara pragmatik bir şekilde yaklaştı. Muhafazakar milliyetçi tabana dayanırken siyasal islamcılığı bütünleştirici çatı olarak bu iki kessimle bütünleştirdi. Alevi çalıştayları ve Dersim özürü ile alevilerin muhalefet içindeki dinamizmini frenlemek isterken Kürdleride çözüm süreci yutturmacasıyla tamamen teslim almaya çalıştı. Milliyetçi, muhafazakar, mukadesatçı kesimide geçmiş iktidarlardan örnekler vererek yarattığı korkuyla kendi etrafında konsalide etti. Bir taraftan siyasal islamla toplumu kendi etrafında toplarken öbür tarafta muhalif olabilecek güçleri bertaraf etmeye çalıştı. 2007’de başlıyan ergenekon, balyoz gibi davalarla devlet içinde kendisine muhalif olabilecek odakları zayıflatırken, Erdoğan Parti içinde’de kendisine muhalefet edebilecek kişi ve kesimleri dıştalamaya başladı. En büyük ayrışmayıda rantın bölüşümünde anlaşamadığı iktidar ortağı Gülencilerle yaşadı. 15 temmuz 2015 yılında en üst seviye’ye varan iktidar ortağı Gülenle yaptığı kavga, çatışma, darbe senaryosuna kadar vardı. 200 ün üzerinde insan yaşamını yitirirken, yüzbinlerce insan işinden, malından olurken milyonlarca insan mağdur edildi.

Özellikle gezi süreciyle başlıyan sivil toplum üzerindeki baskılar, yıldırmalar ve korkularla toplum teslim alınmaya çalışıldı. Bunda belirli oranda da başarılı oldular. Bu sürece baktığımızda sivil toplum örgütleri ya parçalanarak zayıflatılmış yada devlet baskısıyla teslim alındılar. Etkisi kırılamıyan yüzlerce dernek, vakıf ve örgütlenmeler kapatıldı. Barolar, Odalar ve çeşitli işveren örgütleri üzerinde baskılar oluşturularak pasifize edildiler. Basın büyük oranda teslim alındı.

Asıl büyük darbeyide 16 Nisan 2016 daki başkanlık referandumuyla yaptı. Türkiye tipi bir başkanlık sistemiyle Faşizmi yasal çerçeveye oturttu. Türkiye’de faşizm sınırları belli olmıyan çeşitli yasalarla olağan bir yönetim biçimine büründü. Yargı, yasama ve yürütmenin tek elde toplandığı, basının teslim alındığı, partilerin işlevini yitirdiği faşist Erdoğan iktidarı anti demokratik 24 Haziran seçimiyle meşruluğunu ilan ederken ne yazıkki muhalefet partileride oynanan oyunun birer parçası olmaya devam ediyorlar.

Demokrasinin olmazsa olmazı denilen seçimler, Türkiye’de Faşizmi meşrulaştırmanın bir aracı haline getiriliyor. Eh nasıl Türk tipi başkanlık oluyorsa Türk tipi seçimde oluyor demekki.