FD6E56D2-753B-46C7-82CF-87345BFC0556

Fecri DOST

İnsanoğlu çok eski çağlardan beri doğaüstü olana ilgi göstermiş, kendini tüm insan ırkı içerisinde yalnız hissetmiş ve bir tanrıya veya tanrılara sığınma ihtiyacı duymuştur.

İnsan sürekli bir varlık arayışı içerisindedir. Bu arayış geçmişten günümüze değin gelmektedir. Bu arayış neticesinde varlıklarını anlamlandıracak çeşitli somut ve soyut olgulardan yararlanarak birçok inanç sistemi geliştirmişler veya kabul etmişlerdir. Bunlar arasında metaya, canlıya, doğaya veya 5 duyu ile tespit edilemeyip akıl ve hissiyat ile buldukları bir tanrının veya pek çok tanrının varlığına inanmaları en temel olanıdır.

İnsanların pek çoğu ölümden korkmaktadır. Birçok dinin temasında varlığın bir şekilde biçim veya boyut değiştirerek devam edeceği inancı vardır. Hiçbir dine inanmayan veya bir tanrının varlığını kabul etmeyen bireylerin bir kısmı bile insana ait tözün bir şekilde enerji olarak devam edeceği düşüncesine sahiptir. Bu düşünce, öldükten sonra hiçliğe karışılacağı düşüncesinin insanlara verdiği psikolojik rahatsızlıktan ötürü bulunur. Bu da insanın varlık arayışının bir başka yönüdür ve dine yönelten bir özelliğidir.

İnsanın hayat yolculuğu ölümle birlikte biter ve insanoğlu, kendisini ebedi ahiret ülkelerine götürecek olan yepyeni bir yolculuğa çıkar. Ölüm, kaçınılmaz sondur ancak hepimizi korkutur. Sevdiklerinizi bırakıp gitmek, yapmak istediklerinizi tamamlayamamak ya da bilinmeyene doğru bir yolculuk yapmak biraz ürkütücüdür.

Ölüm aniden gelir. Hazırlıksızdır. Vedalaşamaz, vasiyetini söyleyemez. Belki olgun yaşta da değildir. Ama bu iş, böyle işte. Geleceğinde mazeret dinlemez. Niçin sorusunun cevabını vermez. Aslında ölen çaresiz olduğu gibi, ölüm de çaresizdir. Git denir o da gelir. Ölümün dili yoktur. Konuşmaz. Ölümün dili ölenlerin halidir. Ölenler susarak, uzanarak, sessizleşerek ölümü anlatırlar. Bazılarının ölümden haberi vardır. Sezerler, sezinlerler, hissederler. İçlerine doğar. Ya bir sezgi ile ya bir rüya ile ya da başka bir şeyle anlarlar. Bazen anlatamazlar. Bazen anlatsalar da, dilleri ipuçlarını verse de aslında kendileri bunun farkında değillerdir. Ölecek insan öleceğini anlatır ama farkında değildir.

Bazıları için ise ölüm bir hediye gibi gelir. Aniden, çektirmeden, incitmeden, süründürmeden gitmek.  Onun içindirki Annelerimiz, Babelarımız: “Yarabbi bizi elden ayaktan düşürmeden ayaktayken kabir de olalım derler”. 

Bazen ölecek olanın duygu dünyasında depremler, şimşekler, kasırgalar, tufanlar kopmaktadır. O bütün bunlara teslim olmuştur. Bazen gözlerinin önünden, ölen babası, arkadaşları, tanıdıkları birbiri ardında siluet gibi belirir ve geçer. Mırıldanır. Onlarla konuşur gibi yapar. Siz onu seyrederken mırıldandığını, bir şeyler söylemek istediğini anlarsınız. Bazen gerçekten de söylemek isteyip de söyleyemediği şeyleri mırıldanır. Şairin dediği gibi:
“Ölecek miyim tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlelerin hasreti dudağımda iken” sözüne ne kadar yakışan bir haldir bu.

Daha hayattayken ve sevdikleriniz hayatayken söylenebilecek her güzel şeyi söylemeye çalışın. Sevdiğinize onu sevdiğinizi söyleyin. Annenize, babanıza, evladınıza, akrabalarınıza ve başkalarına. Haykıramayacak o hale gelmeden önce haykıracak bir şeyiniz varsa haykırın. Paylaşacak bir şeyiniz varsa paylaşın. Yapıcı olun, olumlu olun. Çünkü ölümlüsünüz.