4257A39F-3956-4234-8352-3F34355A53F7

Teslim TÖRE

Erdoğan öncesi yönetimlerde yönetim eleştirilip, yönetimdeki kargaşa ifade edilirken “at izi ile it izi birbirine karıştı” diye tanımlanırdı. Devri Erdoğan’da, Erdoğan’ın başkanlık devlet sistemi inşa edilirken artık yönetimdeki kargaşayı ifade etmek için “at izi ile it izi” değil, “it izi ile kurt izi birbirine karıştı” demek gerekiyor. Erdoğan’ın başkanlık sistemi kurulurken bir araya gelmiş olan Devlet Bahçeli, Alaattin Çakıcı ve devletin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üçlüsü eski literatürü değişime uğrattı. “At izi ile it izi” yerini, “kurt izi ile it izine” bıraktı.

Kapitalizm toplumsal içeriğini kaybedip, sadece bir kâr, çıkar sistemine dönüşüp, bir toplumsal sistem olmaktan çıkarken Trump, Putin, Erdoğan vb. gibi örneklerde görüldüğü gibi yöneticileri de ucube insan tiplerine dönüşüyor. Trump, göçmen çocuklarını ailelerinden ayırarak, işkenceye maruz bırakıp, onları geldikleri yere dönmeye zorluyor. Putin Suriye’yi bütün geleceği ile esir alıyor, Erdoğan, lümpen kabadayılık söylemleri ile, yeni bir devlet yapısı oluşturacağım diyerek devletin yapısına iki kurt, bir köpek yerleştiriyor. Kurtlardan birisi Devlet Bahçeli, diğeri mafya babası Alaattin Çakıcı.

İki kurttan birisi, Erdoğan devletinin iki reisinden birisi konumunda olan Devlet Bahçeli uluyarak gazeteci listesi yayınlayıp, onları hapsetmekle itham ediyor. Mafya babası, gazetecileri öldürmekle tehdit ediyor, peşinden öldürteceklerinin ömrünü üç ay daha uzattığını açıklıyor. Karşılığında devlet tarafından süresiz olarak ziyaretçi kabul etmekle mükafatlandırılıyor. Erdoğan devletinin İçişleri Bakanı ise büyük bir saldırganlıkla, Pervin Buldan’ın şahsına: Kürtleri yaşatmayacağını, onlara yaşam hakkı tanımayacağını bütün dünyaya ilan ediyor. Kapitalizm bir toplumsal sistem olmaktan çıkıp, tümü ile bir para sistemine dönüşüp, insan toplumunu metalaştırıp, bütün kutsal değerlerini paraya tahvil etikçe, yöneticilerinin burjuva sınıfından olanları Trump gibi çocuklar ve ailelerini, Putin gibi bütün bir Suriye’yi çıkara dönüştürmeye çalışırken, Erdoğan gibi burjuvazinin lümpen kanadından olanlar ise: İnsana ölüm ve hapisliği reva görüyorlar. Söz konusu ve daha onlar gibi nice yöneticilerinin ajandasında insana dair hiçbir şey yoktur, göremezsiniz. Herkesin gördüğü gibi bütün bir AB’nin işi gücü göçmenler. Göçmenleri nereye tıkayacakları, Türkiye’ye hapsettirmek için Erdoğan’a daha kaç Dolar ya da Avro verecekleri, hangi denizde nasıl boğulmalarını sağlayacakları gibi insana ve ahlaka dair olmayan işlerle meşgul.

Hem insanların ülkelerinde iç savaş çıkartıyorlar, ülkelerini uçaklarla bombalıyor, cehenneme çeviriyor, yaşanacak yer olmaktan çıkartıyorlar, hem de onlara dünyada sığınacakları bir yer bırakmıyorlar. Geçmişte Fransızlar Cezayir’i işgal ettikleri zaman, ülkesi işgal edilen Cezayirlilerin bir kısmı Fransa’ya iltica etti. Kimse onları Fransa’dan kovmaya kalkmadı. Şimdi bile Paris’in nüfusunun belli bir kesimi Cezayirlidir. Ha keza İngilizler Hindistan’ı işgal edince, ülkesi işgal edilen Hintlilerin bir kesimi Londra’ya göç ettiler, onları da Londra’ya sokmamazlık etmediler. İtalya ile Fransa uçaklarını gönderip Libya’yı bombaladılar, Libya’nın lideri Kaddafi’yi öldürttüler, bütün yeraltı, yer üstü zenginliklerine el koyup, petrol kuyularını paylaştılar. Fakat Fransa ve İtalya’ya gelmeye çalışan Libyalı mültecileri ülkelerine sokmamak için insanlık dışı ne yöntem varsa kullanıyorlar.

Burjuva sınıfı eskiden dövüyordu fakat dövdüğünün ağlamasına da izin veriyordu. Yani o zaman da ülkeleri işgal ediyor, katliamlar yapıyordu fakat ülkesini işgal ettiklerinin işgalci ülkeye sığınmalarına ses etmiyordu. Şimdi öyle değil, hem “Arap baharı” adı altında ülkelerde iç savaş çıkarttırıyor, taraflara kimyasal silahlar veriyor, katliamlar, soykırımlar yaptırıyor, onların bir kısmı kendilerine, bütün bunları yapan emperyalist ülkelere yönelince de onları engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Demem o ki; “balık baştan kokar” halk deyiminde olduğu gibi kapitalizm ve onun sınıf egemeni burjuva sınıfı çürümeye, kokmaya başladı ve çürümeye devam ediyor. O nedenle kapitalizm ve kapitalizme karşı mücadelede sınıf zeminli bir değişim yaşıyor. Kapitalizm bir toplumsal sistem olmaktan çıktıkça burjuvazi de bütün sınıfsal değerlerini kaybederek, köpekbalığı gibi sadece parçalayan, yiyen ucube bir yaratık sınıfına dönüşüyor. Daha doğru bir anlatımla dönüşmüş durumda. Dönüşürken köpekbalığı gibi önüne gelen her şeyi parçaladığı gibi işçi sınıfını da parçaladı. Karşısına bir bütün olarak insanlık çıktı. Tabi yapısal olarak da nasıl ki; lümpen proletarya varsa, lümpen burjuva sınıfı da var. Burjuvazi sınıf olarak köpekbalığı gibi insan ve insani değerlerle beslenen, lümpenler sınıfına büyürken, onun zaten lümpen olan kesimi de Erdoğan Türkiye’sinde görüldüğü gibi kurt ve buldog köpeği kişiliğine bürünüyorlar. Devlet Bahçeli, Çakıcı ile omuz omuza verip, kurt işaret yaparak, birisi gazetecileri hapsetmeye, diğeri öldürmeye çalışırken, ismi Süleyman Soylu fakat kişiliği soysuzun da soysuzu olan İçişleri Bakanı tam bir saldırganlık ruhuyla, mert, yiğit, birikimli, kadın gibi kadın HDP Eş Başkanı Pervin Buldan’a “size yaşam hakkı tanımayacağım” diyerek saldırıyor.

Trump nasıl etrafına kendisi gibilerini toplayarak, üç yüz bin göçmen çocuklarını ailelerinden kopartarak, insanlık dışı yöntemlerle onları geldikleri yere dönmeye zorluyorsa Erdoğan da iki kurt, bir köpek ruhlu devlet yöneticileri ile önemli iki hasmı olan gazetecilerle, Kürtleri korkutmaya, sindirmeye çalışıyor. Kara mizah gibi ama yaşamakta olduğumuz dünyamız böyle bir dünya, sistemimiz insan karşıtı bir sistem, Türkiye’yi bekleyen gelecek ise it izi ile kurt izinin birbirine karıştığı bir Türkiye… O nedenle artık kapitalizme karşı mücadele sadece işçi sınıfının mücadelesi ve onun öncülüğünde yürütülen bir mücadele değil, bir bütün olarak insanlığın kapitalizme karşı mücadelesi ve ben insanım diyen herkesin katılması gereken bir mücadele konumu kazanmıştır. İnsanlık yeryüzünde göçmeni, sığınmacısı, sürgünü, geçim arayıcılığı ile bir arada, birlikte yaşayacağı bir dünya inşa ederken köpekbalığı gibi parçalayıcı bir yaratığa dönüşmüş olan burjuva sistemi örülmeye çalışılan insanlık sistemini her türden insanlık dışı yöntemi kullanarak bölmeye, parçalamaya, dağıtmaya çalışıyor.

Dünyada böyle olurken Türkiye’de de HDP’nin politik perspektifi doğrultusunda: Kürtler, Türkler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezler, Rumlar, Keldaniler, Ezidiler, Aleviler, Sünniler eşit koşullarda, bir arada, kardeşçe yaşama iklimini oluştururken, bir yanda uluyan kurtlar, diğer yanda saldıran köpekler yaratılmak istenen bu birliktelik iklimini imha etmeye çalışıyorlar. Dünyada şu anda ABD’de görüldüğü gibi böylesi bir süreç, çapını ve alanını genişleterek bir gelişim seyri izlerken, Türkiye’de siyaset, partilerin birbiri ile, sınıfların karşılıklı mücadelesinden çok, insan olanlar, insani değer taşıyanlar, bir arada, birlikte insan gibi yaşamak isteyenlerle, izi birbirine karışmış kurtlarla itler arasında geçecek gibi.

HDP sözcüsü Sn. Ayhan Bilgen’in belirtmiş olduğu “mafya devletinin” ana kadroları şimdilik kurtlar ve saldırgan itlerden oluşuyor. Erdoğan’ın el yordamı ile örmekte olduğu ucube başkanlık devletinin kadroları şimdilik böyle, geleceğinin daha iyi olacağını düşünmek saflık olur. Dünyamız, göçmenlerle bir uluslar dünyasından demokratik ulus yapılaması olan dünya insanı olma iklimine doğru yol alırken rasizm, faşizm ve her türden gericilik buna karşı durmaya ve insanlık yepyeni bir mücadele biçimi ile karşılaşmaya başladı.

Gelinen noktada insanlıkla insanlık karşıtlığının amansız bir mücadelesi yaşanıyor. Türkiye’de de giderek süreç insani değerlerle insani olmayanalar arasındaki mücadeleye büyümeye doğru yol alıyor. Ulusal ve sınıfsal mücadele vb. derken sınıf mücadelesi bütün bir insanlığın, insanlığa karşı mücadelesine büyüdü. Bu Türkiye’de böyle… Tabi ki gelinmiş olunan noktada, sınıflar ortadan kalkmadı, sınıf mücadelesi devam ediyor. Ediyor fakat sadece sınıf çıkarı noktasında değil, insanlığın çıkarı gibi daha geniş bir perspektifte, daha geniş kapsamlı olarak…

Her akan suyun kendi mecrasını bulduğu gibi Türkiye ve Kürdistan devrim mücadelesi de akmakta olduğu süre içinde kendine HDP mecrasını yaratı. HDP ne bir ulusun, ne de bir sınıfın partisidir. HDP bütün ezilen ulus ve ezmekten yana olmayan ulusların, işçi sınıfının, sömürülen bütün emekçilerin partisidir. Bir sınıf bazında belirtecek olursam: HDP bütün ezilen sınıf ve uluslarla, ezmekten yana olmayan ulusların partisi konumundadır. Türkiye bazında akan bütün suların kendine yaratmış olduğu ırmak HDP’dir. HDP ırmağı, bütün birikim ve değerleri ile Türkiye ve Kürdistan’ın tarihsel ve toplumsal tohumlarını sulayarak, yepyeni bir değerler bütünü yaratıyor. Onu durdurmaya ne kurtların, ne de itlerin gücü asla yetmeyecektir.

Teslim TÖRE
4 Temmuz 2018