36608686_2571776269514789_1483091111122567168_n.jpgOktay Yildiz

Bazı insanların sevdası, bazılarının korkulu rüyası, kiminin ise gizemli dünyası ve Mihail Timofeyeviç’in yarıda kalmış sevdasının öyküsüdür Kalaşnikov. Kimisine göre Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya uzanan ölümün adı, bazılarına göre umudun ve özgürlüğün adıdır Kalaşnikov.

Bu yazıda MİT müsteşarı neden ben yoruldum diyerek ayrıldığını, nede aslında AKP’nin aklında bir çözüm sürecinin olmadığı halde bütün yükü onun omuzlarına yığmasını, nede PKK’yi silahsızlandırmanın bir hayal ürünü olduğunun bilincinde olması, nede Öcalan’ın kendisiyle yaptığı konuşmalarla HDP heyetiyle yaptığı konuşmaların farklılığının arasındaki büyük uçurumların olduğunu, Kandil’in öne sürdüğü şartların, Öcalan’ın önerilerinden farklı olması ve en önemlisi de seçim döneminde AKP’nin milliyetçi oyları almak için yapacağı, infaz ve provokasyonlarının çözüm süreci dedikleri aslında hiç bir süreç olmayan sürecin tamamen çökeceğini ve faturanın kendisine kesileceğini, en azında kamuoyu düzeyinde böyle olacağını bildiğinden ve en önemlisi de ailesinin baskısını ve gider ayak Öcalan’a Egosantrik demesini, nede Cemaat yayın kuruluşlarının anti Kürt dizilerini yayında kaldırma kararı almasını, nede Erdoğan’ın aileme yönelik ölüm tehditleri olduğunun arkasındaki gerçeği vs yazmayacağım.

Dünyayı derinden etkilemiş bir “Mucit” ‘yoldaş’ın hikayesini anlatacağım.

Bazı insanların sevdası, bazılarının korkulu rüyası, kiminin ise gizemli dünyası ve Mihail Timofeyeviç’in yarıda kalmış sevdasının öyküsüdür Kalaşnikov. Kimisine göre Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya uzanan ölümün adı, bazılarına göre umudun ve özgürlüğün adıdır Kalaşnikov.

Biraz siyasetin kasvetinden uzak ama tamda siyasetin göbeğine doğru bir yolculuk yapalım dedim. 1996 yılında Kalaşnikov ABD’ye gitmek için Frankfurt hava alanında basın karşısına çıktı ve her birimize 3 sayfalık bir açıklama verildi. Çok merak etiğim ‘yoldaşı’ burada gördüm.

Verilen Almanca açıklamayı tercüme ettim ve Kalaşnikov’un hayat hikayesini öğrenmiştim ve illa mükemmel bir silah yapacağım diye yola düşen bir çılgın olduğuna karar verdim kendimce.

Siz hiç bir insanın, tuttuğu futbol takımının maçı, ya da siyasî partinin seçimi kazanıp kazanmayacağı hakkında “uzvu” üzerine iddiaya girdiğini, “eğer kazanamazsak, ben de bunu keserim” dediğini ve iddiayı kaybedince besmele ile abdest alıp, iki rekat namaz kıldıktan sonra “uzvu” nu kestiğini ve kan kaybından öldüğünü duydunuz mu? Olur mu öyle şey dediğinizi duyar gibiyim. Ama maalesef oluyor. İşte size ‘yoldaş’ın öyküsü.

Yoldas Timofeyeviç 10 Kasım 1919 yılında Kazakistan topraklarında doğmuştu. 20 yüzyılın popüler ateşli silah modelinin yaratıcısı Timofeyeviç, lise öğreniminin ardında demiryollarında teknik sekreter olarak çalıştı. 1938’de Kızıl orduya alındı ve burada silah ustası olarak eğitim aldı.

1941 yılında tank subayı olarak Almanlara karşı savaşırken ağır şekilde yaralandı ve bu yaralanma yıllar sonra silah sanayine damgasının vurmasının başlangıcı oldu. Tedavi gördüğü sahra hastanesinde bacağı kesilen bir askerin ‘Bizim elimizde sadece piyade tüfeği var, faşistlerde ise tıkır tıkır işleyen makinalı tabancalar var’ yakınmasını buruk bir yürekle dinlerken silaha olan sevdası onulmaz bir biçime ulaştı.

Kulaklarında zangırdayan ‘Faşistlerin elinde tıkır tıkır işleyen makinalı tabancalar var’ sözleriyle hastaneden çıkar çıkmaz Moskova’daki Havacılık Deney Dairesi’nin yolunu tuttu ve burada yeni bir makinalı tabanca üzerinde çalışmaya başladı. Djerzinski Akademisi’ne sunduğu taslak aşırı karmaşık bulunduğundan fazla ilgi gösterilmedi ama, genç Timofeyeviç hakkında kaleme alınan raporda uygun yönlendirme ve destek sayesinde bir gün birinci sınıf tasarımcı olabilir notuda özenle düşüldü.

O yıllarda çoğu Sovyet insanları arasında bir moda biçiminde yaygınlaşan kod isim akımına uyarak Timofeyeviç’de kendisine kalaşnikov kod ismini bulmuştu. Belki de üreteceği silahın istediği kadar sükse yapacağını düşünmemiş olmalı ki, bu nedenle silahına özel ismini vermek istememişti.

Bu nedenle bu güne kadar çok az insan Kalaşnikov silahının yaratıcısının Mihail Timofeyeviç olduğunu bilmez. Kalaşnikov kod ismi bu güne kadar Timofeyeviç ismini hep gölgede bıraktı. Timofeyeviç bundan ne kadar memnun bilinmez ama, yeni bir silah modeli geliştirirse ona kendi ismini vereceği kesin. Şu sıralarda henüz Kalaşnikov’un tahtını Timofeyeviç’e bırakacağının belirtileri yok, ama çok uzun bir süre daha tahtını korumayacağının sinyalleri silah tasarımcıları tarafından verilmeye başlandı.

Silah sanayinin hızla geliştiği ikinci duya savaşı sürecinde, Sovyetler 1905’te Potr Arthur ve Mukdem’de Japonlara karşı savaştıkları günlerde kalma tüfeklerle bu savaşa girdiler.

Daha sonra kendi geliştirdikleri PPS-41 modeli makinalı tabancaya 71 mermiyi sürekli ya da tek tek atabilen bir şarjör uydurdular ve 1945 yazına kadar bu silahtan 6 milyondan fazla ürettiler. Ama bu silahların mermilerinde barutun çok az olmasından dolayı, uzun
menzilli silahların karşısında fazla şansları yoktu.

Sovyet mühendisleri ulusal güvenlik sorunlarını ciddi şekilde tehdit eden bu sorunu ortadan kaldırmak için hummalı bir çalışmaya girdiler. Kısa bir süre sonrada 7,62 kalibrelik bir mermi geliştirdiler. Bu model mermi için daha az barut gerekiyordu ve mermi, eskisine göre daha hafif olmasına karşın, sorun hala çözülmüş değildi. Çünkü model 43 adı verilen bu merminin kullanılabileceği silah hala piyasada yoktu.

Bu sırada ‘yoldaş’ Kalaşnikov bu tip mermiye uygun bir silah üzerinde çalışıyordu. Amaca güvenilir, ele rahat oturan, hafif basit mekanizmalı, hemen her koşulda çalışabilen bir silah yapmaktı. Bu çalışmalar sırasında gaz tabancasıyla merminin namluya sürülmesini sağlayan bir sistem buldu.

Bu sistemde merminin ateşlenmesi sırasında meydana gelen patlama gazları kovanı da dışarı atıyor. Yeni merminin namluya sürülüp tetiğin otomatik olarak çekilmesini sağlıyordu. Kalaşnikov bu çalışmaları yaparken ikinci dünya savaşı çoktan sona ermişti ve bu nedenle de Kalaşnikov’un fazla acelesi yoktu.

1946 yılında silahın ilk örneğini tamamladığı halde, ana modeli sürekli geliştirdi. Öyle bir silah geliştirmek istiyordu ki yarattığı bu silah herkesin sevdası olsun.

800 metrelik menzile ulaştığında, vardığı sonuç onu memnun yaptı ve en mükemmel örneği elde ettiğini kendisi de inandı. Ama bu önemli başarının dünyaya bildirilmesi için 1949 yılına kadar beklemesi gerekecekti.

Yağmur bulutları serseri mayın gibi dolaştığı bir günün akşam saatlerinde odasının kapısı açıldı. İçeri soluk soluğa giren Albay, Timofeyeviç’e bu gün bayram yapabilirsin diye haykırdı. Timofeyeviç’in yaptığı AK-47 silahı, yani Kalaşnikov’un Kızıl ordunun standart silahı seçilmişti.

Aynı yıl kendisine Stalin Ödülü verildi. Bir sonraki yılda Sosyalist Emek Kahramanı nişanıyla ödüllendirildi.1966 yılında ise Yüksek Sovyet Üyeliği’ne seçildi.

Dünya ünlüleriyle aynı parkurda yürüyen Timofeyeviç hiç bir zaman normal standartlarda yaşayan biri olmadı. Uzun yıllar basın ve kamuoyundan gizlendi. Sovyet halkı için adeta bir efsane haline geldi.

Dünya basını yıllarca peşinde koştuğu halde görüşemedi. Sovyetlerde esen değişim rüzgarı ile birlikte önce Timofeyeviç’in babası basında görünmeye başladı ve sonra kendisi.

Ve verdiği ilk demeçte ‘ben batıda yaşamış olsaydım şimdi milyoner olmuştum’ diye hayıflanması oldu. Amerikan M-16 silahlarının babası Eugene Stoker ile tanışmak için ABD’ye giderken Franfurt havaalanında biz gazetecilere ‘istediğim silahı yapamadım, benim sevdam başka idi’ demişti. Timofeyeviç’in sevdasını tamamlamamasının insanlığa ne gibi yararlar ya da zararlar sağladığını bilemeyiz ama, savaşların olmadığı bir dünyanın yaratılması için yaşayanların sevdalanacakları daha güzel şeyler var.