511F4A49-2B12-45E8-AA90-47719232ACBC

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Kürdlere bir ev lazım. Kira değil, kendi mülkü olan bir barınak. Bir çatı, herkese kol kanat geren, kanatları altına alan bir araç lazım. Bunun ismi devlettir. Çünkü devlet bir milleti geleceğe taşıyacak toplumsal örgütlenmenin en üst kurumdur. Ne yazık ki Kürdler bunu kavramamış, daha ötesi milletleşememiştir. Milletleşseydi devletin önemini kavrar, bunun plan, programını yapar, kendini buna göre organize ederdi. Kürdler’de olmayan da budur.

Yarım yüzyıldır aynı söylem, aynı pratik. Yeni bir söylem ve yönelimimiz yok. Dünya değişiyor, biz eskiden inat edip duruyoruz. Çağa ayak uyduramıyoruz. Değişen dünya koşullarında çıkarımız nerededir, buna uygun politikamız ne olmalıdır düşünmeksizin bir ezber tuturmuş gidiyoruz. Kılıfını da bulmuşuz. Sahte milliyetçilik! Bunu da yurtseverlik olarak halkımıza dayatıyoruz. Halkımızı kandırıp duruyoruz. Ki bu sahte milliyetçilikte düşman tarafından içi boşaltılmış, kontrol altına alınmış ve onunla bazı güçler vasıtasıyla halkımızı kontrol ettiği en büyük açmazımız olarak önümüzde duruyor. Bu güçlerin her dört parçasında sömürgecilerimizle olan ilişkisi bu temelde inşa edildiğini hepimiz izliyoruz. Bu olup bitenden sonra Kürdlerin hayal kırıklığı yaşamamaları için siyasal güçlerin popülist açıklamalara rağbet etmemelidir. Yaşamda attıkları adımlar esas alınmalıdır.

Sahada olan veya olmayan irili, ufaklı siyasi güçlere, aydınlara, iş adamlarına bakın devletleşme mantığından çok uzaktırlar. Millet olmadan doğan doğal haklar ki bunun başında devletleşme geldiği halde siyasilerimiz, aydınlarımız, iş adamlarımız bunu ıskalayıp bunun yerine ya “ümmet birliği“ni, ya da “halkların kardeşliği“ni monte etmiştir. Bunun uğruna gençlerimiz elde silah savaşıyorlar. Ölüyorlar, öldürüyorlar ama siyasilerimiz, aydınlarımız, iş adamlarımız bir statü istemiyorlar. Her ağzını açan aydın, siyasetçimiz ve iş adamımızın dilinden “biz ayrılmak istemiyoruz,“ dökülüverir. O zaman neyin peşindeyiz, niye kendimizi öldürtüyoruz, niye başkasını öldürüyoruz soruları burada anlamını yitiriyor. Yüzyıllardır bu hengamen sürüp gidiyor.

Devletleşme mantığına sahip olmayan siyasilerimiz, aydınlarımız, iş adamlarımız alt kimlik“ olmak için bir yaşam tükettiler. Kürdistan’ın yakılıp yıkılmasına sebeb olundu. Kürd enerjisini burada tükettildi, hala da tükettiliyor. Bu uğurda hesabı tutulmamış sayısız yiğit gencimiz feda edildi. Alt kimlik olmak için buna değer mi? Madem ölüyor, öldürüyoruz peki niye temel haklarımız için bunu yapmıyoruz sorularıda burada karşılık bulmuyor.

Bir hakkınız var veya yok. Varsa bir hakkınız bunun pazarlığı olmaz. Bunun altı da üstü de olmaz. Hakkın neyse o. Eğer Kürd ve Kürdistan parçalanmış, bölüşülmüş, sömürgeleştirilmişse ve Kürd millet egemenliği gasp edilmişse Kürd milletinin hakkı; Kürd/Kürdistanı birleştirmek ve bağımsız devletini kurmaktır. Buna karşı çıkan Türk, Arap, Fars vs. ırkçı, şoven, sömürgecidir. Türk, Arap ve Fars egemenlik sistemlerinin askeri, polisi, bürokrasisi başta olmak üzere tüm aparatlarına Kürdistan’dan çekil demeyen Türk, Arap ve Fars siyasetçinin, aydının ve akademisyenlerin “sınırlarımızı tartışmayın, sabrımızı taşırmayın,” desturu eşliğinde Kürdlere ”silah bırak” demesi onların ne kadar ırkçı, şoven ve sömürgeci olduğunun kanıtıdır. Bunların şahsında “demokratlık” keşfeden Kürd de düşman sevdalısıdır. Daha ötesi savaş delisi bu toplumları (Türk, Arap ve Fars) dönüştüreceğiz, demokratlaştıracağız çabası Kürd milletiyle dalga geçmenin politikasıdır. Bu politika, bu barbar toplumların derin dehlizlerinde oluşturulup Kürdlerin önüne konmuş şüphesi uyanıyor insanda ki böyle değilse bile bunu savunuyorsak sonuç olarak aynı kapıya hizmet etmektedir.

Türk, Arap ve Fars aydın ve siyasetçinin yanı sıra Kürdlerin devletleşmesine karşı çıkan Kürd ise ya devletin anlamını kavramamıştır ya da bunu Kürdlere reva görmeyen düşman sevdalısıdır. Veya sistemin Kürdleri kontrol etmek için sahaya sürdüğü lejyoner bir yapılanmalardır. Bari düşman nezdinde kıymetleri bilinse. Ne gezer. Ciddiye alınmamaları bir yana, düşman nezdinde bunun karşılığı ya ölüm, ya zindan, ya göçertmedir! Kürd millet tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Bu yeni bir durum değildir, tarihsel bir zaafımızdır. Kürd millet mücadelesinin en büyük kırılma noktasıdır.

Niye kendimizi buna mecbur kılmışız araştırma konuşudur. Kürdlerin, Türklerden, Araplardan ve Farisilerden ne eksikliği var? Herbirinin 10-20 devleti var. Kürdlerin niye olmasın? Daha ötesi var. Kürdlerin devletleşmesi için uluslararası koşullar var. Fakat Kürd siyasileri, aydınları ve iş adamları firarileri oynuyor. Bunun ötesi bunu anlamak istemiyor. Sonuçlarına inanç getirilmiyor. Düşmanın derin dehlizlerinde oluşturulan Kürd karşıtı teorilere rağbet ediliyor. Kürd milleti ile çıkarları çakışan güçler hakkında düşmanlık geliştirmenin aracı olunuyor.

Bakınız! Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran sömürgeci devletler, tarihlerinin en zor dönemini yaşıyorlar. Eskisi gibi dünyadaki tüm süper güçlerin desteğini arkalayarak Kürd milletine inkar ve imhayı dayatamıyorlar. Bu politikalarında vaz geçmiş değiller, ama eskisi gibi tüm dünya süper güçlerin desteğini alamadıkları gibi, bu süper güçlerin “Kürd politikanızı değiştirin“ yaklaşımıyla karşılaşıyorlar. Bu da, onların çılgına dönmesine yetiyor. Kuduruyorlar. Kürd’e ait ne varsa saldırıp yok ediyorlar. Son dönemlerde Kürdlere karşı tırmandırılan terörizm bunun içindir. Gider ayak Kürd’e ne kadar zarar verirsek o kadar kardır hesabını yapıyorlar. Türkiye’de yapılan son seçim bunun kanıtıdır. Yetkili ağızların söylemi ortadadır. “Tek bir terörist kalıncaya kadar,“ savaş naraları atıyorlar. Siz bunu tek bir Kürd kalıncaya kadarda okuyabilirsiniz.

Fakat buna alternatif projeler de devrededir. GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) planlandığı gibi emin adımlarla yürüyor. Orta Doğu yeniden inşa ediliyor, edilecek. Projeye mani olanlar şu veya bu yöntemle aşılıyor, aşılacak. Trump’ın ABD Başkanlığına gelmesiyle birlikte Orta Doğu politikası yeni bir sürece girdi. GOP’a uygun olarak Suriye, en az üç bölgeli bir statüko (Sünni Araplar, Nuseyriler ve Kürdler) şeklinde yeniden dizayen edilecek. Bu konuda Rusya ile anlaştığı söyleniyor. İran, ve Hizbullah güçleri Suriye’den çıkarılacak. GOP’nin Suriye boyutunda yakında uygulanılacak adımlar bunlar iken İran ve Türkiye’ye ilişkin politikası da devrede. İran ve Türkiye’ye uygulanan ambargolarla içten çökeltilecek. Zaten ekonomik iflası yaşıyorlar. İran karıştı bile. Son olarak da ABD öncülüğünde dış müdahale yapılacak. “Iraklaşma“ ve “Suriyeleşme“ ile karşı karşıya kalacaklar. İran bu arada Irak ve Kürdistan’ın Güneyi’nde çıkarılacak. Süre olarak mevcut iktidar değişimine bir sene biçildiği söylenmektedir. Kuşkusuz bu erken de veya biraz gecikmeli de olabilir ama her halükarda İran Molla Rejimi gidicidir. Bu sürede ABD ve müttefikleri Türkiye’yle bir sorun yaşamak istemiyorlar. Hatta onlara bazı tavizler vereceği de söylenmektedir. Bu stratejik bir anlaşma değildir, sürece ilişkindir. Bilindiği gibi Orta Doğu üzerinde gelişen her bir adımda bu tür anlaşmalar yapılıyor. Bunun en bariz olanı Suriye’de olan biten aylık ve günlük anlaşmalar. Ama her halükarda sonuç olarak İran sonrası Türkiye’nin hedef alınacağıdır.

Bu arada ABD tarafından Irak-PDK, YNK ve PKK uyarılmıştır. Sömürgecilerden uzak durun uyarısı. Uymazlarsa aşılacaklar. GOP sahipleri tarafından yapılan bu uyarılar genelde Orta Doğu, özelde Kürdistan’ın geleceği inşa etme adımlarıdır. Uyum sağlayanlar kendini GOP’na uygun olarak yeniden reorganize edecekler. Uymayanlar zora sokularak, mecbur bırakılarak yavaş yavaş alıştırılmak suretiyle aşılacaklar. Ama her halükarda GOP önündeki tüm engeller aşılıp kaldırılacaktır. Kürd politik güçleri, buna uygun olarak kendini dizayn ederse Kürd milleti devlet olarak tarih sahnesine çıkar. Yoksa kendi kıyametini kendileri hazırlamış olacaklar.

Günlük gelişmeler, verdiği, vereceği zararlar, çekilen ve çekilecek trajediler bir yana uzun sürede yaşanacaklar Kürd milletinin lehinde olacaktır. Yeter ki, Kürd siyasetçisi, aydını bu değişimi görsün ve bütünlüklü bir Kürdistan politikası oluştursun ve bunu dayatsın. Kürdlerin Kazanmaması için hiçbir neden yoktur. Düşman bunu görüyor. Buna göre programını yapmış ve buna göre savaş düzenini alıyor. Dünya ve bölgemizdeki değişmeleri, bunun kendilerine neye mal olacağını biliyor. Ne yazık ki Kürd siyasetçisi ve aydını bunu göremiyor. Bu değişmeyi sağlayan, başta ABD olmak üzere, müttefiklerin politikasına uygun kendimizi uyarlaması gerekirken kalkıyoruz barbar sömürgecileri demokratikleştireceğiz deyip çabalıyoruz. Bu politika Kürdlere kaybettiriyor. Bu, neden kaynaklanıyor? Eğer düşman politikasının izdüşümü değilse tek kelime ile siyasetsizlik!
Zafere ulaşmanın birçok etmeni vardır. Bunların başında siyasi netlik gelir. Siyasetçimiz ve aydınlarımız açık ve net olmalıdır. Sınırları belirlenmiş, çerçevelenmiş bir resmimiz olmalıdır. Geçmiş bir yana eğer Lozan Antlaşması, Kürd milleti ve Kürdistan’ın parçalanması, bölüşülmesi ve kölelikse, bunun alternatifi Bağımsız Birleşik Kürdistan şiarıdır. Bugün her zamandan daha fazla olumlu bir ortam vardır. Yeter ki Kürd millet haklarını programlayalım, düşmana dayatalım ve bunun için mücadelenin her alanında gerekeni yapalım.

Dünden bugüne “Irak, İran, Suriye ve Türkiye’ye Demokrasi, Kürdlere Otonomi,” deyip gelindi. Bu düşünce Kürd milletine çok şey kaybettirdi. Son dönemlerde çıta biraz daha yükseltildi. “Federasyon“ diyorlar. Bunun çerçevesi doldurulmuyor. Lafta kalıyor. Kürdistan’ın Güneyi ve Irak arasında yaşananlar ortadadır. Bir iki senedir bu sakat düşünce “Bağımsızlık Kürdlerin Hakkıdır, “şeklinde formüle edildi. “Hedefimiz bağımsızlıktır,” denilmiyor. Bu konuda ne bir program, ne de pratikte atılmış bir adım vardır. Kürd siyasileri ve aydınları ulu orta her ağızlarını açtıklarında “ayrılmak istemiyoruz,” deyip duruluyor.

1992 yılından bu yana Kürdistan’ın Güneyi’nde uluslararası alanda “de fakto” olarak kabul görmüş bir yapılanma var. Fakat ortada devlet adamı yok. Henüz aile, aşiret, parti adamı sıfatını aşan devlet adamı ortaya çıkmış değil. Mevcut yapıyı bir devlet olarak değil, bir aile, aşiret ve parti adamı gibi yönetme alışkanlığını aşmış değiller. Çünkü Kürdlerde devletleşme projesi yoktur. Olsaydı buna uygun bir plan-projeleri olurdu. Siyasete, askeriyede, istihbarata, ekonomide, kültürde, sanata milli bir politika izlenirdi. Devlet adamı yetiştirmek için bir eğitim öngörülürdü. Merak ediyoruz o kadar para girmesine karşın kaç öğrenci burslu olarak dış ülkelerde okumaya gönderildi. Bu konuda bir projeleri bile yok. Bu iş dağdan inmiş kadro ile olmuyor.

Parlamento işlevsiz. Ortada bir anayasa yok. Yasalar Saddam Hüseyin döneminde kalma. Yargı bağımsız değil, siyasallaşmış ve partilerin denetiminden. Milli ordu, milli istihbarat başta olmak üzere devleti devlet yapan tek bir kurum yok. Şeffaf bir ekonomik politika yok. 1992 yılından bu yana topluma sunulmuş bir bütçe bile yok. Ki milyar gelirli bir ülke. Halk aç ve sefaleti yaşarken, insanlar parti yöneticilerin dünya milyarderler sıralamasında kaçıncı sırada olduğunu tartışıyorlar. Trajik bir durum.  Ortada hak, hukuk, adalet, demokratik işleyiş, eşitlikçi bir idare şeklinden çok uzaktırlar. Devlet malı deniz kim yemese domuz ahlakı egemendir. Mafyavari yönetim hakim. Ülke siyasi olarak olduğu gibi toprak olarak da bölünmüş. İki ve hatta çok başlı yönetimler var. Aralarında Dergeye sınır kapısı var. Sömürgeciler ile derin kirli ilişkiler var. Kürd millet servetini Kürd millet düşmanları ile hortumlama var. Fakat Kürdistan’ın diğer parçalarındaki örgütlerle milli siyaset temelinde bir ilişki yok.

Bu işleyiş kimin eseri? Başta Barzani ve Talabani aileleri olmak üzere Irak-KDP ve YNK’li yöneticilerin eseri. Bu güçler değişir mi? Değişmeleri zor. Kapalı bir ideolojik yapıları var. Öncelikler tespit edilirken millet, halk ve ülke çıkarı ıskalanmış, birey, aile, aşiret ve parti çıkarları esas alınmıştır. Durum bu olunca devleti devlet yapan tek bir kurum oluşturma gereği duyulmamıştır. Halka, millete güvenmemektedirler. Kendilerini yaşatmaları için, kurtuluşu sömürgecilerin ipine sarılmakta buluyorlar. Bu yapılarıyla bu güçler, Kürd milletinin gelişmesinin önünde engel teşkil ediyorlar.

Aynı durum Kürdistan’ın Kuzeyi’nde yaşanıyor. Devletleşmemek için büyük bir çaba veriliyor. Başta PKK yöneticileri olmak üzere mevcut irili ufaklı siyasi yapılarımızın yaptıkları açıklamalar ortadadır.

“Türkiye’nin, Irak’ın, İran’ın, Suriye’nin sınırlarını tanıyoruz. Bayraklarıyla bir sorunumuz yok, birlikte bir yaşam kurmak istiyoruz“ söylemleri bir yana, daha korkunç söylemler ortadadır.

“Önderlik paradigmasının çözüm olarak koyduğu kilit noktası Kürtlerin elindedir. Bunu büyük bir zafere dönüştürebilirler. Ama tabi Kürtlerde var olan değişik çözüm arayışları tarih boyunca yenilgiye uğramış çözüm modellerinden uzak durmaları gerekiyor. Dünya artık ulus devletler dünyası değil. Dünya milliyetçilikler dünyası değil. Ulus devlet sisteminin sembollerine dayanarak ayakta duramıyor. Bu yüzden Kürtler ulus devletçi milliyetçi yaklaşımlarla Kürt meselesini ele aldıkları zaman Kürt meselesinde çözüm oluşturamazlar… Gerçek Suriye yurtseveri Kürtlerdir. Nasıl bir yurtseverlik yapıyorlar. Suriye’nin birliği ve bütünlüğünden yanadırlar. Oradaki yaşayan tüm toplumsal kesimleri meşru sayıyorlar. Halkların nicel ve nitel durumlarına fark koymadan, hepsini aynı özgürlük hakları ile donatıyorlar. Birlik, beraberlik, eşitlik, demokrasi, kadın özgürlüğü üzerinden yaklaşıyorlar. Ben burada mücadele ediyorum, bütün haklar benim olmalı demiyorlar. Hatta burada benim kadar güçlü olmayanlar benden daha fazla hakka sahiptir diyor. Böyle bir yaklaşım çözüm müdür. O zaman Rojava’daki model hem halk nezdinde hem de geleceğin rejimi açısından çözüm olacak tek konumdur. Bunu dört parça Kürdistan ve örgütlü Kürtlerin mücadelesi açısından düşündüğümüzde dört parçadaki Kürtlerin ulus devletlerle mücadelesi açısından düşündüğümüzde bunun dünya ve bölge siyasetinde nasıl bir stratejik konum kazanacağını görebiliriz.“

“Kürt halkı bugün askeri saldırılarla paralel, büyük bir ideolojik saldırı altındadır. Kürtlerin kendi özgüçlerine dayanarak kurmaya çalıştıkları politik-ahlaki toplum ve demokratik ulus paradigmasını anlamsızlaştırma ve değersizleştirme saldırıları artmaktadır. Oysa Kürtler için en büyük tehlike, kendi özgüçlerine dayanarak kurmak istedikleri sistemden vazgeçerek paranın, silahın ve büyük güçlerin eklentisi haline gelmek; onların çizdiği haritalarda yer tutmak ve onların bahşettiği iktidarın ortağı olmaktır. Kartografın ABD veya Rusya olması da bu tehlikeyi ortadan kaldırmaz.“

Bu söylemler Kürdleri devletleşmemesi için söylenen söylemlerdir. Durum bu olunca devletleşmek için program yapılmaz, devlet olmak için adım atılmaz, Kürd gençlerini barbar sömürgeci güçleri demokratikleştirmek için ölüme gönderiliyor. Yanı sıra, PKK’nin basın-yayın organlarının Türk Kemalistlerin tekeline verilmesi başlı başına büyük bir teklike oluşturuyor. Habire Kürdleri, “Türkiye uluslaşması” içinde eritme politikasını Kürdlere empoze edip duruyorlar. Kürdlerin milli duygularını öldürmek için canhıraş çalışıyorlar. Yazık bu millete!

Kürdlerin devletleşmemesi için öyle teoriler oluşturuluyor ki Kürd millet bireyi çıkarı nerede olduğuna şaşırıp kalıyor. Kendi sorunundan uzaklaştırılıyor. İşi olmayan işlere koşuşturuluyor. Sanki Kürd’ün sorunu yokmuş gibi bir de Türk’ün, Arap’ın, Fars’ın yükü altına sokuluyor. Şunu anlayın artık. Kürd bu yükü taşıyamıyor. Bırakın Türk’ün, Arap’ın, Fars’ın yükünü taşıması, kendi yükü altında eziliyor. Bakınız BM açıklaması ortada. Orta Doğu’nun çözümü en zor olan sorunu Kürd sorunu diyor. Kürd, kendi sorununu bile tek başına çözemiyor. Dünya müdahale ediyor. Sorunu çözmeye çalışıyor. Kürd yükünü sırtlıyor, Kürd’ün yükünü hafifletmeye çalışıyor. Biz ne yapıyoruz. Kendilerine müteşekür olmamız gerekirken “Gölge etme, başka ihsan istemez,“ diyoruz. Olacak iş mi bu?

Ortada Kürd milletinin devletleşmesini sağlayacak yurtsever iş adamlarımız da yoktur. Olmuş olsaydı pırlanta gibi gençlerimiz vardı. Bunları alır dünyanın en iyi okullarında eğitir, her alana cevap olacak devlet adamı yetiştirmeye çalışırlardı. Kürdler de devlet olma mantığını geliştirirdi.

Ne siyasilerimiz, ne aydınlarımız, ne iş adamlarımız olarak üstümüze düşen görevleri yapmıyoruz. Ondan sonra da “niye haklarımız verilmiyor?“ diye şikayette bulunuyoruz. Hak istemiyoruz ki hak alalım. İşimizi gücümüzü bırakmış, barbar düşmanlarımızla “birlikte ortak yaşam,” kurmakla uğraşıyoruz. Onların da buna niyeti yok. Kürdlere kaybettiren bu politikalardan vazgeçmeksizin, milletçe hep kaybeden oluruz. Gerisi teferuadtır.
3 Temmuz 2018