36478190_2564938303531919_79266464716029952_n.jpgŞilan Dersimi-Mezopotamya24.com

Fransa’da Nisan-Mayıs ve Haziran ayı boyunca süren grevlerde ne 68’de olduğu gibi 10 milyon işçi sokağa indi ne de fabrikalara, iş yerlerine kızıl bayraklar dikildi. Değil hükümeti istifaya götürmek, hükümette en ufak bir geri adım attıracak toplumsal bir etki oluşturamadı.

w Ne Fransa 68 süreci gibi bir zeminde ne de dünya. Dünya kapitalizminin krizi 50 yıl önce olduğundan çok daha derin. Fransa’nın içinde olduğu ekonomik krizin giderek derinleştiği bir pozisyonda Macron’un geri adım atması ancak milyonların sokağa inmesiyle mümkün olabilirdi.

Mayıs-Haziran 1968’deki Fransa genel grevinden yarım yüzyıl sonra, Fransa’da aylar süren bir grev ve eylem dalgası yaşandı. Halen haftalık olarak süren iki günlük demiryolları grevi devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin Ulusal Demiryolu İdaresi’nde (SNCF) değişiklikler getiren tasarısı Mayıs ayında parlamentoda ardından Haziran başında Senato’da yapılan oylamayla kabul edildi. Reform paketi, 82 ret oyuna karşı 245 evet ile Senato’dan geçti. Böylelikle ülkede son üç aydır süren grevlere neden olan yasa kabul edildi. Ülkede demiryolu ulaşımında tekel oluşturan SNCF’in rekabete açılması, bazı hatların özel sektöre devri, ayrıcalıklı demiryolu çalışanı statüsüne son verilmesi ve SNCF’in hukuki yapısında değişiklikler getiren düzenlemenin 2020’den itibaren uygulamaya konulması bekleniyor.

Nisan-Mayıs-Haziran grev dalgası

Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un Fransız Ulusal Demiryolları’nı (SNCF) özelleştirme kararnamesine karşı ilk eylem 22 Mart tarihinde gerçekleşmişti. Demiryollarını özel sektöre açan, bu alanda çalışan işçilerin özel statüsünü kaldıran reform paketine karşı o tarihten bugüne haftada iki gün grev yapılırken, neredeyse her 15 günde bir ülke genelinde 300 bin civarında işçi, öğrenci ve kamu emekçisi alanlara indi. Yaşanan grev Fransa’nın toplu ulaşımının büyük kısmını durdurdu. Aynı dönem Air France işçileri ücret artışları talebiyle grevdeydi. Havayolu işçilerinin başlatmış olduğu greve bir kamu hizmeti olarak tanınmak isteyen elektrik ve çöp işçileri de katıldı. Öğrenciler, üniversite eğitimine erişimi sınırlayan yeni seçme kurallarını protesto etmek için üniversiteleri işgal etti.

Öğrencilere sınırsız polis şiddeti

Söz konusu hareketlenme, yaşanan eylemler yeniden bir 68 süreci yaşanır mı sorusunu akla getirdi. Hükümet ise yaşanan tüm eylemler, grevler nedeniyle uğranılan büyük zarar karşısında her defasında geri adım atmayacağını ifade etti. Eylemlerin önünü kesmek isteyen hükümet önce öğrencilerin işgal eylemine müdehale ile başladı. Ülke çapında 54 noktada gerçekleşen işgaller, gece yarısı operasyonlarıyla müdahaleye uğradı. Bu müdahaleler sırasında OHAL yasasının verdiği yeni haklarla polis sınırsız şiddet kullandı.

Ülkenin güneyinde bulunan okullarda polis gözetiminde sivil faşistler bıçaklı, sopalı saldırılar gerçekleştirdi. Bazı üniversitelerde öğrenciler, çıkmak zorunda kaldıkları okulları birkaç gün sonra tekrar işgal etti. Ama bir ayı aşkın sürdürülen işgaller, bir süre sonra son buldu. Okulların sınav sürecine girmesiyle öğrenci eylemleri diye bir etkinlik ortada kalmadı.

Kırılmalar birbirini izledi

Havayollarında başlayan grevler, devlete ait havayolu şirketlerinin özelleştirilmesinin gündeme alınmasıyla sönükleşti. Aynı şekilde enerji ve temizlik işçilerinin eylemleri yerlerine getirilen taşeron firmalar nedeniyle bir süre sonra demiryolu grevinden koptu. Uzun süre taşeronlara direnen işçiler darp edildi, ardından işlerini kaybetme noktasında tehditlerin artmasıyla sonuç olarak bir eylem süreci sona erdi. Köylülerin tarım sübvansiyonları konusunda yaptığı eylemler, akaryakıt taşımacılarının yaptığı yol blokajları aynı kaderi yaşadı.

Eylemler tatil sonrasına kaldı

Kamu sektöründe kemer sıkma nedeniyle ön görülen 120 bin çalışanın işten atılmasına karşı geliştirilen eylemler, istenilen katılımı bulamadı. Yaşanan eylemler ise sürekli saldırıya uğradı. Adeta bir gaz bulutu arasında saatlerce aynı noktada bloke edilen eylemler, anarşist gruplar ile polis arasındaki çatışmanın gölgesinde kaldı. Televizyon ekranlarında, kırılan camlar, zarar verilen restoran, iş yerleri işlenirken, eylemlerde yükselen talepler yankı yaratmadı. Gelinen aşamada yazın başlamasıyla söz konusu alandaki eylemler tatil sonrasına bırakıldı.

Nisan-Mayıs ve Haziran ayı boyunca süren grevlerde ne 68’de olduğu gibi 10 milyon işçi sokağa indi ne de fabrikalara, iş yerlerine kızıl bayraklar dikildi. Değil hükümeti istifaya götürmek, hükümette en ufak bir geri adım attıracak toplumsal bir etki oluşturamadı.

Kriz daha derin!

Ne Fransa 68 süreci gibi bir zeminde ne de dünya. Dünya kapitalizminin krizi 50 yıl önce olduğundan çok daha derin. Bugün derinleşen toplumsal eşitsizliğe ve Ortadoğu, Afrika ve Avrasya genelinde tırmanan bir emperyalist savaş yönelimi, Fransa’nın içinde olduğu ekonomik krizin giderek derinleştiği bir pozisyonda Macron’un geri adım atması ancak milyonların s
derinleştiği bir pozisyonda Macron’un geri adım atması ancak milyonların sokağa inmesiyle mümkün olabilirdi. Macron hükümeti, demiryolları ve diğer sektörlerdeki son sosyal kırıntıları hedeflerken, gelişebilecek eylem ve grevlerin farkındaydı. Ama bunun aynı zamanda devrimci dinamiklerle buluşma olasılığı ve ülkede bu sürece öncülük edebilecek bir toplumsal-siyasal önderliğin olmadığını da çok iyi biliyordu. Bu nedenle eylemlerin ana gövdesini oluşturan parçaları birbirinden koparan bir müdahale yöntemiyle geride; kendi dinamiğini kaybetmiş, sektördeki sendikaların geçen yasa karşısında kolları bağladığı bir demiryolları grevi kaldı.

Askeri harcama için kesintiye gidiyor

Macron Fransız egemenlerinin isteği doğrultusunda, emperyalist kapışmalara daha rahat bir zemin için ülke içerisindeki sorun olarak gördüğü alanlara müdahale ediyor. Bir taraftan Avrupa ordusu kurma hayalleri diğer taraftan, Fransa askeri gücünü güçlendirmek için 2024’e kadar 300 milyar euro harcama, zorunlu askerliği geri getirme vb. süreçleri hedefleyen Macron, askeri aygıtı finanse etmek için kamu harcamalarını ve emeklilik maaşları, sağlık hizmetleri ve işsizlik sigortası dahil olmak üzere tüm alanlarda büyük kesintiye gitmeyi hedefliyor. Buna göre de reformlar hazırlayıp birbir yasalaştırıyor.

 

Bir 68 daha yaşanır mı?

Elli yıl önce, Mayıs-Haziran 1968’de, sadece Fransa tarihine değil aynı zamanda dünya devrimcilerine esin kaynağı olan genel grev sürecinin tekrarlanmasını beklemek büyük bir yanılgıydı. Söz konusu tarihe Fransa’da bu yıl yaşanan grev ve eylemlerin denk gelmesi, birçok kesimde akla 1968’i getirmiş, her sektöre yansıyan grev dalgası ve öğrenci hareketinin eylemleri Fransa’da hayatı durduracak bir genel grev dalgasının yaşanabileceği yönde bir akıl yürütmeyi getirmişti.

Fransa’da 1968’de 10 milyon işçi, şalterleri indirmişti. Fabrikalar işgal edilmiş, hayat durdurulma noktasına getirilmiş, gençler okullarda işgalin ve eylemlerin öncüsü olmuştu. O dönem genel grev yaşayan Fransa’da bu bu toplumsal birikimi yaratan bir arka plan mevcuttu. Örneğin, grev öncesinde gençler, Vietnam’daki savaşa, İran’daki Şah rejimine karşı sokaklarda ve radikalleşme eğilimindeydiler. Dünyanın sorunlarıyla, ülke sorunlarıyla daha ilgili, sadece eylem pratiğiyle değil aynı zamanda düşünsel bir aydınlanmayı beraberinde yaşıyorlardı.

  1. Dünya Savaşı’ndan o güne biriktirilen öfke kadar, biriktirilen mücadele dinamiğinin sonucuydu. Söz konusu hareketlenme sadece Fransa’da değil, Almanya’da hemen bir yıl sonra, aynı dönem İtalya, İspanya ve Portekiz’e kadar birçok ülkeyi içine almıştı. Aynı zamanda bu ülkeler arasındaki işçileri örgütleyen sendikalar, sosyal hareketler, dönemin devrimci grupları arasında bağlar, birbirini etkileme süreci daha güçlüydü.

Sendikalar güç kaybediyor

Bugün ise Fransa’da benzer bir tablodan bahsedemiyoruz. Saldırılar derinleşirken, toplumsal hareketler, onlara öncülük edecek devrimci hareketler mevcut değil. Neo-liberal kapitalist krizin tüm sonuçlarını toplumun bütün katmanları derinlemesine yaşarken, egemen sınıflar; artan toplumsal ve uluslararası gerilimlere savaş, militarizm ve sosyal ve demokratik haklara yönelik saldırılarla eldeki son kırıntıları da alma derdine düştü.

Onun karşısında sokağa çıkan sendikaların son kaleleri ise kamu emekçileri ve yine kamu işçileri. Geçmişte binlerin çalıştığı fabrika sayısı neredeyse bir elin parmağı düzeyinde. Otomotiv, beyaz eşya vb. birçok sektörün üretim aşaması daha ucuz üretimin yapıldığı ülkelere taşınmış, birleştirme süreçleri Fransa’da gerçekleşiyor.

Yeni iş alanları, küçük işletmeler, büyük işletme olup bünyesinde onlarca şirket bulunduran oluşumlarda çalışan yeni kuşakların sendikalarla neredeyse bağı bulunmuyor. Sendikal hareketin giderek dibe vurduğu, yaşanan hak gaspları karşısında yer yer hükümet ile uzlaşan sendikaların tutumları nedeniyle yaşanan kırılmalar, her şeyden önce birkaç partinin etrafına sıkışmış sendikal yapı artık hükümet için bir caydırıcı unsur olmaktan çıkmış gözüküyor.

Demiryolu eylemi de rafa kalkabilir

Bu tablo içerisinde bir savaş hükümeti edasıyla iktidara taşınan Macron, sistemin bu ihtiyacı doğrultusunda, sosyal güvenlik, göç yasası, üniversite öğrenci yerleştirme sınavları, yargı, demiryolları gibi tüm konularda hazırladığı reform paketlerini birbir devreye sokuyor. Devreye sokulan reform paketleri bir bir yasalaşırken, demiryolları dışındaki tüm eylemler, belli bir süre sonra sona erdi. Bugün halen demiryolları grevinin de yazla birlikte rafa kalkması an meseli.

Başta sektörde bulunan sendikalar arasındaki çelişkiler, diğer taraftan toplumsal desteğin yetersizliği grevi zorlayan en önemli faktör olarak duruyor.