soylu-bahceli-880_16_9_1527241883Soysuz soylu buyurdu ve ‘Şehit cenazelerine katılamazsınız!’ dedi. Onlar cenaze kaldıracak, onlar reklam yapacak. Eh, biz de şehit kavramını başka şey bilirdik; Sizin için savaşan gençlere şehit diyebilmek için şahit lazım artık.  Bundan böyle hangi dini kurumda(camide) cenaze töreni düzenleneceğine siz karar verecekseniz, kimlerin katılacağına yine siz karar verecekseniz; O halde sizin için evladını savaşa gönderene de beddua etmek, bize düşer. Önce savaşlarınız ve iktidarınızın güçlenmesi için gençler can verecek, daha sonra cesetlerinden de yararlanmanız için, kimin, nerede gömüleceğine, nasıl bir tören düzenleneceğine de siz karar vereceksiniz.

Sizin için savaşıp, ölmekten öte bir günah olmasa gerek.

Kürtlere hain demek ne kadar kolay; Bölücü dediklerinizin, Aysel Tuğluk’un Annesi gibi, mezarlarına müsaade etmiyorsanız (Ankara, 13 Eylül 2017), bu halkı hangi hakla ayrılıkçı olmakla suçlayabilirsiniz? Annesinin mezarına yeri olmayanın, o ülkede birlikten yana olması, nasıl beklenebilir?

ANA MUHALEFETİN ÇIKMAZI

Muharrem İnce’ye verilen oylar, CHP’ye verilen oylar değildir, rakamlar da bunu söylüyor; O halde oylar, emanet oylardı, onlara sahip çıkılmadı. Bu, emanete ihanet demek değil de, nedir acaba?

Muharrem İnce’nin kan dökmemek için yenilgiye göz yumduğu söyleniyor, dedikodu gazetesinde. Peki, diktatörlüğe göz yummak, kan dökmek değil midir? Diktatöre ve sultana karşı kan dökmek bir suç ise, CHP’nin ve özellikle Muharrem İnce’nin ebedi genel başkan kabul ettikleri ve savaşta kan dökülmesini kabul eden Mustafa Kemal’i lanetlemeleri gerekirdi.

CHP, nasıl bir partiye dönüştü?

Diyelim ki doğru, Muharrem İnce kan dökülmesini önlemek için sustu, peki daha sonra neden ifşa etmedi? Korktu ise, HDP Eş başkanı Pervin Buldan neden korkmadan Soylu’nun soysuzca tehdidine aldırmadan, cesaretle tehdidi ifşa etti?

Yoksa korkunun lisansı CHP’de midir?

Dün referandumda susan ve oylarına sahip çıkmayan bir parti, bugün de aynı sebeplerle, hem cb, hem de genel seçimlerinde oylarına sahip çıkmıyorsa, yarın da sahip çıkmasını beklemek saflık olur. Bu hali ile asla, göstermelikte olsa umut olmayacak bir CHP, siyaseten bitmiştir ve bundan sonra kukla bir partidir ve erimekten öteye gidemez.

SEÇİM NEDEN ÖNEMLİ İDİ?

Muharrem İnce bir mehdi değildi ve düzen partisinin bir üyesi idi, Seçimden önce, tavrını tahmin etmek mümkün değildi, umut olarak görmedik ama daha mertçe mücadele etmesini beklemiştik. Orta doğuda kadim halkların emperyalizm ile olan mücadelelerinde Türkiye’nin tavrı çok önemli idi Batıdan doğuya, kuzeyden güneye kadar, emperyalizmin her istilasında komşusuna koşulsuz ihanet eden ve emperyalizme hep öncü saflarda hizmete hazır olan Türkiye’nin tutumu, elbet çok önemlidir. Bu nedenle, mücadeleye partiler arasındaki her çatlaktan yararlanarak girmek, asla particilik veya düzeni savunmak değildir. En azından bölge ülkelerine ihaneti prensip edinmeyen bir lideri savunmak, yerindedir. Ancak teslimin bu kadar kolay olacağını kimse tahmin edemezdi.

TERÖR SİYASETİ

Yedi yılı aşkın süredir, Türkiye Suriye’de hep terörü destekledi. Türkiye sadece Kürtlere ve meşru Suriye devletine karşı tavır aldı. Teröre giden bütün güzergahlar, Türkiye topraklarından geçiyor. Diktatör Erdoğan, emperyalizme kuyrukçuluk eden siyaseti ile, sadece Türk ordusunun temsili başkanı değil, ona Suriye ve Irak;’ta savaşan tüm terör ordularının fiili başkanı demek, asla abartı değildir. Erdoğan, terörden söz ederken Kürtleri, rejim derken, Şii ve Alevi siyasetçileri kastetmektedir. Şimdiye kadar her teröristin yanında olmuştur ve Türkiye’nin sınırları ihlal edilmeden, hiçbir terör gurubunun yaşaması mümkün olamazdı.

İdlip’teki teröristler nereden beslenmektedir, silah tedariki nereden yapılmaktadır?

Haritaya baktığımız zaman, emperyalizmin Erdoğan’ın neden desteklediğini daha iyi anlarız.

BU SİYASET NEREYE KADAR?

Bir ülke, ekonomi politikası ile varlığını sürdürür. Sürekli savaş isteyen bir yönetimin ekonomisinin canlandığını görmek veya hayal etmek, çölde serap görmeğe benzer. Ekonomisi çöken bir ülkenin ayakta kalması, ancak emperyalizme hizmet süresince mümkündür. Oysa Orta doğuda baki kalan, ancak kadim halklardır ve bu halkların dayanışması ile her türlü maşanın kırılması, her istilacı gücün yıkılması mümkündür.

KARŞI STRATEJİ VEYA ÇÖZÜM

Emperyalizmin maşası Erdoğan Türkiye’si, sadece Kürtleri ve komşu ülkelerin meşru devletlerini hedef alıyorsa, karşı strateji de, bu halkların dayanışmasıdır.

Ortadoğu halklarının birliği, hiçbir dini tabanlı, mezhepçi veya ırkçı siyasetle mümkün olamaz O halde, mezhepçi, dinci ve ırkçı her yönetim, orta doğunun kadim halklarının düşmanıdır. Bu, tüm Ortadoğu için geçerlidir.

Ortadoğu ülkeleri, son paylaşım savaşında, BOP projesi ile birbirine kırdırlıldı. BOP projesi ise, bir İsrail projesidir, Amerika’daki büyük sermayenin projesidir. Antisemit damgasına aldırmadan bu gerçeği görüp, dile getirmek gerekir. O halde bu projeye hizmet eden herkes, kadim halkların düşmanıdır. Hiçbir kurtuluş, sırtını bu projeye dayayarak mümkün olamaz. Barış, asla bu kumpasa direnilmeden mümkün olmayacaktır.

Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, diktatörlüğün varlığını idame etmesi için en önemli unsurdur. O halde diktatörlüğe karşı en önemli mücadele, Türkiye’nin müdahale ettiği Suriye ile Kürt halkının dayanışmasıdır. Devletleri birbiri ile savaşırken dayanışan halklar, bu oyunu bozar. Orta doğuda güçlü bir devlet olmak demek, barındırdığı nüfusun tüm kesimlerine gelecek vaat eden ve bunu fiili olarak yaşatan siyasetleri yürüten devlet demektir. Bu siyaset, sadece kabarık nüfusu barındıran, Kürt, Arap veya Türkleri değil, Ermenilerden Süryanilere, Keldanilerden Yezidilere kadar olan her kesimi kapsadığı gibi, her inanç ve mezhebi de kapsamalıdır.

SAVAŞ KOŞULLARI VE DAYATILAN KOŞULLAR

Suriye’de Devlet ve Kürt halkını karşı karşıya getirmek, bir kurgudur, asla koşulların yarattığı bir durum değildir. Orada her halkın kendine bir gelecek araması mümkündür ve herhangi bir asimile söz konusu değildir. Suriye’deki dinamik dengeler, bunu göstermektedir.

Emperyalizmin silahları ve yapay ekonomik yardımları, uzun süreli bir yaşam politikası olamaz. Bu nedenle, son İngiltere seyahati ile seçim darbesi için icazet arayan diktatörün her an tökezlemesi mümkündür. Düzenin siyasi arenasından ümit beklemeden meydanların sürekli mücadele alanı haline getirilmesi, hayati bir öneme sahiptir.

Gerçekçi olmak gerekirse, emperyalizmi arkasına alarak siyaset yapmak, sadece kısa zaferleri müjdeleyebilir, ancak yıkımı engelleyemez. Bu nedenle diktatörün kısa ömürlü darbesi, kimseyi yıldırmasın.

Onu destekleyen batı, sadece kendini teşhir etmiştir. Batı kamuoyu ise, Ortadoğu cehennemi ile ilgilenip, gerçekleri görmekten acizdir.

Geriye kalan, kadim halkaların, ‘Artık biz bizeyiz’ anlayışıdır.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, sırf Kürt siyaseti gütmekle suçlanan HDP, aslında Kürt partisi kalmağa ve bu yolla siyaseti kısılmağa çalışılan bir parti olmuştur. Bence son seçimin en büyük galibi HDP olmuş, ancak diktatörlüğün hışmını kendine çekmiş durumdadır ki, ciddi bir mücadelede bundan kaçınmak mümkün olamaz.

Cemil Hayek

  1. 06. 2018