d8924e82a5e1740a6fb55618aebc31c0

Hasan H. YILDIRIM

24 Haziran 2018 seçimleri normal bir seçim değildi. Sonucu belli bir seçim oyunu oynandı. Türk egemenlik sistem sahipleri seçim öncesi kimin hükümet olmasını, kimin muhalefete kalacağını seçim öncesinde belirledi. Seçim sadece bir formaliteydi. Seçim olmadan önce devletin resmi bir kurumu olan Anadolu Ajansı (AA) seçim sonrası kamuoyuna sunulacak sonucu daha önce açıkladı zaten. Bu, bilinçli olarak sunuldu. Herkes buna uyulacak mesajıydı aslında. Ki uyuldu da.

Yoksa seçimle Recep Tayyip Erdoğan, ilk turda seçilecek oy almadı. Buna rağmen YSK resmi sonuçları açıklamadan Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferini ilan etmesi başlı başına bir sorundur. Kimi muhalefet adayları kırın mırın etse de devlet onların kulağına fısıldadı ve sesleri kesildi. Evet artık derin mi, alçak mi dersiniz keyfinize kalmış Türk devlet aklı bu süreci böyle örgütledi.

Bu dünden belliydi. Bir dönem daha Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı devlet nezdinde kabul görülmüştü. Bununla da yetinilnilmedi. Yanına ırkçı, faşist iki parti daha (MHP ve İYİ Parti) monte edildi. Bu da tesadüf değildir. Seçimde bu her iki partinin kazandığı şüphe götürür. Bu arada HDP’ye yol verildi. İstenseydi HDP baraj altı bırakılabilinirdi. Nihayet Kürdistan’ın büyük şehirlerin oy sandıkları toplu olarak askeri helikoptere konuldu. Bilinmeyene yol aldı. O sandıklarla da oynanıldı. HDP daha fazla oy aldığı kanısındayız. Kuşkusuz bizimki tahmin. HDP’ye niye baraj aşılmasına göz yumuldu meselesi çok boyutlu bir sorun. Ayrıca incelenmesi gerekir.

Biz bu gelişmenin olacağını 19 Haziran 2018 günü şöyle haberleşmiştik:

“Aldığımız bir bilgiye göre, Türk derin devleti; içte ve dışta Kürd/Kürdistan sorunu karşısında topyekün savaş yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmasını ama onu kontrol edecek, dengeleyecek, toplumu rahatlatacak, nefes almasını sağlayacak güçlü bir muhalefetin 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde meclise girmesini istemektedir. Bu nedenle HDP’nin baraj altında kalmamasını arzulamaktadır. Bu konuda ne gibi tedbirlerin alındığını bilmemekle birlikte “CHP ile HDP’nin anlaştığı, vekil seçiminde HDP’yi destekleyecekleri,“ kimi çevrelerce dilendirilmektedir. Böylesi iddialar var. Ne kadar doğru bilmemekle beraber üzerinde ciddi olarak düşünülürse Türkiye için en sağlıklı bir düşünce olduğu görülmektedir. Devlet aklı işte budur. Bu politikanın Kürdler açısından getiri ve götürüsünün bilince çıkarılması ayrıca önem arzetmektedir.“

Bu haberimiz üzerinde spekülasyon yaratılmaya çalışıldı. Fakat biz haber kaynağımıza inanıyorduk. Uzun süreden beri bize gelişmeler öncesi aktarılan bilgilerin aynısının doğrulandığına bizi takip eden okuyucularımız da şaittir. Ki 24 Haziran seçimleri için dediği de çıktı.

Devlet aklı Recep Tayyip Erdoğan’ı niye bir dönem daha başkan olmasını istedi diye düşünmek gerekir. Hepimiz birlikte şu süreçte olan biteni takip ediyoruz. Yaşadığımız coğrafya savaş alanı. Bölge yeniden dizayen edilmek isteniliyor. ABD’nin öncülüğünde Batı, eski statükoya yönelmiştir. Bunlar da sömürgecilerimiz oluyor. Irak ve Suriye’nin durumu ortada. İran’a karşı izlenen politika biliniyor. Türk devleti sıranın kendisine geleceğini, kendi bekasının tehlikede olduğunu görüyor. Buna göre kendini örgütlüyor. Kendini büyük savaşa göre organize ediyor. Bu süreçte kişi olarak Recep Tayyip Erdoğan ve temsil ettiği Müslüman Kardeşleri (İhvan ı Müslüm) buna uygun görüyor. Savaş delisi bir kişilik. Dahası harekete geçirecek geniş bir cihatçı kesim var ortalıkta. Sistem sürece uygun adamını bulmuş. Onu da MHP ve İYİ Parti ile kontrol etmek istiyor. Devlet aklı, 24 Haziran seçim sonucunu böyle öngördü. Öngördüğünü gerçekleştirdi.

Bunu biraz açmakta yarar var. GOP (GENİŞLETİLMİŞ ORTA DOĞU PROJESİ) Türklerin uykusunu kaçırmıştır. Beka kaygısı yaşamaktadırlar. Irak ve Suriye’nin halini görüyorlar. İran çembere alınmıştır. Aynı akibete uğrayacaklarına inanmaktadırlar. Bunu savmak için bu işin sadece Kemalist milliyetçilikle olmayacağını görünce islami ideolojiyi milliyetçiliğe monte ettiler. Süreçi bununla kotaracağına inanıyorlar. Bu iş için Recep Tayyip Erdoğan ve temsil ettiği çizgiyi bulunmaz bir fırsat biliyorlar. Ekonomik krizi ancak Katar ve islami devletlerden alacağı yardımla aşılacağına inandılar. Ki bunun çok faydası da görüldü. Ve yine bu islami ülkelerden Kürdlere karşı savaşacak cihatçı bulma da İhvan-ı Müslüm ideolojisi ile olacağına inandılar. Bu konuda da başarılıdırlar. Efrin işgali gibi zaferlere ihtiyaçları vardır. Bunu da bu çizginin başaracağına inanıyorlar. Bu nedenle 24 Haziran seçimlerinde bu çizgiyi tekrardan iktidara taşıdılar. Yani Türk egemenlik sistem sahipleri, bu dönemi en azami başarı sağlayabilmeleri için Recep Tayyip Erdoğan ve temsil ettiği çizgi ile yapılanmaya gitmiştir. İşin esası budur.



 

 

Devlet aklı böyle organize etmemiş olsaydı Recep Tayyip Erdoğan kazanamazdı ve o her iki faşist parti meclise giremezdi. Faklı yönelimler ortaya çıkardı. AKP ve MHP dışındaki partiler ayrı ayrı adaylarla değil tek bir aday ile cumhurbaşkanı seçimine girilseydi şu anki tablo ortaya çıkmazdı. Bunun yolu ayrı ayrı adaylarla girilmesiyle daha baştan kesildi. Devlet aklı isteseydi bunu önleyebilirdi ama önlemedi.

 

 

Olan oldu. Karşımızda Recep Tayyip Erdoğan, artı MHP ve İYİ Parti var artık. İşte size Türk savaş cephesi. Bu cephe Kürdlere karşı savaşı giderek tırmandıracaktır. CHP’ye gelince eylemsel bir gücü olmasa da söylemleriyle bu savaş cephesinden geri kalır yanı olmayacaktır. Geriye HDP kalıyor. Bilinen Türkiyeci söylemini tekrar etmesinin ötesinde söyleceği bir sözü olmayacaktır. Bol bol “kardeşlik“ söylemini tekrarlayıp duracaktır.

 

 

Devlet aklı böyle uygun gördü görmesine de peki Recep Tayyip Erdoğan ve yanına monte ettiği ırkçı, faşist partiler cephesi Türkiye’yi baş aşağı giden siyasi ve ekonomik krizden kurtarabilecekler mi? Uluslararasılaşan Kürd/Kürdistan sorununun çözümünü engeleyebilecek mi? Siyasi ve ekonomik kriz hem içte, hem dış dünya ile ilişkilerinden dolayı giderek derinleşecektir. Türkiye toplumu nasıl karşılar bilinen bir durum. Devletin bekası deyip duracak. Yönetimin arkasında duracak. Geçmiş tecrübelerden çıkan sonuç budur. Burada kimse Türkiye’de bir kalkış beklemesin. “Yok dipten gelecek dalgaymış, yok devrim arifesiymiş, yok devrimler ülkesi Türkiye‘ymiş,“ deyip ne kendilerini, ne de başkalarını kandırmasın.

 

 

Türkiye bu politika ile yönetilecek. Sarılacağı sopa her zaman olduğu gibi savaş sopası olacaktır. Bu sistem savaşsız duramaz. Savaş demek demokrasinin rafa kaldırılması demektir. İnsan haklarının ihlali demektir. Sorunları çözümsüz bırakmaktır. Başka da bu toplum yönetilemez. Yüzyılların ruh halidir. Aç kalır, çıplak kalır ama savaşsız olmaz.

 

 

Muhalefet mevcut iktidardan farklı değildir. Hamuru aynı mayla mayalanmıştır. Bir yüzyıldı iktidardı. Mevcut iktidardan farklı bir icraatı olmadı. Toplumu kutuplaştırdı. “Türk’ün Türkten başka dostu yok,“ deyip dış dünyaya düşman gözüyle baktı. Dış düşman bulduğu gibi iç düşman zaten vardı. Bu coğrafyanın kadim milletleri vardı. Laz‘dı, Pontus‘tu, Ermeni‘ydi, Asuri-Suryani‘ydi, Kürd’ü vs. “Ülke bölündü ha bölünecek,“ deyip bu milletlere düşmanlığı kendine Türk denilen göçebe, muhacir topluma empoze etti. Göçmen muhacirler de “gidecek başka bir yerimiz yok,“ deyip Türkçülüğü sinesine çekip Kürd’ün ve diğer yerli toplulukların ülkesini sahiplendi. Bu da yetmedi. “Ya sev, ya terk et,“ deyip yerli toplumları kendi ülkelerinde sürme yolunu gösterdi. Mevcut iktidar da bugün, bu politikayı muhalefeten devr alarak sürdürüyor.

 

 

Anlaşılması gereken şudur. Türk toplumu iktidar ve muhalefetiyle “devletin ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğü“nün bekçileridir. Korkuları ülke bölünmesidir. Korkunun sebebi vardır. Çünkü bu ülke onların değil. Kılıç, kalkanla ele geçirilmiş, top, tüfek, baskı ve şiddetle korunmaktadır. Toplum ha keza. İsmi Türk ama ortada Türk yok. Sağdan soldan gelen göçebe mühacirdirler. Veya yerleşik topluluklardan devşirilenlerdir. Farklı milliyetlerden gelseler de ortak kimlikleri Türklüktür. Bu da bu toplumun en zayıf halkasıdır. Heran dağılacak korkusu yaşanıyor. Bunları bir arada tutan çimento Kürdlerdir. Kürdler koparsa ortada Türk denilen bir toplum kalmaz. Bunu bilen devlet erkini elinde bulunduran bu farklı milliyetlerden elit tabaka ne pahasına olursa olsun Kürdler, Türk denilen toplum içinde eritilmeli politikasını bugüne kadar yürütüler, bugünden sonra da sürdürecekler.

 

 

Türkiye’de toplumsal sorunları çözecek aktörler henüz yok. Var olduğu iddia edilen Kemalist güçler, zaten bu devleti kuranlardır. Kendini “Altıok“ ile ifade etmiş. Bundan vaz geçmez. Bunların çözüm gücü olmayacağı gerçeği ortada. Çözümcü olsalardı zaten devleti Müslüman Kardeşlere (İhvan ı Müslüm) teslim etmezlerdi. Ki onlara göre de Türk bekasını bu süreçte ancak bu ekip koruyabilir. Fakat bu ekibin de bunu başaracağı yok. Yok, çünkü sorun onları aşmış, uluslararası bir sorun haline gelmiş ve müdahalesine maruz kalmıştır. Her ne kadar Türkiye dirense de bu sorunun çözümü kaçınılmaz hale gelmiştir.

 

 

Nedir sorun?  Genelde Orta Doğu’nun, özelde Türkiye’nin tüm sorunlarının çözüm anahtarı Kürd/Kürdistan sorunudur! Bu sorun çözülmediği sürece, Türk egemenlik sistemi mevcut politika ile toplumu yönetmeye devam edecektir. Sistem bunu pratikte yönetecek adam bulmakta zorlanmaz. Bugün Recep Tayyip Erdoğan olur, yarın bir başkası ama mevcut sistemin korunması daima esas alınır.

 

 

Umut uluslararası müdahalededir! Yanı sıra Kürd siyasetinin Kürdistani bir politikada karar kılmasındadır.

 

Haziran 2018