920B0C1D-D86E-4A7F-9E64-D6D0FA507A9F

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Türk yönetim biçimine uygun baskın seçim “kazasız, belasız,“ bitti. Yasak, baskı, tehdit, alavere, dalavere, çalma, çırpma eşliğinde sonu daha evvel beli olan seçim “demokratik“ olarak kamuoyuna sunuldu. Durumun böyle olacağını daha evvel ki paylaşımlarımızdan dile getirmiştik. Ki bu tespitimiz sonra daha seçim olmadan devletin resmi kurumu olan Anadolu Ajansı (AA) tarafından resmi sonuç olarak kamuoyuna sunması bunun ispatıydı. Seçimin daha evvel devletin derinlerinden pişirildiği resmiydi. Kimse oralı olmadı.

İtiraz edeni de olmadı. Ne görüldü, ne işitildi, ne de dile getirildi, hani ortada üç maymunu oynayan siyaset canbazları ve başlarında derin devlete olunca.

Mevcut sistem karşıtı halkın itirazı mı? Onları geçin! Takan yok. Ki bu sistemin ruhuna da uygun. Var olmanın yok sayıldığı bir sistem. Başından sonucu beli bir seçim olacağına rağmen halk olur ya taş kuşa değil, kuş taşa değer umuduyla tüm engelemelere rağmen sandık başına canı, kanı pahasına gitti. Kanı döküldü.

Halk irademi sandığa yansıttım diye dursun, halkın iradesi çöpe, Recep Tayyıp Erdoğan, AKP’si ile esamesi okunmayan ırkçı, faşist partilerin hanesine sandıklar oyla dolduruldu. Çünkü sandıkların kilidi sistemin siyasallaşmış polis, asker, ırkçı, faşist cihatçıların elindeydi. Halkın irade beyanıyla oynamamak için bir sebebleride yoktu. Zaten Recep Tayyıp Erdoğan ve AKP’nin seçimle gitme diye bir düşünceleri de yoktur. “İhvan ı Müslüm“ (Müslüman Kardeşler) iktidar koşullarında demokratik yollarla iktidarın terk edildiği görülmemiştir. Silahla tasfiye edilme dışından bu işin başka bir yoluda yoktur.

Adam askeri, istihbaratı, polisi, yargıyı denetimine almış. Siyasallaştırmış. Yanı sıra yüzbinleri bulan cihatçıyı silahlandırmış. Kendini iç savaşa göre konumlandırmış. Bu koşullarda adam iktidarı bırakır mı? Hele ki arkasında derin devletin desteğide varken.

Daha evvel demiştik. Derin devlet böyle öngörmüştü, iç savaşa yol vermeden beklenen sonucu tezahür ettirecek dedik. Kimsenin bunu değiştirme gücüde olamazdı ki olmadı da. Bırakın seçim hilesininin açığa çıkmasını, itiraz isteminde bile bulunulmadı. Kimse buna cesaret bile edemedi. Çokça umut bağlanan, yere, göğe sığdırılmayan, kurtuluş diye sarılan muhalefet aday adayları kuyruğu kısıp, sıra kadem bastılar. Şimdiye kadar kayıplar. Bulan ailesine haber versin durumu yaşanıyor.

Durum bir kez daha gösterdi ki seçimler bir tiyatrodan ibarettir. Asıl olan sistemin çıkarıdır. Burada halkın istemlerinin bir önemi yoktur. İradesinin bir önemi yoktur. Ondan oy isteyen siyaset canbazlarının onun iradesine sahiplenmesi yoktur. Her şey sistemin kanatları arasında derin devletin gözetiminde kapalı kapılar ardında pişirilir. Halkın payına düşen sadece ve sadece umutsuzluk olur.

Türk yönetim biçimine uygun bir durumdur. Gerekçe de: “Devletin bekası!“ Devlet dendin mi orada durulur. Sosyalı, asosyalı, üniformalısı, üniformasızı, cahili, okur-yazarı, istisnalar hariç toptan yapalım kendilerine Türk diyen toplumun kendisi “vatan, millet, sakarya,“ amentüsü ile nöbete yazılır.
Buna itiraz mı, mazallah yenilecek damga hazır: “Vatan haini“(!) Baskının, sömürünün, açlığın, hırsızlığın, tehditin önemi burada kaybolur. Önemli olan sistemin bekası!

Hani sisteme ne deniliyordu? İslami-faşist! Faşist niteliği cumhuriyetin kuruluşundan beri var. İslami nitelik AKP ile monte edildi. Kürd milleti için bunun bir de fazlalığı var. Sömürgecilik! O da, Osmanlıdan beri var.

Şimdi toparlayalım: Neymiş Türk egemenlik sistemin karekteri? Sömürgeci, islami, faşist devlet.

Kim ne bekliyordu bu devleten? Bu devletin uygulaması ne mi olurdu? Dediği açık ve net. “Bir tek benim borum öter,“ öttürüyorlarda.

Mevcut sistem muhalifleri mi? Oynanan oyunun sadece piyonu. Bu koşullarda sistemi seçimle veya demokratik yollarla değiştireceğiz söylemleri kendilerini kandırmanın argümanı olur. Tutar mı? Tutmaz! Yenilen pehlivan güreşe duymaz misali, “bu sefer olmadı, gelecek seçime,“ der ve bu oyun yüzyıldır oynanılır durulur. Burada da kandırmacada devrede. “Yenildik… ama ezilmedik“(!)

Ortada aktör olmayınca olan biten bu olur. Burada “boykot“un bir önemi yoktur.

Bakınız!

Bu yöntemlerle Türk egemenlik sistemini değiştirmek mümkün değildir. Türk egemenlik sistemi tekçi, katı, esnemez, ancak kırılır.

Kırmanın yolu mu? Tüm mücadele biçimlerini küçümsemeksizin ancak bu işin silahla olacağı unutulmamalıdır. Bu hem Anadolu ve hem Kürdistan halkı için böyle. Çünkü sistemin karekteri bunu emrediyor.

Duruma Kürd millet penceresinde bakıldığında seçimin Kürdlere verdiği mesaj şudur: Başınızın çaresine bakın. Milli çizginizden direnin. Adres olarakta dağı işaret etti.

Recep Tayyıp Erdoğan ve AKP’nin yeniden seçilmesi ve ırkçı, faşist, Kürd düşmanı MHP ve İYİ Parti’nin yanına monte edilmesi önümüzdeki sürecin Kürdlere karşı topyekün bir savaşın sürdürüleceğini gösteriyor. Bu savaş sıradan bir savaş olmayacaktır. Belki de son Kürd-Türk savaşı olacaktır.
CHP’ye gelince bu süreçte söylem de bu savaş cephesini aratmayacaktır.

HDP’nin bu koşullarda kulanacağı pek fazla kozu yoktur. Diyeceği şudur: “Kürdleri, alevileri ötekileştiriyorsunuz. Kardeşlik yara alıyor. Bu politika ile Türkiye’yi bölüyorsunuz, Savaşa hayır,“ demenin ötesinde ne bir söylemi olacaktır, ne de mevcut durumu değiştirebilecek yaptırım gücü vardır.

Umut dağdadır. Dağında tıpkı bir bütün olarak irili, ufaklı legal Kürd siyaseti gibi politik duruşu pek umut verici değildir. “Halkların kardeşliği,“ “Demokratik cumhuriyet,“ “Birlikte yaşam“ söylemi sürdürüldüğü müddetçe de umut vermeyecektir. Bu politika Kürdlere bir statü kazandırmayacaktır.

Oysa millet olarakta, uluslararası koşullar açısındanda Kürdleri statü sahibi yapacak başka yol vardır. O yol da; milli bir politika zemininde ve milli birlik ile bağımsızlık hedefine odaklanmaktır. Kürdlerin ve bölgemizi yeniden dizayen etmek için gelen güçlerin istemi de budur.

26 Haziran 2018