bcf875b40bb6711c00d90334eeabcc68

Hilal NESİN

Yazıma başlamadan önce ilk yazıma gösterdiğiniz ilgi ve alaka için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ben değil de, yazımdan geçiş yapan sözcükler acayip şımardı. Hatta Doğu Perincek’in aldığı oy sayısından daha fazla kişi okumuşmuş diye böbürlendiler.. Bol bol yazasımız, söyleyeşimiz var. Bunu söylememe gerek var mı bilmem. Hepinizin de bildiği gibi olağan dışı bir süreçten olağan olmayan şartlarda, tuhaf korku filmlerini aratmayan bir seçimden geçtik.

En azından geçtiğimizi sanıyorum. Belki de uzun süre orada kalacağız. Çok badireler atlatmış bir toplum olarak belki de “bu geçiş nedir ki biz ne korkunç zamanlardan geçtik” diyorsunuzdur. Benden büyüklere yani 12 Eylül zindanlarında günlerce işkencede kalmış büyüklerime “haklısınız” derim ama onlar da şu an yaşananın o günlerden farksız hatta daha da kötü olduğunu söylerlerse şaşırmam. Zira o dönemi okuduğumda “Türk-İslam Sentezi Projesi” parti kimliğine bürünüp bu kadar kasıp kavurmamıştı siyaset meydanlarını. Haa Erbakan derseniz de anlarım lakin gücü diktatörlük yapmaya yetmemişti. Onlar söylemese dahi şu yaşanan seçim bir trajedi değil miydi? Eli kolu bağlanmış cezaevine atılmış bir cumhurbaşkanı adayı ve partisi metropollerin çıkmaz sokakları gibi karma karışık karakterlerin idaresinde olan bir partinin adayı, gereksiz bir aday, gerekli ama olmasa da olur iki aday daha.

Darbe olduğu gece “bu bir tiyatro oyunu” diyenlere bazı tiyatrocu arkadaşlarım kızmıştı yok efendim “tiyatro demeyin biz böyle şeyler yapmayız” gibi söylemlerde bulunmuşlardı. Kendilerine katılmıyorum. Evet efendim, bal gibide tiyatro oyunu! Biz böyle şeyleri oyunlaştırıp sahneye taşıyanlar değil miyiz? Tiyatronun tarihine göz atanlar bilir, siyasetin alavere dalaverelerini aşikar etmek için başlatılan bir sanat dalıdır. O yüzden “kapatın tiyatroları” seslerini kendi çağında yaşamış tüm diktatörlerden duymuşuzdur.

Ben de, bu seçimde gözlemlediğim bazı olayları sahnelemek isterdim ya da istemekle kalmayayım yolum açık olursa sahneleyeyim. Mesela sahnelemek istediğim oyunun adı “Seçimmişmiş” olsun (oldu bile), kendini seçimde sanan bir sürü insan irili ufaklı rollerle seçime girmiş olalım, boğazı yırtılacak gibi konuşanları çılgınlar gibi alkışlayalım..

Anons!

“Oyunumuzun başlamasına beş dakika vardır, lütfen cep telefonlarınızın boğazını sıkıp sesini kısınız veya ayağınızın altına alıp çiğneyerek kapatınız. Bir daha sesi duyulmasın. Oyunda göreceğiniz kişi kurum ve olayların tamamı -buna siz seyirciler de dahil- hayal ürünüdür. Oyun bitiminde istediğiniz ürünü satın alabilirsiniz teşekkürler…”

Perde bir açılır pir açılır. Kucaklarda kırpık bıyıklı bir aday getirilir daha ayağı yere basmadan başlar konuşmaya: “Ke ke kekim vaaar, kö kö köprü yaptım” sonrası yok, geldiği gibi kucakta geri gider. Diğer adaylara sahnede zırnık yer yok, vermem sahne benim değil mi? Oyuncular bana ait değil mi? Dekorlar benim değil mi? Onlara yer yok işte bu kadar.

Derken uçarak bir sandık gelir oyuncuların başına düşer, sandığın başı kıçı oynuyordur, sandığın yanında üç müşahit, müşahitlerden ikisi kanka her pis işi yapmaya müsait. Oy kullanmaya gelenleri bahçe kapısının önünde ne idüğü belli olmayan elinde kalaşlikoflu adamlar karşılar, oyunun rengi kendi hayallerinin rengine uygunsa “buyur abi, buyur abla” oyunun rengi hayallerini yıkıyorsa ”öldürürüm bak” durumu mevcuttur. Oy kullanılan okulların arka sahnesinde yaşananlarsa OHALalağan üstü “ohaaa”lık durumdadır, okulun arka bahçesine giren otobüslerden çıkan karakterlerin kim olduğu belli değil, neci oldukları bellidir. Seyircilerin bilet paralarıyla maaşları ödenen ama seyirciye silah doğrultan üniformalılar otobüsten inen seyrek sakallıları güler yüzle tatlı dille karşılayıp ellerine verilen mühürde yazan “kek” yazısını badem bıyığın tam ortasına vurdururlar. Türk vatandaşı olduklarına dair en ufak bir bulgu yoktur ama onların da bu oyunda rolleri vardır. Diğer tarafta beş aday daha vardır ama onların var olduğuna dair ipuçları kaybolmuştur. “İpin ucu kimdedir uyyy aman/ipin ucu kimdedir uy aman/bir ucu IŞİD’tedir uy aman/bir ucu reğistedir uy ammannn” ezgisi dillerde olunca “bulana da aşk olsun” durumu yaşanmaktadır.

Aşure karışımındaki malzemelerden daha fazla karışıklıkta ve üzüm sirkesi tadında seçim, oldu da bitti maşallah nazar değmez inşallah, biter. Sandıklar, sandık sayıcılarına teslim edilir, sandık sayıcıları sayar sayar sayar, sonra sayılmaktan eksilen oylar sandıkçı başına teslim edilir. Sandıkçı başı sayılan oyu alır, yazar yazar yazar, yazı uçar oy kaybolur, sandık kırılır oy içinde kalır, dışarıdakiler söver söver söver.

Ve bir sessizlik kopar gelir “Pat, çat, sus, pus, koş, yok, gel, git, dur, ne?, kim?, oldu, sayı, kim?, tak, tuk, vay, oy, koy, ah, olmaz, olur, oldu, adam, hadi, kazandı, nah, yuh, kazandı… Veee heyyt, çat, çut…” seçim bitmiştir. Resmi ağız sandıktan yapılan balkona çıkar “demokrasi ne güzel şey di mi millet?” der perde kapanır, ışıklar açılmaz seyirci karanlığa dağılır… Hele bir dağılmasın da görsün! “Sivil darbe” yapmaya kalkan seyircinin üzerine kurşun yağdırmak oyunun yönetmeninin eline verileli çooook olmuştur. Hadi evlerinize dağılın şimdi…

Bu bir tiyatro oyunu olur mu? Olur. “Yok” demeyin olur olur bal gibi de zehir tadında bir oyun olur. Bu seçimden film, 4 sezonluk dizi olur. Belki de yaşasaydı Alfred Hitchcock bu senaryodan gece kuşağı izleyicilerini titretecek türden bir film bile yapardı. Gerçekler karşısında titremedik ama filmini izlerken it gibi titrerdik. En azından ben titrerdim, son sahneyi izledikten sonra ışığı kapatmaya korka korka gider, yorganı burnuma kadar çeker, uyumaya çalışırdım ama uyuyamazdım.
Sırada ki seçimi beklerken kim bilir kaç oyuncu gözlerimizin önünde telef olup göçürülecek. İnce bir sızı hissedeceğiz.

Ama “umut” denilen şey, dört duvar arasındaki ketıldan yaş nanenin üzerine dökülen sıcak suyun buharının burnumuzla buluşması gibidir…
Burnumuz ve biz ketıla ketıla güleriz halcağızımıza….