Bütün diktatörlerin benzer yanları vardır. Tüm diktatörlük rejimlerinde durum budur ; diktatör kaygılıdır, korkaktır, herkese şüpheyle bakar ve sonunda en yakınlarından başlamak üzere lokma lokma yemeye başlar. Hitler’den Mussolini’den biliriz bu diktatörlük kültürünün nasıl bir yıkım kültürü olduğunu. Ne etseniz kar etmez. Diktatör doymak bilmez ne verseniz daha ister dünyanın tüm servetlerini alsa da evinizdeki bir sandalyede gözü kalır misali her şeyi kendine bağlamak ve kendi denetimi altına almak ister. Hiçbir şeyin yetmediği süreçler başlayınca da içten içe beynini kemiren kaygılarla tasfiyelere başlar.

HER TÜRLÜ BAŞA BELADIR DİKTATÖR/DİKTATÖRLÜK

İster demokrasiyi kullanarak geldikleri iktidarda halkı ve aydın geçinen kesimi uyuşturup diktatörleşsinler, isterse demokratik olmayan yollarla ülkelerin başına bela olsunlar. Hepsinin benzer yanı açık veya gizli bir psikolojik bozukluğa hatta hastalığa sahip olmalarıdır. Bunlar hastalıklarını büyük özenle saklarlar. Amaçları için kullandıkları demokrasinin başa bela ettiği bu diktatör ruhlu liderler yolculuklarının her aşamasında siyaseti ve iktidarı ele geçirmek için çok iyi örgütlenerek yol alırlar. Dayandıkları toplum kesimini ya araç saydıkları yüce din değerlerini kullanarak ya da toplumu milliyetçilikle aldatan/uyuşturan algı yöntemleriyle ‘ikna!’ ederler. Ülkenin kendisi gibi düşünmeyen aydınlarını korkutarak baskı altına alarak hatta arada bir bir kaç tanesine fiziki şidet uyguluyarak sustururlar. Aydın geçinenleri ise büyük bir duyarsızlık içinde azınlığın çoğunluk üzerindeki baskısını izlerken özgür olduğu iddia edilen medya her tür despotik baskıyla konuşamaz ve yazamaz hale gelir. İstenen ortam sağlanmış ve artık içinde diktatörlük özlemi taşıyan hasta politikacının önünde bir engel kalmamıştır. Böyle bir lider aldatma, farklı görünme, acındırma yöntemlerini kullanarak iktidarı ele geçirir. Ardından da baskı yöntemlerini kullanarak diktatör olmak için gerekli büyük güce sahip olur. Böyle bir muktedirin artık millete verilecek hesabı kalmamıştır. Millet ondan değil o herkesten hesap sormaya başlar! Çünkü basın da, yargı da, asker de, polis de, bürokrasi de onun oyuncağıdır artık.

HİTLER VE HİTLERLEŞEN POLİTİKACILAR 

Hepiniz kimden söz ettiğimi anlamışsınızdır elbette; evet tamamen milli ve yerli Hitler’den söz ediyorum. Tamam da demokratik yollarla iktidara gelmiş olmasına rağmen Hitlerleşen politikacılar yok mu? Hitler örneğinden yola çıkarak hiç bir zaman akıldan uzak tutulmaması gereken bir gerçek var. Eğer bir politikacının beyin fonksiyonlarında veya ruh sağlığında bozukluk varsa ülkesine büyük zararlar verebilir. Çünkü ruhunda diktatörlük özlemi yatan hasta bir siyasetçi iktidarı ele geçirirse hem iç ve hem de dış politikada yapmayacağı şey yoktur. Hele de o ülkenin halkı aldatılmaya yatkınsa !

HİTLER’İN RUH HASTASI OLDUĞU ANLAŞILSAYDI

Henüz yükselme aşamasındayken Hitler’in ruh sağlığının bozuk olduğu anlaşılsaydı da “ruh hastası” diye devre dışı bırakılabilseydi, dünyaya da ülkeye de bu denli zarar verebilir miydi? Kimileri Hitler’in manik- depresif ve Parkinson hastası olduğunu, kimileri de epileptik olduğunu yazıyorlar. Keşke bir doktor, o daha çömezken, onun epilepsi nöbetini görseydi ve anormal davranışlarını saptayarak, “Bu adam siyasetten uzaklaştırılsın!” diye rapor verseydi! Hem ülke hemde dünya için bundan büyük bir iyilik olabilir miydi? Hitler, ruh sağlığı bozuk olan politikacılar için en uç örnek olarak bilinir ama ne yazık ki, onu taklit eden ve onun gibi güç zehirlenmesi olmuş çok sayıda politikacı var günümüzde. Bunlar, sadece kendi ülkelerini değil, ülkelerinin bulunduğu bölgeleri ve hatta dünyayı bile tehdit etmektedirler.
Hitler’in her gün 28 ilaç aldığını biliyorsak da, bu ilaçların neler olduğunu ve içinde onun ruh hastalığına ve epilepsiye iyi gelen bir ilacın olup olmadığını bilmiyoruz. Bugünün epilepsi tedavisinde çok başarılı sonuçlar alınıyor. Ancak buna rağmen, tedavinin kimi zaman yan etkileri olabiliyor. Bu yan etkilerin sonucunda, kimi zaman hastayı alt üst eden ruhsal değişiklikler ortaya çıkabiliyor. Bunun yanı sıra bir başka tehlike daha var. Epilepsi tedavisi almakta olan diktatör ruhlu bir liderde, bir de metabolizma bozukluğu örneğin şeker hastalığı varsa, işler daha da karışabilir. Böyle bir lider yoğun çalışma temposu içinde yaşayabileceği travma nedeniyle hele de diyabet ve epilepsi tedavilerini aksatmışsa her tür belirtiyle karşılaşabilir. Huzursuzluk, saldırganlık, terleme, uyku hali, hoşgörüsüzlük, ağzına geleni söyleme, tehdit etme gibi fiziksel ve ruhsal bozukluklar bunlardan birkaçıdır.

DEMOKRASİ’Yİ KULLANARAK

Bugün demokrasi ile yönetilen ülkelerin önündeki en büyük tehlike demokratik olmayan ülkelerin varlığı değildir. Tehlike; Hitler gibi demokrasiyi kullanarak iktidara gelen ama sonrasında güç zehirlenmesine uğrayıp diktatörleşen politik liderlerin varlığıdır. Demokratik yollarla kendi diktatörünü yaratmış bir ülkenin yurttaşı,”Canım o kadar da değil !” diye gerçekleri saptırma yoluna gidebilir. Ya da “Senin diktatör dediğin o adam, ülkesine ne iyilikler yaptı biliyor musun?” diye sorabilir. Unutulmasın ki tarihin en kanlı demokrasiyle gelmiş diktatörlerinin başında gelen Hitler’dir ve Hitler de ülkesine büyük iyilikler yapmıştı. Her şeyden önce ülkesinin sanayi gelişimini sağlamıştı. Bir de itiraf ediyorum bana çok sevimli gelen bir şey daha yapmıştı; sigara ile mücadeleyi başlatmıştı.

 

İrlandalı yazar Edmund Burke’nin “Hitler Kötülüğün Yükselişi” adlı daha sonra filmi de yapılan kitabında söylediği iki şeyi akıldan çıkarmamak gerekir: 1- “Hitler Alman halkına uyguladığı psikolojik savaşla onları aptallaştırmıştır.” 2-“Hitler kötülüğünün başarı kazanmasının nedeni iyi insanların seslerini çıkarmadan onu sadece seyretmiş olmasıdır” diyor. Ne dersiniz başkanlık sistemine aday olan (!) ülkenin aydınları ülkeleri adım adım diktatörlüğe giderken, Edmund Burke denen kişinin saptamalarını biliyor olabilirler mi?

Fecri DOST-Mezopotamia NEWS